TÜRKİYE’DE NEDEN YENİ MEDYA OKURYAZARLIĞI POLİTİKASI GEREKLİ?

Kasım 30, 2014

Yazan: Prof.Dr. Mutlu Binark, Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi
Yeni medya ortamlarının gündelik yaşam akışımıza dahil bileşenlerden olduğu artık yadsınamaz bir gerçek. Artık yeni bir toplumsal eko-sistemde içerisinde yaşamaktayız. Bu yeni eko-sistemde çevrimiçi ve çevrimdışı yaşantılar arasında ayrımın kalmadığını, yeni medyanın çevrimdışı ilişkilerimiz ve deneyimlerimiz üzerinde farklı etkiler yarattığı, sosyalleşme biçimlerimizin değiştiğini ve tanıdıklar arasındaki ilişkilerin arayüzey dolayımıyla bir akış içinde süreklilik kazandığını döyleyebiliriz. danah boyd’un deyişiyle yeni medya ortamları tarafından oluşturulan “ağlaşmış kamu” içinde yaşamı tecrübe etmekteyiz (2014). Bu yeni eko-sistemde varoluşumuzu; süregiden bir akış içinde içerik üretme; olası izleyiciler/kullanıcılar için görünme/görünür olma hali; gelen veyahut ürettiğimiz içeriği yayma-dağıtma hali ve içerik arama hali şeklinde deneyimlemekteyiz…Bu yeni toplumsal eko-sistemde bireyselleşmiş kullanımlar gerek endüstriyel olarak hem teşvik hem de temin edilirken, kullanıcı da giderek daha fazla kendi içeriğini üretmektedir. Bu olgular bizi “katılımcı kültür”den, “yurttaş gazeteciliği”ne, trollükten, nefret söylemine, gayri maddi emek olarak kullanıcının enformasyonel kapitalizmdeki asli rolüne, veri madenciliği ve büyük veriye değin kullanıcının ürettiği içerikler üzerine farklı tartışmalara yönlendirir. Yeni medya dolayımı ile yeni eko-sistemdeki varoluşumuzu ve deneyimlerimizi çeşitli ve farklı kavramsal ve kuramsal araçlarla birlikte düşünmek ve irdelemek önemlidir. Aksi halde, özellikle Türkiye’de olduğu üzere siyasi aktörler ve anakım geleneksel medya tarafından sıkça yapıldığı gibi, ya hamasi tekno-determinist politikalar üretilir ya da yeni medya ortamlarına yönelik panik söylemi. Örneğin, TUİK’in 2004-2014 Bilgi Toplumu İstatistiklerine baktığımızda toplumda bireylerin giderek daha fazla artan oranda bilgisayar ve İnternet kullandığını görüp, “Türkiye bir enformasyon ve ağ toplumuna evriliyor”, “her çocuğa bir tablet veriyoruz” vb. söylemler rahatlıkla üretilebilir. Oysa aynı istatistiklere gerek sahiplik gerekse dijital beceriler konusunda toplumsal cinsiyete, toplumsal statüye, yaşanılan yere ve etnik kökene göre eşitsizliklerin varolduğunu gösteren “dijital uçurum” kavramı ile bakarsak, İstanbul ve Marmara bölgesinde İnternet kullanım oranı ile Güney Doğu Anadolu bölgesindeki kullanım oranı arasında neredeyse %20’lik bir farkın olduğunu görebiliriz. Türkiye’de toplumsal cinsiyetler arasındaki eşitsizliği bilişim ve enformasyon teknolojileri kullanımında da görmek mümkündür. Görüleceği üzere, dijital uçurum olgusu ortadan kalkmamış, tam tersine toplumumuzda mevcut ekonomik, siyasal ve kültürel eşitsizlik ilişkileri devam ettikçe, bilişim ve enformasyon teknolojileri kullanımı konusundaki eşitsizlikler de var olmaya devam edecektir. Hiç kuşkusuz, bilişim ve enformasyon teknolojileri alanında varolan bu eşitsizlikler aslında çalışma yaşamından, eğitime, sağlığa, kültürel ve siyasal katılımdan, özel alanın düzenlenmesine değin toplumsal yaşamın her alanına egemen olan neo-liberal ekonomik politikalardan ve muhafazakâr siyasetin kamu yönetimindeki pratiklerinden beslenmektedir ve bu politika ve uygulamalara yönelik eleştiriden ayrı tartışılamaz ve çözülemez.

