Kitap Değerlendirmesi: Süper Bağ(lantı)lı

Temmuz 12, 2018

Süper Bağ(lantı)lı/ Yazar: Mary Chayko

ISBN: 978-975-353-506-9

Değerlendirme: Ertan Ağaoğlu, H.Ü. S.B.E. İletişim Bilimleri Y.Lisans programı

Günümüzde internet ve dijital teknolojiler yalnızca bir iletişim aracı değil, benliğimizi geliştirip onu temsil ettiğimiz, hayatımızın her anında yanımızda taşıdığımız, bireyselliğimiz dışında içinde yaşadığımız toplumu, bizi çevreleyen ekonomiyi, siyaseti, medyayı kısaca topluma ait bir çok olguyu etkileyen ve değiştiren teknolojilerdir. Hayatımızın her alanına böylesine nüfuz etmiş teknolojilerin kişilerin ve toplumun üzerinde bıraktığı etkiler ve onların sonuçları iletişim akademisyenlerinin araştırma konusu olmuştur. Mary Chayko, Süper Bağ(lantı)lı başlıklı kitabında hayatımıza böylesine nüfuz etmiş teknolojilerin dokunduğu her alanı genel hatlarıyla başarıyla incelemiştir.

On bölümden oluşan kitabın birinci bölümü kitapta işlenen konulara bir giriş niteliğindeyken ikinci bölümde internet ve internet çağının tarihine ve genel yapısına değinilmekte. Bu internet çağında toplum, gerçeklik, samimiyet gibi konular üçüncü bölümde tartışılıp bu bilgilerin ışığında tekno-sosyalleşme ve benlik altıncı bölümde, tekno sosyal ilişkiler ise yedinci bölümde inceleniyor. Dördüncü bölümde ise belki de bu teknolojilerin hayatımıza kattığı en iyi ve en kötü yanlar yani paylaşım ve gözetim işlenmekte. Ardından internetin de katkısıyla global bir dünyanın toplum üzerindeki etkileri ve olumsuz yanları üzerine tartışan Chayko sekizinci bölümde insan ilişkilerini böylesine etkileyen teknolojilerin toplumun kurumlarındaki etkilerine değiniyor. Dokuzuncu bölümde ise sürekli bağlantılılığın faydaları ve tehlikeleri tartışılıp son bölümde süper bağlantılı geleceğimiz üzerine tahminler yürütülmektedir.

Mary Chayko internetin etkilerini detaylı şekilde incelemeden önce kitaptaki bulguların ve bilgilerin dünyadaki her topluma uygulanamayacağı konusunda uyarmaktadır. Unutulmamalıdır ki internet bir yana günümüzde halen gıdaya dahi ulaşamayan toplumlar vardır ve bu kitapta yazılanların evrensel olduğu söylenemez.

İnternet bilgisayar, cep telefonu vb. gibi cihazlarla”…veri paketleri, tüpler, devreleri birleştiren bilgisayarlaştırılmış aletlerin milyarlarcası ve tabii ki bunları kullanan insanları birbirine bağlayan küresel bir ağdır(Blum 2013’ten aktaran Chayko, 2). Dünya Çapında Ağ(World Wıde Web ya da WWW) başta olmak üzere birçok dijital teknoloji artık internet üzerinden gerçekleştirilmektedir. Ne var ki tekno-sosyal hayattan bahsettiğimizde SMS, MMS ve dijital teknolojilerden de bahsetmek gerekir. Her ne kadar bu teknoloji internet üzerinden sağlanmasa da mobil teknoloji tekno-sosyal hayatın en önemli parçalarından biridir. Chayko gerekli olmadığı sürece bu kavramlar arasında ayrım yapmayacağını, çevrimiçinin aracılı deneyime, çevrimdışının ise aracısız deneyime atıfta bulunacağı hakkında okuyucuyu uyarmaktadır.

Chayko başlamadan önce kitapta bir kaç kere karşılaşacağımız teknolojik belirlenimcilikten bahsetmektedir. Bu terim teknoloji kullanımının sonucunda ortaya çıkan kötü sonuçlar için teknolojinin kendisini suçlamak anlamına geliyor.“Teknolojiyi insanlara bir şey yapan varlık olarak düşünmek” (7) ya da teknolojinin etkileri kötüye gittiğinde teknolojiyi suçlamak yanlıştır. Unutulmaması gereken nokta teknolojinin bir eylem kapasitesi olmadığıdır, o bizden bağımsız olarak çalışamaz. Teknolojinin hayatımızdaki kötü yanları, çoğu zaman, çevrimdışı hayatlarımızın bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.

Chayko bu gerekli uyarıyı yaptıktan sonra ikinci bölümde internet çağının tarihi ve özelliklerinden bahsediyor. İnternet çağı Thomas Merrill ve Larry Roberts’ın 1965 yılında Kaliforniya ve Massachusetts’teki iki bilgisayarı birbirine bağlamasıyla başladı. ARPANET olarak adlandırılan bu bağlı bilgisayarlar projesi kısa süre sonra Kaliforniya Üniversitesi, Utah Üniversitesi ve Standford Araştırma enstitüsündeki bilgisayarlarda kuruldu. BİTNET isimli projeyle tüm akademik bilgisayarlar birbirine bağlandığında günümüz anlamında internet resmi olarak kurulmuştu. Ray Tolimson 1972 yılında ilk e postayı gönderdi ve sembolünün “@” olacağına karar verdi. ”1970’lerde x.25 olarak adlandırılan bir paket anahtarlama sistemi uluslararası alanda yaygınlaşmaya başladı ve dünya çapında bir ağ yapısı oluşturuldu” (24). İnternet artık kurulmuştu ve çalışıyordu ancak hala teknik bilgi isteyen bir teknolojiydi.

Bu durum WWW ile değişti. CERN’de çalışan Tim Berners-Bee belgelerin birbirine bağlanmasına(hiperlink) olanak sağlayan sistemi geliştirdi ve sistem 1993’te CERN tarafından tüm dünyaya ücretsiz olarak sunuldu. Buna paralel olarak ilk internet tarayıcıları ve arama motorları ortaya çıkması internetin sıradan kullanıcıya ulaşmasını sağlayan gelişmelerdi. 1973 yılında Martin Cooper 1.5 kilogram ağırlığındaki ilk cep telefonuyla  görüşme gerçekleştirerek günümüz anlamındaki mobil teknolojinin ilk örneğini kullanmış oldu. 2000’lerde bu teknoloji gelişerek aramanın ötesinde mesaj gönderme, internette sörf yapmaya izin veren gelişmiş bir teknoloji haline geldi.