Yasal ve siyasi politika uygulamalarından kaynaklanan ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakları konusundaki sorunlar, ağ altyapısının ekonomik sahipliğinden kaynaklanan tekel altyapısı ve ağ tarafsızlığı gibi sorunlar bir yana bırakılırsa, yurttaşın kullanıcı olarak kendisinin ürettiği sorunların da olduğu belirtilmeli. Kullanıcı türevli içerik üretiminden kaynaklanan sorunların başında, Facebook’da Twitter’da farklı cinsel kimlik yönelimlerine, azınlıklara, farklı mezhep aidiyetlerine, Suriyeli mültecilere yönelik nefret söylemi gelmektedir. Nitelikli içerik üretimi sorunuyla ilişkili bir diğer sorun da yeni medyada tek boyutlu bir beslenme alışkanlığına sahip olma durumudur. Yeni medya denince çocukların, gençlerin aklına hemen Google, Facebook, YouTube, Twitter ve What’s App gelmektedir. Kullanılan ortamların tek tip bir beslenme alışkanlığa dönüşmesi, aslında yeni medya okuryazarlığı konusunda bir yoksunluğa işaret etmektedir. Dolayısıyla yeni medya araçlarına erişmek ve sahip olmak dijital uçurumun ortadan kalkması için yeterli değildir. Hargittai’nin de altını çizdiği gibi aslında dijital becerilere sahiplik konusunda yurttaşlar arasında oldukça keskin eşitsizlikler söz konusudur. (2010). Çocuklar, gençler arasında dijital beceri eşitsizliklerinin görülmesini engelleyen, bir şekilde maskeleyen “dijital yerli” tanımlamasından bu nedenle vazgeçilmesini önermektedir Hargittai. Türkiye özelinde, yukarıda dikkat çektiğimiz üzere, kadınlar, bölgeler ve yaşlara göre ortaya çıkan dijital eşitsizlikler göz önüne alınırsa, yaşlanan nüfusa ve kadınlara yönelik olarak yeni medya okuryazarlığının geliştirilmesi için ivedilikle tekno-toplumsal politikanın geliştirilmesi, nüfusun bu kesimlerinin de yeni toplumsal eko-sisteme dahil edilmesi gerekmektedir.

O halde, ülkemizde BM İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye’de çocuk, genç ve yetişkin yurttaşları hedefleyen yaş, toplumsal statü ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden kaynaklanan bağlamları da içerecek yeni medya okuryazarlığı tekno-toplumsal politikası biran önce geliştirilmeli ve akademiden-kamu kurumlarına ve sivil toplum kuruluşlarına değin çok paydaşlı bir yaklaşımla bu politika uygulamaya geçirilmelidir.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/turkiye-de-neden-yeni-medya/gundem/ydetay/1976652/default.htm

29.Kasım 2014


Çeviri derlemeleri

Kasım 12, 2014

Yeni bir dünya için — McKenzie Wark derlemesi

wark-kapakSon versiyon: 3 Kasım 2014

(27 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler
— Çevirenin önsözü
— Toplumsal belirlenimciliğe karşı
— Thanatisizm’in doğuşu
— Bu halen kapitalizm midir?
— Yeni bir dünya için tasarımlar

~~~

İnternetler — çeviri derlemesi

borromean-kapakSon versiyon: 14 Kasım 2014

(52 sayfa — PDFLaTeX)

İçindekiler

— Başkan Reif Aaron Swartz üzerine MIT topluluğuna yazdı (Rafael Reif)

— Matematikçiler, neden konuşmuyorsunuz? (Charles Seife)

— NSA Üzerine (Matthew Green)

— AMS, NSA İle Bağlarını Koparmalıdır (Alexander Beilinson)

— Özgür yazılım bir politik felsefedir (Richard Stallman ile görüşme)

— Apple tarihin en sıkı dijital kelepçelerine sahip (Richard Stallman ile görüşme)

— “Etkin Yönetim Teknolojisi”: Intel donanımlarında bulunabilen müphem uzaktan kumanda (Vandewege, Garrett, Stallman)

— Bulutta Özgürlük (Slavoj Žižek)

— WikiLeaks özgürlük yanılsaması karşısında nasıl gözlerimizi açtı (Slavoj Žižek)

— İstanbul’da İnternet Yönetişim Forumu’nda nasıl ayakta kalınır ve ne gereği var? (Maria Farrell)

— İnternet ulusu? (Milton Müller)

— İlkeler Bildirgesi (Radiobubble)


Dijital Gözetime Karşı Farkındalık ve Kem Gözlere Şiş Haftası

Kasım 12, 2014

kemgozleresis_haftasi

Etkinlik broşürü için tıklayınız. (PDF)


İnet 2014 Programı belli oldu…

Kasım 12, 2014
İnet 2014 programı belll oldu…

http://inet-tr.org.tr/inetconf19/program.html


8 Kasım Aaron Swartz Day…

Kasım 7, 2014

Swartz’ın 28. yaşında Internet’s Own Boy’u izleyelim: https://www.youtube.com/watch?v=vXr-2hwTk58

8 Kasım’da Swartz’ın anısına dünyanın farklı kentlerinde hackathonlar gerçekleşecek. Bilgi için bakınız:http://www.aaronswartzday.org/


“Dijital Gözetime Karşı Farkındalık ve Kem Gözlere Şiş” Etkinlikleri 27-28-29 Kasım 2014 tarihleri arasında AÜ İLEF ATK Sanat Evi’nde…

Kasım 4, 2014

Alternatif Bilişim, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen “Dijital Gözetime Karşı Farkındalık ve Kem Gözlere Şiş” Etkinlikleri 27-28-29 Kasım 2014 tarihlerinde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ATK Sanat Evinde gerçekleşecek.

Teaser Link için: https://www.youtube.com/watch?v=dbwOWHduNps

Yeni medya ortamları, özellikle sosyal medya ortamları günümüzde yurttaşlar ve aktivistler için kendi sözlerini üretmeye, yaymaya, çoğaltmaya ve çeşitli toplumsal-kültürel-siyasal ve ekonomik sorunlar için örgütlenmeye, bir araya gelmeye olanak tanıyan etkileşimli mekanlardır. Katılımcı kültürün başta kullanıcı türevli içerik üretimi olmak üzere tezahür ettiği bu yeni kamusal alan, aynı zamanda teknolojiye gömülü olan bir diğer toplumsal-ekonomik ve siyasal olguyu da ortaya çıkartır: süperpanoptikon. Yurttaşın bilerek isteyerek bu dijital gözetim ağlarının bir parçası olması, diğer bir deyişle “dikizleme/gözetleme” olgusu bir yana,  gerek siyasi iktidar gerekse ekonomik iktidar kaynakları yurttaşları süregiden bir dijital gözetim altında kayıtlamakta, verileri eşlemekte, verilerden “makbul” ve “makbul olmayan”lar şeklinde profiller çıkartmakta, veri ikizleri üretmektedir. Vatandaşlık numarası uygulamasından tutun,  MOBESE kamera kayıtlarına, bankamatik çiplerinden, iris, parmak izi ve damar kesiti kayıtlamasına, cep telefonlarındaki küresel konumlandırma sistemiyle işaretlenmeye, sosyal medya hesaplarından, arama motorları taramalarında oluşturulan kullanıcı bilgileri, tercihleri ve alışkanlıklarına değin, yurttaşların fiziksel bedenleri dijital bedenlere dönüşmektedir.

Özellikle ağ yapısı üzerinden toptan gözetim altyapılarından geçen veri trafiğinin oluşturacağı dijital izler hem ticari hem de istihbari açıdan çok değerlidir. Gündelik yaşamda bırakılan ve üretilen bu dijital izler özellikle İnternet ve sosyal medya ortamlarında ard niyetli yönetimler ve iktidarlar tarafından yurttaşını “olağan suçlu” olarak etiketlemek için kullanılabilmektedir. Yurttaşın birkaç temel noktada bilinçlenmesi ve güçlenmesi bu konuda direniş için temel bir zorunluluk. Öncelikle kendi kişisel verilerimizin ve özel yaşamın gizliliğinin  ne kadar kıymetli olduğunun farkına varmalıyız. Bunu öncelikle kendimiz ve çevremiz için kabul etmeliyiz. Bu konu Türkiye’de önemli bir farkındalık sorunudur. İnsanların büyük bölümü için özel yaşamın gizliliğinin  maalesef evimizin içi hatta
yatak odaları ile sınırlı gözükmektedir. Oysa bu algının çapı dardır. Daha geniş bir algısal farkındalık sayesinde ancak Internet ve kullandığımız yeni medya ortamlarının nasıl ciddi tehditlere kaynak/zemin oluşturduğunu görebiliriz. Bu olgu da peki o halde yurttaş olarak nasıl korunabiliriz/neler yapabiliriz sorularını
beraberinde getirmektedir.

Alternatif Bilişim   Derneği, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi dünyada ve ülkemizde giderek artan toplumsal-ekonomik ve siyasal bir soruna dönüşen dijital gözetim olgusuna yönelik olarak 27-28-29 Kasım 2014 tarihinde Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ev sahipliğinde “Dijital Gözetime Karşı Farkındalık ve Kem Gözlere Şiş” haftası kapsamında bir dizi farkındalık ve bilinç yükseltme etkinliği planlamıştır. Etkinliklere herkesin katılımını bekliyor ve bu siyasal, ekonomik ve toplumsal olguyu tartışmaya, dijital gözetime karşı mücadele stratejileri geliştirmeye davet ediyoruz.