Web’in yaygınlaşmasıyla sosyal ağlar, wikiler de ilk defa ortaya çıkıyordu. Günümüzdeki sosyal ağlara benzer, kullanıcıların yazı yazıp paylaşmasına izin veren ilk platform UserNet ARPANET üzerinde kurulmuştu. Merkezsiz olan bu sistem bir süre sonra fazlasıyla dağılarak popülerliğini kaybetti. 1994-1995 yıllarında ise kitle çalışmasına izin veren ilk uygulama olan wiki icat edildi. Ardından ilk anlık mesajlaşma uygulaması olan AOL, 1994’da kullanıcıların blog yaratmasına izin veren links.net, 1999’da ise blogger kuruldu. 2000 başlarında tam anlamıyla sosyal ağ siteleri(SAS’lar) ortaya çıkmıştı. SASlar kullanıcıların birbirlerinin arkadaş listelerini görmelerine izin veren, birden bire(özel mesaj), birden çoğa(herkese açık gönderi) mesaj gönderilmesine izin veren platformlardır. 2003 yılında özellikle müzisyenlerin kitlelere ulaşmasını olanak sağlayan MySpace, 2005’te ise aslen Harvard Üniversitesine özel olarak tasarlanmış Facebook kuruldu, sosyal medya artık modern bireyin sıklıkla kullandığı platformlar arasına girmişti. SASlar popülerliğini kanıtladığında haber siteleri, YouTube gibi bir çok site SAS özelliklerini(özellikle yorum yapma) bünyelerine katmaya başladı. 2000’lerde “internetin, mobil iletişimin ve sosyal medyanın”(38) oluşturduğu üçlü devrim sayesinde dijital teknolojiler hayatımıza eklemlendi ve sürekli bağlantılılık hayatımızın bir gerçeği haline geldi.

Dijital ortamda yaşamak adlı üçüncü bölümde Chayko bu teknolojilerin hayatımızdaki etkilerini incelemeye başlıyor. İnsanlar yaşadıkları ve içinde ilişkilerini yarattıkları mekanları kurabilmek için teknolojisi sık sık kullanır. Bu alanlarda yaratılan bağlar kişilerarası olduğu için toplumsal ve bu ilişkileri “yaratma(k) ve koruma(k)”(43) için zihinsel bir enerji kullanmak gerektiğinden zihinseldir. Chayko bu mekanlar ve faaliyetler içinde yaratılan bağlara sosyo-zihinsel adını vermektedir. Emile Durkheim’a göre de “bir toplumun “vicdan kolektifi” paylaşılan, ortak bir bilinç(zihin veya farkındalık) ve aynı zamanda paylaşılan ortak bir vicdan(ahlak veya doğru, yanlış belirleme aracı) olduğunu öğretti.”(43). Ona göre toplum bu fiziksel olmayan iki olguyu “aynı anda ve çözülemez” bir şekilde kapsar bu yüzden toplum ortak değerlere sahip, sosyo-zihinsel bir yapıdır. “Tüm sosyal bağlantılar ve gruplar üyelerinin zihninde en eksiksiz biçimde bulunurlar.”(44) dolayısıyla topluluk olmak icin yüzyüze görüşme zorunluluğu yoktur.

Bu “topluluklar, düzenli, örüntülü kişiselleştirilmiş”(49) etkileşimlerden oluşurlar. İnternet bu toplulukların kurulup sürdürülmesine ilham veren bir teknolojidir, bir WhatsApp grubunun ne kadar kolay ve hızlı kurulduğunu bir düşünün. Bu sayede kişiler rahatlıkla yeni gruplar kurabilir, bu ağları stratejik olarak kullanabilir ve aralarında geçiş yapabilirler. Bu duruma ağ tabanlı bireysellik adı verilmiştir. Bu topluluklar tamamen çevrimiçi ilişkilerden ya da çevrimdışı ilişkilerden oluşabilir. Bu etkileşimler sayesinde güçlü bağlar kurulabileceği gibi aksi takdirde hiç görüşme şansı olmayacak insanları bağlayarak zayıf bağlar da oluşturabilir. İlişkinin doğası ne olursa olsun bir çok kişi internet üzerinden kurulan ilişkileri gerçek arkadaşlık olarak tanımlamaktan çekinmemiştir zira BİTler kullanıcılarına “çok güçlü mekan duygusu vermeye eğilimlidir”(Meyrowitz, 1985 Aktaran Chayko s.50). BİTler yoluyla deneyimlenen hikayeler bir mekanda yaşanıyormuş gibi tasvir edilir.

Daha önce de bahsedildiği gibi topluluk olmak için yüzyüze görüşme zorunluluğu yoktur, topluluklar akılda tutmak için çok büyük olabilirler bu yüzden gruplar sembol kullanma eğilimindedir. Semboller grup ya da bireyler fiziksel olarak yanlarında olmasa da onları hatırlamalarına ve bağlılıklarını yenilemelerine yardımcı olur. Bu semboller çevrimdışı hayatta olduğu kadar çevrimiçinde de dönüşümdedir zira dijital alanların fiziksel alanlara göre akılda yer etmesi daha zordur. Bu yüzden platformlar kendilerini sembollerle eşleştirir, Facebook bir kitap olarak sembolize edilirken, Foursquare bir meydandır. Semboller bu platformların içinde de dönüşümdedir. Bu platformlar her ne kadar belirli kişiler tarafından, yukarıdan aşağı şekilde tasarlansa da zamanla kendilerine has mantık, dil bilgisi ve semboller üretirler. Twitter’daki #hashtag buna en iyi örnektir. Kişiler hashtagleri “vurgulama, eleştiri … yazarın özelliklerini saptamak, ve memeler”(55) yaratmak, grup kurmak, aidiyet hissetmek amacıyla kullanılabilir.

Dijital ortamlarda gerçekleşen deneyimler çoğu zaman daha az gerçek olarak düşünülse de aslında beynimiz çevrimiçi ve çevrimdışı ortam arasında bir ayrım yapmaz, her ikisi de olabildiğine gerçektir. İnternet üzerinden aşık olabilir ya da birinin kalbini kırabiliriz. Gel gelelim kişiler uzağımızda olsa bile onlara yakın hissedebiliriz buna algılanan yakınlık denirken bu hissiyat BİTler aracılığıyla deneyimlendiğinde elektronik yakınlık adı verilir. İnternet bu yakınlığın deneyimlenmesinde, bireyin diğerlerinin orada olduğunu hissederek kullanıcılar arasında mevcudiyet algısı yaratmada başarılıdır.

Kişiler çevrimiçi ortamları genellikle ikincil adres olarak yani iş ve evdeki sorumluluklarının bulunmadığı rahatlama ve eğlenme mekanları olarak kullanırlar. Bireyler bu ortamlarda birbirlerinin farkına varır, kimliklerini ve kültürlerini paylaşarak bir birey olarak kabul edilmiş hissederler. Kişiler bu mekanlara aktif olarak katılabileceği gibi yalnızca “başkalarının ne yaptığını ve söylediğini kontrol ederek”(59) pasif olarak da katılabilir, onların mevcudiyetini hissedebilir. Bu alanlar kişinin kendisini keşfetmesi için önemli olduğu gibi bu ortamların fazla kullanımı kişiye zarar verebilir, bu teknolojilerin zararları dokuzuncu bölümde detaylı olarak tartışılacaktır.

Chayko dijital ortamların özelliklerinden bahsettikten sonra bu teknolojileri gerçeklik ve beyin seviyesinde inceliyor. Aklımız ve bedenimiz birçok anlamda karmaşık bir biçimde birbirine bağlıdır. Fiziksel bir ağrı psikolojimizi etkilerken, depresyona girdiğimiz için fiziksel olarak hasta oluruz. Fiziksel ve ruhsal olgular beynimiz tarafından eşit şekilde işlenir. Bu anlamda gerçeklik algısı birden çok olaya bağlıdır. “‘Günlük yaşam gerçekliği’, rüyalar, hayaller, oyunlar kurgular…”(61) gibi bir çok gerçeklik vardır ve modern insan bunların arasında geçiş yaparak yaşar. Daha önce bahsettiğimiz gibi beynimiz interneti de aynı şekilde gerçek algılar, dijital ortam, ilişkiler, deneyimler olabildiğine gerçektir. Çoğu zaman kişiler “insanlar deneyime aracılık eden  teknolojiyi unutur”(70). İnternette diğer kişileri gerçek olarak algıladığımız gibi robotlar ya da botları da(Google Assistant, Siri) gerçek olarak algılarız. Onlarla etkileşime geçmekten keyif alırız, bu botlarla ilişki kurmak sorunlarla başa çıkmamıza yardımcı olabilir. Sonuç olarak gerçeklik tamamen zihnimizin oluşturduğu bir olgudur ve beynimiz dijital ve fiziksel arasında kesin bir çizgi çekmeden her ikisini de eşit şekilde gerçek olarak algılar. Böylesine gerçek bir ortamda duygusallık ve samimiyetin de rahatlıkla hissedilebileceği kesindir, dokuzuncu bölümde tekno-sosyal hayatta ilişkiler detaylı olarak incelenmektedir.

Günümüzde halen çevrimiçi çevrimdışından ayrı tutulmakta, onun çevrimdışı hayata zarar vereceği düşünülmektedir. Nathan Jurgernson bu ayrıma dijital ikilik demiştir ve bu ikilik gereksizdir zira bu alanlar adeta birbirinin içine geçmiştir. Her ne kadar bu iki alanın özellikleri farklı da olsa, örneğin bir emoji ve gülüş aynı olmasa da, birbirinin zıttı değildir, yalnızca farklı boyuttadırlar. Aslında çevrimdışı dünya artık çevrimiçi aktiviteye kaynak sağlamaktadır. Bir çoğumuz çevirimdışı ortamda yaptıklarımızı çevirimiçinde nasıl ifade edebileceğimizi düşünerek zaman harcarız. Jurgenson buna “Facebook Gözü” adını vermiştir.

Chayko dördüncü bölümde internetin hayatımıza kattığı belki de en iyi ve en kötü iki olguyu inceliyor: Paylaşım ve gözetim. Paylaşım internetten bahsettiğimizde en çok kullandığımız kelimeler arasındadır. Kişiler internet üzerinde içerik üreterek, paylaşarak, yeniden üreterek paylaşım kültürünü oluşturmuştur. Ürünlerin böylesine sıkça değiştirilmesi “üretim ve tüketimin döngüsel ve bazen simultane bir işleme dönüşmesini tanımlayan” yeni bir süreci yani üretketimi(Prosuming) ortaya çıkarmıştır. Üretketim sayesinde platformlar kullanıcıların ürettiği içerikler üzerinden kar sağlamaktadırlar, bu anlamda üretketimin McDonaldlaştırmanın internet üzerindeki eklentisi olduğunu söylemek mümkündür. Internet aracılı McDonaldlaştırma burada da kalmaz. Birçok şirket geçmişte maaşlı personellerinin yaptığı işleri artık kullanıcılarına internet üzerinden müşterilerine yaptırmaktadır: fatura ödemek, telefon kredisi(kontör) satın almak artık sıradan uygulamalar haline gelmiştir.

Paylaşım kültürünün hızlı ve anonim doğası telif hakkı sorunlarını da beraber getirir. İnternet ortamında bir içerik onlarca kişi tarafından üretilebilir, birden çok kez düzenlenip tekrar dolaşıma sokulabilir. Çoğu zaman kullanıcılar kaynağı bulmak için teknik yetkiliğe sahip değildir ya da telif haklarından haberleri bile yoktur. Tüm bu karmaşıklığın yanı sıra internet bir bedava kültürünü ortaya çıkardı. Özellikle 2000’li yılların başında ortaya çıkan Napster gibi programlar kullanıcılar arasında müzik, film, oyunlar gibi bir çok şeyin paylaşımının önünü açtı. Zamanla bu programlar mahkemelerce yasaklansa da bu tür programlar ve bedava kültürü yok olmadı. Böylesine bir ortamda kullanıcılar içeriğe ya ücretsiz ya da çok düşük fiyatlarla ulaşmayı istemektedir. Bu karmaşık ortamda telif haklarını korumak günden güne zorlaşmaktadır. Bu sorunlara çözüm getirmek amacıyla kurulan Creative Commons adındaki organizasyon kişilerin, kuruluşların içerikleri üzerinde kolayca kontrol sahibi olmasını sağlayacak lisanslar sağlamaktadır. Kişiler Creative Commons ile ücretsz olarak neyin, nasıl paylaşılabileceğini belirleyebilir, bunu duyurabilir.

Paylaşım kültürünün hayatımıza kattığı diğer bir önemli olgu ise kitlesel çalışma ve fonlamadır. İnternet sayesinde fiziksel olarak ayrı kişiler kolayca beraber çalışabiliyor ya da bilgi ve kaynak alışverişinde bulunabiliyor. İnternet üzerinden fiziksel olarak ayrı kişilerin beraber çalışmasına kitle kaynaklı çalışma ismi veriliyor. Kişiler bir iş yeri için ayrı yerlerden çalışabilir ya da hayır organizasyonu düzenleyebilir. Wikipedia kitle kaynaklı çalışmaların en iyi örneklerindendir, milyonlarca insan bir araya gelerek bir bilgi deposu yaratmıştır. Bu çalışma yalnızca finansal kaynak oluşturmaya yönelik olduğunda ise buna kitlesel fonlama denir. Kişiler siteler üzerinden projelerini, yeteneklerini, fikirlerini sunarak kişilerden bağış toplayıp, girişimde bulunabiliyor. Fonlama kişisel seviyede yapıldığında ise mikrofinansman adı veriliyor. Ek olarak çevirimiçini aşan kitlesel çalışmalar da vardır, Change.org gibi siteler toplumsal sorunlar için kampanyalar başlatarak bilinç yaratmaya çalışmaktadır.