Hafta kapsamındaki etkinlikler:

  • Yaşamımızda Dijital Gözetim: Film Seçkisi ve Film Okuması

Film: Ölümü Beklerken (La mort en direct)

Yönetmen: Bertrand Tavernier

Film Okuması: Doç.Dr. Serpil Aygün Cengiz/A.Ü. D.T.C.F. Halk Bilim Bölümü

Gösterim: 27 Kasım 2014  Saat: 9:00-12:30 Yer: ATK Sanat Evi-Cebeci

Film: Fahrenhet 451

Yönetmen: Francois Truffaut

Film Okuması: Dr. Burcu Canar/Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi İletiim Bilimleri Bölümü

Gösterim: 28 Kasım 2014  Saat: 9:00-12:30 Yer: ATK Sanat Evi-Cebeci

  • Panel: Dijital Gözetim ve Gözün Gücü

Tarih: 27 Kasım 2014 Saat:14:00-17:00

Yer: ATK Sanat Evi-Cebeci

Moderatör: Prof.Dr. Mutlu Binark/Hacettepe Üniversitesi İletişm Fakültesi

Katılımcılar:

Prof.Dr. Seçil Büker /Gazi Üniversites İletişim Fakültesi “Anahtar Deliğinden de Üstün”

Dr. Gamze Göker/Alternatif Bilişim Derneği “Dijital Aktivizmin Dijital Gözetimle Paradoksal İlişkisi

Birkan Sarıfakıoğlu/Demokrat Bilgisayar Mühendisleri “Vatandaş Gözetimi ve E-Devlet Uygulamaları”

Şafak Dikmen/Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi “Televizyon 2.0 Döneminde Reyting Ölçümleri ve Televizyon İzleyicisinin Gözetlenmesi”

Panel kapsamında dünyada ve Türkiye’de dijital gözetim,  veri eleştirmesi  ve veri madencliği olguları ile göz’ün ve gözetlemenin iktidarı çeşitli örnekler üzerinden somutlanarak, tartışmaya açılacaktır.

  • Kem Gözlere Şiş Şifreleme Atölyesi:

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin siyasi ve ekonomik iktidar kaynakları tarafından kötüye kullanılması, kullanıcıların bu ortamları bilinçsiz kullanım pratikleri kişisel verilerinin güvenliğini ve özel yaşamın gizliliğini  tehdit etmektedir.  Fakat aynı teknoloji çözümleri de beraberinde getirmektedir.  Kem Gözlere Şiş projesinin amacı, özel yaşamın gizliliği hakkına sahip çıkmak isteyen kullanıcılara yardım etmek, onlara “kem gözlerden” korunmak için pratik bilgiler vermek ve bu konuda genişleyen bir topluluk oluşturmaktır. Kem Gözlere Şiş projesi işte bu ihtiyacı duyan insanın faydalanabileceği bir kaynak. Çok klasik belki ama aslında savunduğumuz şey çok basit: Tümüyle yitirmek üzere olduğumuzu düşündüğümüz özel yaşamın gizliliğini ve bu amaçla yapageldiğimiz gizlemek kültürünü canlandırmak. Örneğin, eskiden mektupları zarfa koyardık. Postanede açılmasın / postacı ya da başka birileri okumasın diye. Günlüklerimizi çekmecelerimizin gizli yerlerinde tutardık. Aile albümleri ortalıkta durmazdı. Kişisel bilgilerimizi yüzlerce arkadaşımız içinden sadece istediğimiz birkaçıyla ve mümkünse yüzyüze konuşmaya özen gösterirdik. Aynı şeyleri dijital ortamlarda yapabiliriz. Yapmamız gerekiyor. Bu hem bir hak hem bir sorumluluk. Kendi özel yaşamın gizliliğini  önemsemiyor olsak bile karşımızdakinin özel yaşamın gizliliğine saygı duymamız gerekli. Örneğin, ne yapabiliriz? Elektronik postalarımızı elektronik zarflara koyabiliriz. Sohbetlerimizi üçüncü şahısların izlemeyeceği şekilde gerçekleştirebiliriz. Bilgisayarımızda tuttuğumuz belgeleri, bilgisayara fiziken erişebilen herkesin kolayca erişemeyeceği şekilde saklayabiliriz. Daha bir çok durum için önlemler almak mümkün. Kem Gözlere Şiş projesinde Alternatif Bilişim Derneği bunların araçlarını ve yöntemlerini  anlatmaktadır.

Atölye Hakkında: İnternete Kişisel Güvenlik Atölyesi Kriptolojinin temel prensiplerine kısaca değinilip, bilgisayar okuryazarlığı olan herkesin rahatlıkla kullanabileceği programlar aracılığı ile gündelik iletişimimizin güvenli hale getirilmesi anlatılacaktır. Güvenli e-posta ve sosyal medya kullanımı, Facebook, Gtalk gibi anlık mesajlaşma sistemlerini güvenli hale getirme, kişisel verilerin nasıl korunacağı, İntenet’te sansürün nasıl aşılacağı; kısaca İnternette güvenlik ve özel yaşamın gizliliğinin nasıl sağlayacağı uygulamalı anlatılacaktır.

Düzenleyen: Alternatif Bilişim Derneği Tarih: 28 Kasım 2014 Saat: 13:30-17:30 Yer: ATK Sanat Evi Küçük Salon

  • “Dijital Gözetimli Yaşam” Dijital Hikaye Anlatımı Atölyesi

Düzenleyen: Hacettepe Ünivesitesi Dijital Hikaye Anlatımı Atölyesi

Atölye Yürütücüsü: Yrd. Doç.Dr. Burcu Şimşek Tarih: 29 Kasım 2014  Saat: 9.30-17.30 Yer: ATK Sanat Evi-Cebeci

Bu atölye çalışması ücretsiz bir etkinliktir. Ancak, katılımcıların atölyeye kesin katılımlarını bildirmeleri için kayıt yaptırmaları gerekmektedir.

Dijital Gözetie Karşı Farkındalık ve Kem Gözlere Şiş Haftası Etkinliği kapsamında yapılması düşünülen ve dijital gözetim temalı dijital hikaye anlatımı atölye çalışması bir günlük bir çalışma olarak planlanmaktadır. Bu atölyenin amacı, lisans eğitimi almakta olan İletişim Fakültesi öğrencilerinden oluşan bir katılımcı grubu ile dijital gözetimin gündelik yaşamlarındaki yansımalarını görünür kılmak ve konuyu bu deneyim paylaşımı üstünden tartışmaya açmaktır.

Atölye katılımcıları:

Ankara’daki İletişim Fakültelerinde lisans eğitimine devam etmekte olan en fazla 10 katılımcı. Katılım ücretsiz olacaktır. Katılımcıların çalışmaya başlamadan önce atölye ekibi tarafından hazırlanan katılım rıza formlarını imzalamaları esastır. Katılımcıların kendi bilgisayarlarını getirmeleri talep edilmektedir.

Atölye Süresi: Bir tam gün

Atölye sonucunda ortaya çıkan dijital hikayelerin çevrimiçi dolaşıma girmesi ve toplu gösterim:

Bu atölyede ortaya çıkacak olan dijital hikayeler bir album olarak vimeo.com/dijitalhikayeler web sayfasından dolaşıma girecektir.  Bu dijital hikaye anlatımı atölyesinden çıkan dijital gözetim altındaki yaşamlara dair anlatıların geniş gruplara ulaşması için, etkinliği takip eden haftalarda Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi başta olmak üzere farklı üniversitelerde duyurular yapılarak toplu gösterimler gerçekleştirilecektir.

  • Dijital Gözetim Temalı Afiş ve Video Üretimler Sergisi

Sergi Açılışı: 27 Kasım 2014 Saat: 17:30 Yer: ATK Sanat Evi-Cebeci

Düzenleyen: Çağrı Çakın/Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi

Sergi ile dijital gözetim olgusunun çeşitli boyutları “gözün” bakışına açılacaktır.

Etkinlik hashtag’i: #kemgozleresis

Etkinlik broşürü için tıklayınız. (PDF)


US wants to control, and own the world online: We’ve got our eye on you!…

Kasım 2, 2014
Edward Snowden not only told the world about US state surveillance of national and personal secrets, he reminded us that almost all the companies surveying us for commercial gain are American.
by Dan Schiller

Revelations on US National Security Agency (NSA) surveillance programmes based on Edward Snowden’s cache of its data files caused “fundamental, irreversible changes in many countries,” wrote journalist Glen Greenwald, who brokered many of the disclosures (1). In 2013 Chancellor Angela Merkel of Germany and President Dilma Rousseff of Brazil took public stands against US privacy invasions — they had personally been victims — and the UN General Assembly voted unanimously to affirm online privacy as a human right. In June 2014, responding to the EU, the US Justice Department promised to send legislation to Congress that would grant European citizens many of the (inadequate) privacy protections accorded to US citizens.

But to grasp fully the importance of the Snowden affair, we must broaden our focus beyond the transgressions of an overbearing superstate and examine the impact of his revelations on the forces shaping the global political economy, structured around the US.

The NSA’s spying functions are an integral part of the apparatus of US military power. Since 2010 the director of the NSA has shaped US offensive operations through his concurrent appointment as head of the US military’s Cyber Command: both agencies are housed in the US Department of Defense. Admiral Michael S Rogers, the newly appointed head of both the NSA and the Cyber Command, confirmed the position when he explained to a New York Times reporter “how the United States might use cyberweapons … as part of ordinary military operations, like cruise missiles and drones” (2).

This military apparatus operates within the more far-reaching context of US strategic alliances. Since 1948 the core of the US’s global signals intelligence programmes has been the UKUSA (United Kingdom-United States of America Agreement), in which the US is designated the “first party” and the NSA specifically “is recognised as the dominant party”. The UK, Canada, Australia and New Zealand are “second parties”. Each of these nations, besides assuming primary responsibility for signals intelligence collection in a region, and bolting itself to the US through joint facilities and joint operations, is granted access to pools of collected intelligence on terms set by the US (3).