Paylaşım kültürü yayınlama gücünün kitlelere geçmesine yol açmıştır. Önceden kitap, film, şarkı yayınlamak yayımcı şirketlerin tekelindeyken günümüzde internet sayesinde internet sayesinde uzman ya da amatör herkes içeriğini özgürce, düşük ücretlerle ve hatta ücretsiz olarak paylaşabilmekte. Medya ve habercilik de internet ile büyük ölçüde değişmiştir, tekno sosyal kurumlar isimli bölümde bu konu detaylı olarak incelenmektedir.

Yazar bunun ardından gözetim konusunu ele almaktadır. “Çevrimiçi gözetim bir kişinin bir başkasının davranışını ve eylemlerini izlemek için internet kullanımına verilen isimdir”(88). Gözetim gücü elinde tutan çevreler tarafından güçsüzler üzerinde uygulandığında buna dikey gözetim denir. Devletler bunu yaparken çok rahat ve sorumsuzca davranabilirler, çevirimiçi davranışlarını, alışkanlıklarını izleyerek insanların yaşam biçimlerini profilleyebilir, telefonlarını dinleyebilir ya da konumunu belirleyebilirler. A.B.D.’de çıkarılan Vatansever yasası ile yalnızca terör şüphesi duyulan kişiler yasal olarak gözetlenebilmektedir. Şirketlerin uyguladığı gözetim de bir dikey gözetim biçimidir. Başta arama motorları olmak üzere tüm siteler kullanıcıların kullanım alışkanlıklarını kaydeden çerez adında bilgiler toplarlar, tüm aktiviteleri kaydederler. Ardından bu verileri düzenleyip kullanıcıları profilleyerek bu verileri hedefli reklam, satış ya da uygulama geliştirme gibi amaçlarla kullanırlar. Bu uygulamaya veri madenciliği adı verilmektedir. Kullanıcılar ücretsiz olarak görünen tüm bu sitelere aslında kişisel bilgilerini vererek erişmektedir, kişisel bilgiler internetin para birimidir.

Gözetim kişilerarası gerçekleştiğinde ise buna yatay veya sosyal gözetim denir. Yatay gözetimin en büyük özelliği gözetimdeki karşılıklılık ve beklentidir. Kullanıcılar sosyal medyayı gözetlemek ve gözetlenmek için kullanır. Bu bazen bireyler için sorun yaratabilir. Daha önce de bahsedildiği gibi internet üzerinde kişiler birden çok ağa sahiptir, zaman zaman kamusal ve kişisel hayatlarımızın karışması sorun yaratabilir örneğin patronumuz iş hakkında attığımız kötü bir tweet’i görebilir, buna bağlam çöküşü denmektedir. Her ne kadar her sitenin sahip olduğu gizlilik ayarlarını kullanarak bağlam çöküşü bir nebze kontrol edilebilse de herhangi bir bilginin dijital ortama girdiğinde nerelere ulaşacağını kestirmek güçtür. Sosyal medya dışında casus yazılımlar yatay gözetimi olanaklı kılabilir, bu programlar klavyede basılan her tuştan, kullanılan her programı karşıya aktarabilecek güçtedir. Sonuç olarak fark etmemiz gereken nokta internetin vaadettiği özgür ve kişisel ortamın aksine her zaman gözetlenmeye açık, kısıtlı, kamusal bir ortam olduğudur ve her bir paylaşım üzerine özenle düşünülmelidir.

Chayko beşinci bölümde küresel etkiler ve eşitsizlikler konusunu incelemektedir. Dünyamız iletişim ve ulaşım teknolojileri ile birçok anlamda birleşerek, ortak kültür ve anlayışları ortaya çıkarır. Ne var ki toplumdaki herkes teknolojiden aynı şekilde yararlanmaz zira toplumdaki sosyal güçler nadiren eşittir ve teknoloji de bu güçlere bağlı olarak kullanılır. Bireyler demografik özellikleriyle tabakalara ayrılırlar ve aynı tabakaya ait olan kişiler dünyayı benzer şekilde algılar. Kişilerin teknolojiye olan yaklaşımı da bu tabakalarla yakından ilgilidir. Gruplar arasındaki teknolojiyi kullanma farklılıklarına sayısal uçurum denir. Bu durumun dijital teknolojiyi üretme, dijital aktivitelerde yer alma ve dijital okuryazarlık gibi bir çok boyutu vardır. Örneğin üst tabakadan bireyler siyasi paylaşım yapmaya daha yatkındır.

Ülkeler arasında da teknoloji kullanımı bakımından farklılıklar vardır. Genel olarak zengin ülkelerde daha fazla internet kullanıcısı varken, gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde teknoloji gelişimi görünür derecede yavaştır. Şaşırtıcı şekilde bu ülkelerde mobil teknoloji kullanımı internet kullanımına göre yüksektir. Ülkelerin teknolojilere erişiminin düşük olması onların küresel pazarlara erişimini kısıtlamaktadır. Bu eşitsizlikler yalnızca ülke bazında yatırımlarla değil ancak küresel ve yapısal çalışmalarla giderilebilir. İnternete erişim siyasi baskılarla da kısıtlanmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde baskıcı kanunlar yoluyla internet üzerinde baskı kurulmaktadır. Çin, Türkiye gibi ülkeler muhalif içerikleri engellemek için yasal yollara sahiptir.

Ülkeler ve bireyler arasında ekonomik, sosyal farklılıklara ek olarak kültürel farklılıklar da vardır. Bu anlamda internet dünyanın farklı ülkelerindeki insanların iletişime geçerek birbirlerini tanımalarına, anlayış geliştirmelerine yardımcı olabilir. Ancak “Bu potansiyelin ne kadar insan tarafından kullanılacağı belli değildir (2014 Dimaggio’dan aktaran Chayko 2017) zira kişiler çoğu zaman kendilerine fikren yakın kişilerle iletişime geçmeyi seçerler bu da ön yargıların devamına yol açar. “Ön yargı: insanların ait oldukları gruba, sınıfa veya kategoriye göre kişisel özellikler göz önünde alınmaksızın değerlendirdiği bir tavırdır”(105). Önyargı ayrımcılığa dönüştüğünde ise durum daha da ciddileşir. Ayrımcılık insanların sosyal sınıfından ya da tercihinden dolayı haksız muameleye uğramasıdır. Bu ayrımcılıklar çevrimdışından çevrimiçine taşınır, örneğin LGBT bireyler diğerlerine göre üç kat daha fazla rahatsız edilir.