These UKUSA countries — the “Five Eyes” nations — worked together for decades to wage a global cold war. The prime adversary was the old Soviet Union, but the growing success of anti-colonial, anti-imperialist and even anti-capitalist movements throughout Asia, Africa and Latin America inspired the US to develop a worldwide intelligence-gathering capability. The alliances that anchored this system went far beyond the “Five Eyes”. On the Soviet Union’s eastern and western flanks, Japan and Germany were among the treaty’s “third parties”. After the Snowden revelations, Angela Merkel requested that the US begin to share intelligence with Germany on terms comparable to those enjoyed by “second parties”; the Obama administration rebuffed her request.

Intelligence relationship with China

The number and identities of “third party” signatories has fluctuated, though all are accorded a lower level of access to intelligence. Iran, well placed to observe the Soviet Union’s southern territories, served until its 1979 revolution. The US then sought, and found, an alternative: Henry Kissinger’s secret April 1970 visit to the People’s Republic of China began a US intelligence relationship with China which became institutionalised. Xinjiang Province was convenient for eavesdropping on the USSR, and Deng Xiaoping, who masterminded the opening-up of China’s economy, permitted the CIA to construct two monitoring stations there, as long as they were run by Chinese technicians. These sites, operational by 1981, functioned at least into the mid-1990s.

The fact that no country beside the US possesses a pervasive, global spying system proves that the argument that “all countries do it” is specious. From satellites in the late 1950s to the Internet infrastructure today, this unparalleled US global surveillance complex has been continuously modernised. But since the fall of socialism in the early 1990s, it also has been repurposed. Its function is still to combat challengers, and would-be challengers, to a global political economy that is built around US interests. Today, however, the threats come from non-state actors, from less-developed countries intent on profit opportunities or on pursuing alternative developmental paths, and, crucially, from developed capitalist rivals.

To clarify this strategic shift we must also highlight an economic aspect of the US intelligence system that is linked to wider digital capitalism. An unaccountable industry of cyber-war and signals collection and processing has been built up over recent decades, and it includes Snowden’s former employer, Booz Allen Hamilton. Concerted and sustained privatisation has routinised “intelligence outsourcing”, transforming a long-time governmental function into an expansive joint effort by the state and corporate capital. As Snowden demonstrated, the US surveillance complex now penetrates to the heart of the US Internet industry.

There is good reason to think that Silicon Valley companies participated systematically, and mostly fraternally, in at least part of the top-secret NSA “Enduring Security Framework” (4). An expert on military communications applauded the “close ties of American companies … to the US national security establishment” for facilitating “access to international traffic by the National Security Agency” in 1989 (5). This structural relationship remains. Though we may not assume that the corporate interests of most of the leading US Internet companies are fused, let alone identical, with those of the US government, there is little question that most of them have been indispensable collaborators. More than a year after Snowden’s disclosures began, the NSA director conceded “that the majority of corporations that had long given the agency its technological edge and global reach were still working with it” (6).

Distancing themselves from the spooks

After Snowden, however, Google, Facebook and others scrambled to distance themselves by professing outrage. Their protestations had little to do with political principle: US Internet corporations have built their businesses around mass spying for commercial purposes, on their own account and for their patrons, big advertisers and marketers.

Large-scale corporate data collection is not a natural or intrinsic net feature. It had to be enabled, by reworking the early Internet’s technical design. During the 1990s, when the World Wide Web was first being woven into social and cultural life, Internet companies and corporate advertisers overpowered public interest groups in lobbying the Clinton administration to minimise privacy restrictions, so that they could re-engineer the Web to enable commercial surveillance of users. Social networks, search engines, service providers and advertisers repulse even modest efforts at data protection, and continue to press for commercial surveillance to be pervasively integrated online, hence their promotion of cloud computing services. In this way a few thousand giant corporations have become able to capture information about the world’s population every hour of the day. As Evgeny Morozov explained, these companies’ profit strategies are utterly reliant on user data — it is that simple. WikiLeaks founder Julian Assange says they constitute “surveillance engines” (7).

These profit strategies are the basis of digital capitalism’s continuing development. The impulse to capture personal life electronically is strengthened by economic and political pressures. But mass surveillance also faces a dual vulnerability, which Snowden’s disclosures highlighted.

After the European Court of Justice ruled this May that individuals have a right to request the removal of search results linking to “inadequate, irrelevant or no longer relevant” personal data, Google received 41,000 “right-to-be-forgotten” requests in four days. Even more telling is that 87% of the 15,000 people polled in 15 countries by public relations firm Edelman Berland this June agreed that there should be laws “to prohibit businesses from buying and selling data without my opt-in consent”; the top threat to online privacy was thought to be “businesses using, trading or selling my personal data for financial gain without my knowledge or benefit” (8). The White House sought to prevent this view from becoming a political current by releasing a report recommending limits on the corporate use of data about customers; but the Obama administration determinedly agreed with big business that “big data will become an historic driver of progress” (9).