İnternetin böylesine yaygınlaşması onu manipüle etme yollarını da beraberinde getirmiştir. Teknik açıdan yetkin kişiler diğerlerinin sistemlerine izinsiz bir biçimde erişim sağlayabilir, kişisel bilgileri çalabilirler buna bilgisayar korsanlığı ya da hacking denmektedir. Bilgisayar korsanlığı bilgi ve istihbarat saldırıları ve altyapı saldırıları olarak gerçekleştirilir. Bilgi ve istihbarat saldırılarında amaç kişilerin bilgilerini çalıp onları onlara zarar vermek, onları korkutmak ve utandırmaktır. Altyapı saldırılarında ise özel ya da kamu kuruluşlarının altyapılarına saldırılarak hizmetlerin sekteye uğratılması ana amaçtır. Bu yolla korsanlar internet sitelerini hackleyebilir, para ve bilgi çalabilir. 2015’te bilgisayar korsanları 30 farklı ülkede 100 bankadan neredeyse bir milyar dolar para çalmıştır.        Günümüzde siber güvenlik hükümetlerin önem verdiği bir konu haline gelmiştir zira ülkeler ya da siyasi gruplar internet üzerine birbirine saldırarak siber savaşlar gerçekleştirmektedirler, örneğin 2014 yılında The Interview adlı filmin yayınlanmaması için Kuzey Kore Sony Picture şirketine saldırıda bulunmuştur. İnternet ve dijital teknolojilerinin korku yayma amaçlı kötüye kullanılmasına ise siber terörizm denmektedir.

Diğer bir tarafta ise, beyaz ve gri şapkalı bilgisayar korsanları vardır. Bu bilgisayar korsanları olara zarar vermektense iyiye hizmet etmeyi tercih eder. Bazen kişiler meşru olarak kendilerine ait olduğunu hissettikleri içerikleri bilgisayar korsanlığı yoluyla elde etmeye çalışabilirler. Reddit geliştiricilerinden Aaron Swartz’ın akademik çevrimiçi depo olan JSTOR’a erişerek çok sayıda akademik bilgiyi “özgürleştirmiştir”. Hapis cezası alan Swartz intihar etmiştir.

İnternet kişilerin bilgilenip örgütlenerek güce, eşitsizliklere karşı çıkması için muazzam bir alan sağlar. Her şeyden önce internet sayesinde vatandaşlar siyasilere (kısmen) direkt olarak ulaşabilir. Daha da önemlisi kişiler internet üzerinden onlarla aynı sorundan müzdarip kişileri bularak örgütlenebilir ve bunu çevrimdışına taşıyabilirler. Türkiye’de Gezi Parkı Protestoları, Arap Baharı gibi hareketler internet üzerinde örgütlenmiştir. Bunun farkında olan baskıcı rejimler interneti kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Sosyal medyada eylemin bu kadar basit ve çabasız olarak gerçekleştirilmesi pasif eylemcilik veya etiket aktivizmi adı verilen duruma yol açar. Kişiler “bir eylemi gerçekleştirmek yerine eylem hakkında sürekli…”(115) konuşmayı seçebilir.

Chayko altıncı bölümde tekno-sosyalleşme ve benlik konusunu ele almaktadır. Bir bebek doğduğu andan itibaren çevresiyle iletişime geçerek içinde bulunduğu toplumun değerlerini öğrenir ve toplumun bir üyesi olmaya başlar, bu sürece sosyalleşme denir. Teknoloji zengini toplumlarda sosyalleşme süreci dijital teknolojilerle iç içe geçmiştir. “tekno sosyalleşme, insanlar çevrimiçi, yüz yüze ve her iki bağlamda tanıştıklarıyla, bağlandıkça gerçekleşir.”(122).

Sosyolog George Herbert Mead’e göre kişi benliğini diğerlerinin davranışlarını, tavırlarını taklit ederek yaratır. Bu diğerleri kişinin ailesi, arkadaşları, kitle medyasında gördüğü bir rol model olabilir. Birey onları gözlemleyerek, etkileşimde bulunarak onların gerçekliklerinin nasıl olduğunu tahmin etmeye, onlar gibi olsa hayatın nasıl olacağını hayal etmeye çalışır. Kişiler diğerlerinin özelliklerini dener ve bazı özellikleri adapte ederek benliğine katabilir. Kitle medyası ve internet bireyi bir çok insana ve hayat biçimine maruz bırakarak onlar hakkında merak uyandırır.

İnsanlar sahip olmak istediği yeni bir özellik, davranışı denerken diğerlerinin tepkilerini göz önünde bulundururlar, onları tıpkı bir ayna gibi kullanarak kendilerini geliştirirler. Charles Horton Cooley bu sürece görünümlü cam-benlik demiştir. Bu sürecin dijital bir bileşeni de vardır. “İnternetteki diğer insanlar, ‘dijital bir benlik” üreten ayrı bir ‘görünümlü cam’…(Zhao 2005’ten Aktaran Chayko 124) oluşturmaktadır. Kişiler çevrimiçinde kişilikleriyle oynarlar, yeni özellikler denerler ve insanların tepkisini ölçerek bunları içselleştirirler. İnternet bunu yapmak için muazzam olanaklar sunar. Öncelikle internet daha çok yazı odaklı olduğu için kişiler cinsiyet, ırk, millet, yaş gibi özelliklerini saklayarak kişiliklerinin farklı özelliklerini çekinmeden yansıtabilirler. Ne var ki bunu yaparken çevrimdışı kişiliklerinden çok fazla ayrılmazlar, daima çevrimdışı kişiliklerinden izler taşırlar. Çevrimiçinde insanlar benlik yansıtma süreçlerini kontrol edebildikleri için, hem tanıdık hem de tanımadık izleyicilerine göre kendilerini stratejik olarak kurarlar.

İnsanlar kurdukları benliklerini yansıtma konusunda güçlü bir dürtüye sahiptir. Dijital ortamda benliğin yansıtılması metinsel ve görsel bir biçim alır. Metinsel yolla kişiler yazdıklarıyla, retweetledikleriyle ve hatta yazı tipleriyle bile karşıdaki kişiye kişilikleri hakkında ipuçları gönderebilirler. 2000’li yıllarda özellikle kameralı cep telefonlarının ve web kameraların gelişmesi ile kişiler kendilerini görsel olarak daha iyi yansıtmaya başlamıştır. Bununla beraber özçekimler hayatımızda büyük bir yer etmiştir. Özçekimler kişinin anlık duygularını başarıyla iletmeye, olaylara tanıklık ettiğini belgelendirmeye ve kişinin orada olduğunu belirmesine yardımcı olur. Kişiler sürekli olarak anlatmaya değer buldukları öyküleri internette paylaşarak kendilerini ifade eder ve kimliklerini yaratırlar. Anthony Giddens buna benliğin devam eden öyküsü adını vermiştir. Modern arkadaşlıklar da bu öykülerle iç içedir, kişiler arkadaşlarının hayatlarını takip etmek, beğenmek, onları fark etmek zorundadır. Nicholas Carr çevrimiçi ifadenin sık sık ancak basit şekilde gerçekleştirildiğinden dolayı arkadaşlıkları sığlaştırdığını ileri sürmektedir.