Rejection of US corporate and state dominance of digital capitalism went beyond poll data. For those who sought to fight back against US Internet companies, Snowden’s disclosures presented unanticipated opportunities. Some had been waiting a long time. An extraordinary 2014 “open letter to Eric Schmidt”, Google’s executive chairman, from the CEO of one of Europe’s biggest publishers shows this. The Axel Springer Group’s Matthias Dopfner charged that Google, which then had a 60% share of online advertising in Germany, aimed to become an unaccountable “digital superstate”. Dopfner explained that Europe remained a sclerotic force in this important domain, and sought to enlarge the manoeuvring room for German business interests (Frankfurter Allgemeine Zeitung, Feuilleton supplement, 17 April 2014).

That the global political economy remained locked in chronic stagnation only intensified corporate and state combat over prized sites of profit growth. On one side were the US Internet providers and corporate users, the praetorian guard of a US-centric digital capitalism. Microsoft deploys more than a million computers in over 40 countries to deliver its services from more than 100 data centres. Google’s Android and Apple’s iOS operating systems together accounted for a 96% share of the smartphones shipped globally during the second quarter of 2014. Europe’s performance remained lacklustre, as it has lost dominance in the mobile phone market and its Galileo project to create an independent global positioning system has stumbled. The range, dynamism and profitability of online-enabled digital capitalism were extraordinary not only in the industry, but across automobile manufacturing, medical services, education and finance (10). Which units of capital, headquartered in which jurisdictions, would appropriate the resulting profits?

‘Undermining confidence’

Snowden’s disclosures added an unpredictable element to this, as contingencies and challenges erupted around US cyber-dominance. Within weeks of the first stories, speculation increased that Snowden’s leaks could hurt the international sales of US technology companies. This May, the CEO of the US tech equipment company Cisco wrote to President Obama to warn that the NSA scandal was undermining “confidence in our industry and in the ability of technology companies to deliver products globally” (Financial Times, 19 May 2014)

Citing Snowden’s revelations, some states moved to alter economic policy, and this threatened US Internet businesses. Brazil and Germany proposed to allow only local providers to store their citizens’ data, and Russia already had legislation to this effect. The German government terminated its longstanding telecommunications service contract with Verizon, directing its business to Deutsche Telekom; two weeks later it expelled the head of US intelligence in Germany. A Christian Democratic leader suggested that German politicians and diplomats should use manual typewriters for sensitive documents. Brazil and the EU, which plan to construct a new submarine cable network as an alternative to reliance on US cables for intercontinental communications, granted the contract to Brazilian and Spanish companies. Brazil talked of abandoning Microsoft Outlook in favour of an email system using Brazilian data centres.

This economic policy backlash against US Internet capital has not abated. Germany banned the Uber taxi-sharing smartphone app in September. In China, the government is trying harder to promote national corporate champions by calling US Internet equipment and services a security threat, and by leaning on nationally-based companies to stop buying them.

US Internet companies went on a public relations offensive, and also raced to reorganise their overseas operations, to reassure worried foreign customers that they were complying with local data protection measures. IBM committed over a billion dollars to building additional data centres overseas, hoping to ease customer fears that their data was not safe from the US government’s surveillance. But then the US authorities demanded that Microsoft hand over emails stored on its servers in Ireland, and everybody was frightened again.

The US government still aims to renew and augment the advantages of US Internet capital. The US Attorney General filed formal charges in May against five Chinese military officers for commercial cyber-espionage, with the “justification” that China was using flagrantly illegal competitive tactics. The Financial Times disclosed on 22 May that the US indictment had “struck a chord in German industry, where there is disquiet over the theft of intellectual property.” This might have been the effect for which US officials had hoped.

Why did the US choose that moment to act? US leaders have vilified China for its alleged cyber-attacks against American businesses for years, just as the US has placed its own traps and backdoors into routers and other equipment supplied by the Chinese company, Huawei. It is easy to see a political motive: in an election year, a Democratic administration was able to claim China was a predator, taking jobs from US workers through theft of intellectual property. Showcasing China’s transgressions subtly underlined that, among allies, the status quo of a US-centric digital capitalism remains the best alternative.

Heart of the matter

This is the heart of the matter. Snowden reportedly hoped that one effect of his whistleblowing would be to “provide the support needed to build a more equal Internet” (11). He hoped not only to ignite debate over privacy rights and surveillance, but also to influence an opaque — but fraught — controversy over the Internet’s unbalanced structure.

That structure has always favoured the US. There has been international opposition sporadically since the 1990s. It intensified between 2003 and 2005, at the World Summit on the Information Society, and again in 2012 at a multilateral meeting convened by the International Telecommunication Union. Snowden’s disclosures escalated this conflict over “global Internet governance” (12). Their result was to weaken “Washington’s ability to shape the debate about the Internet’s future,” concluded the Financial Times, quoting “a former senior US government official” as stating “The US has lost the moral authority to talk about a free and open Internet” (21 April 2014).