Zaman zaman kişiler kendilerini diledikleri gibi ifade edemeyebilirler. Etnik kökenleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, toplumsal sınıfları gibi birçok faktörden dolayı ayrımcılığa uğrayıp bu yüzden kendilerini ifade etmekten çekinebilirler. Ancak çevrimiçi ortam bu kişilerin kendilerini ifade etmelerini, kendileri gibi ayrımcılığa uğrayan insanlarla tanışıp topluluk kurmalarını ve bu topluluklarda birbirlerine destek olmalarını sağlayabilir.

Ardından çevrimiçi ve çevrimdışı büyüme konusu ele alınmaktadır. Teknoloji ile büyüyen çocuklar dijital yerliler olarak adlandırılırlar ancak bu kültürün içinde büyümeleri onları teknolojilerin olası tehlikelerine karşı uzman kılmaz, ebeveyn gözetimi daima gereklidir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bebekler bir kültürün içine doğarlar ve onun içinde büyürler. Korkulanın aksine yeni medya çocukları asosyalliğe itmez, çocuklar teknolojiyi sosyalleşmek, ait oldukları çevrenin değerlerini almak ve kimliklerini geliştirmek için kullanırlar. Bu teknolojiler adeta birincil bir grup gibi sosyalleşme kaynağıdır. Onlar da yetişkinler gibi profiller yaratır, yeni benlikler deneyerek insanların tepkisi ölçerler. Ek olarak dijital yerliler onları yetişkinlerden, aynı değerleri taşımayan kişilerden ayıracak “dillerini özelleştirmeye ve kişiselleştirmeye, kısaltmalara, kısa metne ve sembol sistemlerine de düşkündürler(135) (slm, nbr, lol, gg gibi).

Ergenlik dönemindeki gençler ”güç, popülerlik, kim olduklarını tanımlama ve cinselliklerini anlama mücadelesi veriyorlar … bu onların çevrimiçi dünyalarına yansır(Thomas 2006’dan aktaran Chayko 2017). Ergenlik dönemindeki bireyler yetişkin dünyasını anlamaya ve ona uyum sağlamanın yollarını bulmaya çalışırlar. “İnternet ve dijital medya çocukların ve gençlerin kendilerini genç erişkinler olarak görmelerine ve çeşitli özgürlükleri deneyebilmelerine olanak tanıyan boşluklar ve araçlar sağlarlar(Boyd 2014’ten aktaran Chayko 2017  s.137). Ergenler üstlenmek istedikleri rolleri internet üzerinde deneyebilir, çevrelerinden rolleri hakkında geri bildirim alabilirler. Bunun yanı sıra internet onlara yetişkin gözetiminden kaçabilecekleri, özgür alanlar sağlamaktadır. Fiziksel olarak yanyana olsalar bile gençler dijital teknolojiler sayesinde serbestçe dolaşıp “takılabilirler”.

Kişiler yaşlandığında yeni roller ortaya çıkabilir ya da yok olabilir. İnternet ve dijital teknolojiler yaşlı bireylerin de birbirleriyle iletişime geçmesini sağlayarak onların ne tür roller takındıklarını görmesini sağlar ve kendilerini ifade etmeleri için sayısız imkan sunar. Bunun yanında bireylere yeni hobiler kazandırmak konusunda oldukça yardımcı olabilir.

Kişiler internet ve dijital teknolojilerle yalnızca benliklerini yaratmakla kalmaz benliklerine dair önemli gördükleri çeşitli yönleri kaydedebilir ve ölçebilirler ve sonrasında sonuçları değerlendirerek gelişimleri hakkında yorum yapabilirler. Nicelenmiş benlik adı verilen bu süreç bireylerin hayatlarının her yönünde uyguladıkları bir yöntemdir. Alışkanlıklardan kurtulmak için günlük tutmaya izin veren uygulamalardan, nabız, stres seviyesi, uyku saatleri gibi birçok değişkeni sürekli olarak kaydedebilen sağlık uygulamalarına bir çok  nicelenmiş benlik uygulaması bulunur. Gün geçtikçe gelişen ve gelecekte çok daha büyük sorumluluklar alacağı düşünülen bu sağlık teknolojilerine biyomedikalizasyon adı verilir.

Kişiler sosyal medya, nicelenmiş benlik uygulamaları ve daha bir çok dijital teknolojiyle hayatlarının her anını kaydeder, paylaşabilir, diğerlerinin gelişimine destek olabilir. Lee Raine ve Barry Wellman bu sürece “hayat-kaydı” adını vermiştir. Bu psikolojik ve sosyal destek sağlayabileceği için hayatların böylesine kaydedilmesinin uzun vadeli sonuçlarını kestirmek zordur. Yine de benliğin inşası ve temsilinin kasti ve sürekli devam eden bir projeye dönüştüğü açıktır. Kişiler teknolojileri kendi yararları ve yaratıcı amaçlarına uygun hale getirerek kişiselleştirirler bunun sonucunda “benlik daha karmaşık ve çok yönlü(ama yine de genellikle birleşik) olma potansiyelindedir”(140). Modern insanın bu benlikler arasında geçiş yapması, bir bütünlük oluşturması enerji ve zaman isteyen bir süreçtir.

Chayko internetin kimlik yaratımı sürecindeki etkisini inceledikten sonra internet üzerinde kurulan ilişkilere değinmektedir. Bireyler genelde çevrimiçi ağlarını çevrimdışı arkadaşlıklarıyla kurarlar, bu sayede çevrimdışı ilişkilerini sürdürebilir ve geliştirebilirler. Kişiler arkadaşları hakkında çevrimiçi bilgi topladığında onlara karşı daha yakın hisseder. Buna ek olarak internet fiziksel olarak bir araya gelme şansları olmayan kişilerin arkadaşlıklarını devam ettirmesine yardımcı olabilir, internet sayesinde uzaklıklar yok olur. Çevrimiçi arkadaşlıkların sosyalliği yok edeceği korkusu olsa da “Büyük çaplı bir araştırmaya göre; insanlar ne kadar fazla internet ve dijital medyayı kullanırsa, o kadar fazla var olan arkadaşlarıyla sosyal temas kurmaktadırlar”(151). İnternet kullanıcılarının sosyal çevreleri kullanmayanlara göre daha geniş ve çeşitlidir, bunun yanı sıra sosyal medya kullanıcıları diğerlerine göre daha özgüvenlidir ve yakın ilişki kurmaya daha meyillidir.

İnternet çevrimdışı arkadaşlıkların sürdürülmesi dışında yeni ilişkilerin kurulmasında oldukça etkilidir. “İnsanlar birbirlerini anlamak ve anlaşılmak isterler; diğerlerinde kendilerinden bir şeyi görmeyi arzularlar”(144). Bu anlamda internet kişilerin birbirinin farkına varmasına ve ortak değerlerini keşfetmesine olanak sağlar. Her şeyden önce internet üzerinde fiziksellik gibi dikkat dağıtıcıların bulunmaması, kişilerin yalnızca birbirlerinin karakterine ve sahip olduğu değerlere odaklanmasına dolayısıyla birbirlerini daha sağlıklı değerlendirmesine yol açar. Kişiler birbirleriyle bilgi paylaşma konusunda rahat hissettikçe birbirlerine daha yakın hisseder. bu anlamda internet kişilerin tanışma sürecinde çok iyi bir ara form olarak işlev görür. Örneğin Facebook ya da Twitter gibi sitelerkişilerin birbirini tanımasına izin verirken bir yandan da mesafeyi koruyan platformlardır. İlişki geliştikçe kısa mesaj, telefonlaşma ve yüz yüze etkileşime dönüşebilir. Birebir olmasa da bu sıralamaya uymamak ilişkinin bozulmasına yol açabilir.

Kişiler sık sık birbirlerine karşı bir çekim ya da “kimya” hissedebilirler. Alfred Shutz bu çekimi işleyen ayar olarak adlandırmaktadır. Sosyolog Andrea Baker çevrimiçi tanışan 89 kişiyle yaptığı araştırmada, kişilerin arasında açık bir dijital çekim bulmuştur(147). Bireyler bu çekimi deneyimlediklerinde dopamin ve nöropinefrin gibi nörokimyasallar beynin haz merkezine hücum eder, bunun sonucu olarak birey mutlu olur. Bu hissiyatlar internet ve dijital medyada sık sık tatmin edildiğinde “bireyler ödüllerin hazır olarak üretildiği, dopaminle uyarılmış bir döngü tarafından ağ gibi sarılabilirler”(148). Beyin ardından bunun tekrarlanmasını ister bu yüzden kişi sürekli olarak mesajlarını, tweetlerini kontrol eder. Cevabın ne zaman geleceğinin belirsizliği de dopamin üretiminin sürekli olarak devam etmesini sağlar, buna değişken güçlendirme adı verilmektedir. Kişiler karşılıklı olarak bu hissiyatlara kapıldığında beyinleri senkronize olur, birbirlerinin nasıl hissettiklerini sezerler. “Bu bilinçsizce diğer kişinin yüz ifadesini ve hareketlerini taklit etmemize ya da konuşma biçimimizi senkronize etme şeklinde olabilir”(Chayko 200 s.280 aktaran Chayko 2017 s.149). Zamansal uyum fenomenine göre “farklı mekanlardaki insanlar aynı anda aynı konu üzerine odaklanırsa davranış ve düşünceleri koordineli hale gelir”(149). Spor müsabakalarında güçlü bir hissiyata kapılan kitleleri buna örnek olarak verebiliriz.

Dijital ortamda kurulan bu arkadaşlıklar sıklıkla flörtleşmeye, romantik ilişkiye ve cinselliğe evrilebilir. Öyledir ki randevulaşma için özel olarak tasarlanmış bir çok internet sitesi bulunmaktadır. “İnternet kullanıcılarının yaklaşık %11i, bekar ve arayışta olanların %38’i randevu sitelerini ziyaret ettiklerini belirtmektedirler.”(154). Daha önce de bahsedildiği gibi internetteki fiziksel dikkat dağıtıcıların eksikliği ilişkilerin daha hassas değerlendirilip kurulmasına yol açar bu yüzden internette başlayan ilişkilerin sıradan ilişkilerden daha uzun sürmeleri olasıdır. Öyle ki çevrimiçi tanıştıktan sonra çevrimiçi iletişimi daha uzun tutan çiftlerin kısa tutanlara göre daha derin ve kalıcı bağ kurdukları ortaya çıkmıştır.

İnternet, pornografi başta olmak üzere siber seks, cinsellik odaklı sohbetler gibi bir çok cinsel aktiviteye ev sahipliği eder. Pornografi hiç olmadığı kadar yaygındır. İnternette bireylerin tamamen dürüst olmayabileceğini göz önünde bulundurduğumuzda, siber ihanetin de arttığını söylemek mümkündür. Bazı araştırmalara göre çevrimdışında cinsel olarak tatmin olmayan bireyler bu durumu çevrimiçinde telafi etme eğilimindedir. Çevrimiçi yaşanan bu deneyimler ve sonuçları gerçek oldukları için yüzyüze ortamlardaki deneyimlerle aynı etkiye sahip olabilirler.

Tüm bunlara ek olarak internet üzerinde sosyal destek şaşırtıcı biçimde yaygındır. Başkalarını önemsemek ve yardım etmek insancıl bir dürtüdür ve çevrimiçi ifadesi olağan bir durumdur. Bireyler internet üzerinde hastalara ya da uyuşturucuyu bırakanlara yönelik destek grupları kurabilir, mikro finansman yoluyla birbirlerine yardımcı olabilirler.

Böylesine güçlü ilişkilerin kurulduğu internet ortamında olumsuzluklar da bulunmaktadır. İnternetin anonimliği kişilerin sorumsuzca davranmasına yol açabilir. Ağa sızan troller grupların düzenini bozmaya, tartışmaları rayından çıkarmaya çalışabilir. Gruplar bu olumsuz durumları birlik içinde davranarak bertaraf edebilmektedir. Buna ek olarak kişisel seviyede gerçekleşen tacizler çok daha yaygın ve tehlikelidir. Amerikalıların %73’ü birilerinin rahatsız edildiğini görmüş, %40’ı şahsen rahatsız edilmiştir. Rahatsız edilenlerin %27’si bu durumu can sıkıcı bulmuştur. Siber zorbalık ve tacize karşı yasalar bulunmaktadır ancak bunlar genellikle eski ve belirsiz yasalardır ve kolluk kuvvetleri çoğu zaman yeterli altyapıya sahip olmadığından anonim kişileri belirlemek zordur.

Bölümün son kısmında dijital ilişkilerin yaşam döngüsünden bahsedilmektedir. İnternet üzerinde zaman da uzaklık gibi yok olmaktadır. Sosyal bağlar her zaman fizikseli aşan bir yapıdadır, bir hikaye anlatıldığında atalarımıza bağlılık hissetmemiz buna en güzel örnektir. Dijital teknolojiler de aynı duruma zemin hazırlar. Kişiler ölümünden sonra bile dijital ortamda görsel ve bilişsel olarak var olmaya devam eder. Bu tıpkı uzaktakilere bağlılık hissetmemiz gibi ölülere de bağlılık hissetmemize yol açar. Bireyler ölümlerinden sonra sosyal medya ve dijital teknolojiler sayesinde görünür olurlar, kişiler bu platformlar aracılığıyla adeta ölüyle iletişime geçtiklerini hissedebilirler. Günümüzde  cenaze evleri hatıraların paylaşımı için çevrimiçi ortamlar yaratırlar, kişiler bu ortamlarda hislerini ifade ederler, bu yas sürecini kolaylaştırıcı bir etkinlik olarak rol oynayabilir. Bu anlamda ölüler sosyo zihinsel olarak pek çok şekilde hala yaşamaktadır, bireylerin yaşam döngüsü dijital olarak genişlemiştir.