After Dilma Rousseff protested over NSA transgressions at the UN General Assembly in September 2013, Brazil announced that it would host an international meeting to review the US-centric institutional policies for the global Internet. NETmundial, the “Global Multistakeholder Meeting on the Future of Internet Governance” convened in São Paolo in April. This conference drew comments from 180 participants, including governments, companies, and civil society organisations.

A few weeks before NETmundial, the US pre-empted what might have been an attempt to overhaul the fundamentals of governance, by promising to relinquish its formal role in overseeing the Californian non-profit corporation that manages some of the Internet’s essential functions; though it imposed important conditions. The US-based Software and Information Industry Association welcomed the outcome: “The language on surveillance was measured … this meeting provided no cover for those who favor inter-governmental, ie United Nations, control over the Internet” (13).

Geopolitical-economic conflicts and nascent realignments shaped the Sao Paolo meeting, its outcomes and its aftermath. Brazil deferred to the US, but Russia and Cuba did not agree to Netmundial’s final document, Russia claiming that US rhetoric about “Internet freedom” rang hollow. India unhappily declared that its assent would be contingent on additional consultations with its government. China charged — not inaccurately — that the US maintained a “cyber hegemony” (China Daily, 21 May 2014). Activist groups, notably the Just Net Coalition, recommitted themselves to taking back the Internet “from the alliance of global corporate interests and the US.” This perception now resonates internationally. The Group of 77 plus China, taking note of NETmundial, has called for “intergovernmental entities to discuss and review the use of information and communications technologies to ensure that they fully comply with international law” — and has demanded an end to extraterritorial mass surveillance (14).

There is a deepening structural conflict over the shape and mastery of digital capitalism. The disparate interests ranged against US corporate and state power have gained momentum, but the US is set on renewing its global dominance. Henry Kissinger, a stalwart US supremacist, wants Americans to ask: “What do we seek to prevent, no matter how it happens, and if necessary alone? What do we seek to achieve, even if not supported by any multilateral effort?” (15). But states, corporations and their adherents are not the only political actors, as Snowden has reminded us.

Author:

Dan Schiller is the author of Digital Depression: Information Technology and Economic Crisis, University of Illinois Press, Urbana, 2014

Endnotes:

(1) Glenn Greenwald, No Place To Hide, Metropolitan Books, New York, 2014.

(2) David E Sanger, “New N.S.A. Chief Calls Damage from Snowden Leaks Manageable”, The New York Times, 30 June 2014.

(3) See Jeffrey T Richelson and Desmond Ball, The Ties That Bind: Intelligence Cooperation Between the UKUSA Countries, Allen & Unwin, Boston and London, 1985; Jeffrey T Richelson, The U.S. Intelligence Community, Westview, Boulder, 2008; and Philippe Rivière, “How the United States spies on us all”, Le Monde diplomatique, English edition, January 1999.

(4) See Barton Gellman and Laura Poitras, “Codename PRISM”, The Washington Post, 6 June 2013; Jason Leopold, “Exclusive: Emails reveal close Google relationship with NSA”, Al Jazeera America, 6 May 2014; and Andrew Clement, “NSA Surveillance: Exploring the Geographies of Internet Interception” (PDF), Presentation at iConference 2014, School of Library and Information Science, Humboldt University, Berlin, 6 March 2014.

(5) Ashton B Carter, “Telecommunications Policy and U.S. National Security”, in Robert W Crandall and Kenneth Flamm (eds), Changing the Rules, Brookings Institution Press. Washington DC, 1989.

(6) David E Sanger, op cit.

(7) Evgeny Morozov, “How much for your data?”, Le Monde diplomatique, English edition, August 2014; Julian Assange, Cypherpunks: Freedom and the Future of the Internet, OR Books, New York, 2012.

(8) Steve Lohr, “Privacy Matters In Tech Trade-Off”, The New York Times, 16 June 2014.

(9) Executive Office of the President, “Big Data: Seizing Opportunities, Preserving Values” (PDF), The White House, Washington DC, May 2014.

(10) Dan Schiller, Digital Depression: Information Technology and Economic Crisis, University of Illinois Press, Urbana, 2014.

(11) Quoted in Greenwald, No Place To Hide, op cit.

(12) Dan Schiller, “Whose Internet?”, Le Monde diplomatique, English edition, October 2013.

(13) Carl Shonander, “SIIA Welcomes Outcome if NETmundial Global Multistakeholder Meeting”, 25 April, 2014.

(14) “Declaration of Santa Cruz: For a New World Order of Living Well”, 17 June 2014. Founded in 1964, the Group of 77 at the United Nations is a loose coalition of developing countries, designed to promote collective economic interests.

(15) Henry Kissinger, “The Assembly of a New Global Order”, The Wall Street Journal, 30-31 August 2014.

Source: http://mondediplo.com/2014/11/02dsnowden