Chayko bir sonraki bölümde internetin kurumlar üzerindeki etkilerinden bahsetmektedir. “Eğer bir şey tesis edilebilir, işlevsel, uzun  ömürlü … geniş ölçekte ve sistematik ise biz onu kurum olarak nitelendiririz.”(165). Her toplum işleyişini, düzenini sağlayan aile, iş alanları, sağlık, medya, adalet gibi kurumlara sahiptir. Bu kurumlar halen eski özelliklerine sahip olsa da internet ile iç içe geçmiş durumda olduğu için tekno-sosyal kurumlara dönüşmüştür. Toplumun nasıl işlediğini incelemek istediğimizde aileden başlamak daima mantıklıdır zira aile “toplumun küçük evrenidir”(166). Teknoloji her şeyden önce aile bireylerinin iletişim biçimini büyük ölçüde değiştirmiştir. Günümüzde her aile çocuğuna bir cep telefonu vermeyi ister. Bu öncelikle acil durumlarda onlara rahatça ulaşabilme ve sürekli bağlantılılık isteğinden kaynaklanır. Ardından aileler çocuklarının teknolojiden mahrum kalmasını istemez zira  teknolojik aletler artık bir statü göstergesidir. Buna ek olarak  ebeveynlerin çocuklarının tekno-sosyal arkadaş gruplarından uzaklaşmasını istemez. Bu sürekli bağlantılılık sosyal medyada da devam eder, ebeveynler çoğu zaman çocuklarını sosyal medyada takip etmekten hoşlanırlar bu sayede hem beraber zaman geçirirler hem de onların davranışlarını izleyebilirler. Çocukları izleme davranışı takip araçları ya da casus yazılımlarla bir üst seviye taşımak mümkündür. Ebeveynler bu uygulamaları kullanarak çocuklarını korusalar da durumun ortaya çıkması halinde çocukların ebeveynlerine duydukları güvene mal olabilir. Gel gelelim teknolojinin taşınabilirliği ebeveynlerin çocuklar üstündeki kontrolünü kısıtlanmasına da yol açmaktadır. Gençler artık Snapchat gibi gönderileri yok eden uygulamaları kullanmayı tercih etmektedir.

Chayko’nun incelediği diğer bir kurum ise sağlık hizmetleridir. İnternetin gelişmesiyle sağlık hizmetleri dijital bir dönüşüme uğramıştır. Hastaya dair bilgilerin düzenlenmesi ve aktarılması büyük ölçüde dijital biçimde yapılmaktadır. Türkiye’deki E-Nabız uygulaması bunun en başarılı örneklerindir. “Dijital dönemde sağlık bakımı biyomedikalleşmektedir”(171). Bilim ve teknolojinin tedavi sürecine katkıda bulunması beklenir bu da biyomedikalleşme adına altyapı çalışmalarını ortaya çıkarmıştır. Daha önemlisi bireyler artık rahatsızlandıklarında doktorlarına arkadaşlarına, ailelerine değil internet sitelerine başvurmaktadırlar. Bunun sonucu olarak kişiler kendi hastalık süreçlerine daha müdahil olmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki bu internet siteleri her zaman doğru bilgiyi vermeyebilir. Son olarak daha önce de bahsedildiği gibi nicelenmiş benlik uygulamaları kişilerin sağlıkları üzerinde daha aktif rol oynamasını sağlar.

İnternetten etkilenen bir diğer kurum ise dindir. Artık bir çok kilise siber kiliseler kurarak insanların ibadet etmesine izin verir öyle ki çevrimiçi bir günah çıkarma sitesi bile bulunmaktadır. İnternet üzerinden dini vecibelerini yerine getiren kişiler çevrimdışı hayattaki dini görevlerini dikkate almamaktadır çünkü din çoğu zaman sembolik, ruhani bir anlam taşır ve internet üzerinden gerçekleştirilmesi onlar için yeterli olmaktadır. Bunun yanı sıra internet sayesinde dinler inananlara ve inanmayanlara daha açık bir hale gelmiştir. Artık bilinmeyen dinler ve dini düşünceleri keşfetmek, onlara katılmak hiç olmadığı kolaydır.

Dijital dönüşümden en çok etkilenen kurumlardan birisi de tabii ki iş ve ticarettir. Her şeyden önce şirketler artık tüm verilerini bilgisayarlarla koordine eder ve bilgisayar ile çalışır.  Hizmet sektörü ve beceriye dayalı işlerde internet az kullanılırken, beyaz yakalıların çoğu sürekli ya da günde bir kaç defa interneti kullanmaktadır. “Amerikalı işçilerin %60’ından fazlası işyerinde interneti kullanmaktadır”(175). Sanal örgütler ya da dağıtılmış çalışma grupları, sanal ekipler fiziksel olarak ayrı olan insanların aynı görev üstünde çalışmasına olanak tanıyarak üretkenlik ve karlılığı arttırmaktadır. Ne var ki siber aylaklık internetin işyerlerine getirdiği bir diğer gerçektir, çalışanlar interneti eğlence amaçlı kullanmaktadır. Bazı meslekler ise dijitalleşmeden dolayı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır, ATMler banka görevlilerini, bloglar gazetecileri saf dışı bırakırken halihazırda üretilen ve kullanılan robotların bu trendi devam ettireceği düşünülmektedir. Bu durum işçiler arasındaki rekabeti yükseltip  ekonomik riski şirketlerden alıp sürekli olarak kendisini sisteme adapte etmeye çalışan işçiye yüklemektedir.

E-ticaret ve hizmetler de günden güne gelişen ve ticareti dönüştüren bir alandır. Bir e-mağaza açmak fiziksel bir dükkan açmaktan daha kolay ve ucuzdur. Günümüzde birçok fiziksel dükkanı olan işletme e-mağaza da sahiptir, artık iki alanın entegre olduğunu söylemek mümkündür. Her ne kadar günümüzde küçük işletmeler internet sayesinde hızla büyüme şansına sahip olsa da küçük şirketler internet ortamına adapte olmakta zorlanmaktadır. Bunun yanı sıra bir çok sektör e-ticarete başarıyla adapte olmuşken bazıları için aynısını söylemek mümkün değildir. Ne var ki son zamanlarda yatırım yapılmayan sektörlere de büyük karlar nedeniyle şirketler yatırım yapmaktadır. Örneğin Amazon internet üzerinden taze besin satmaya başlamıştır. Yazarın bahsettiklerine ek olarak çevrimiçi internet siteleri dışında günümüzde internete büyük oranda entegre olmuş fiziksel dükkanlar da bulunmaktadır. Örneğin Amazon kasiyer dahi bulunmayan, yüz tanıma teknolojisiyle çalışan Amazon GO adında süpermarketler açmaya başladı, Çin’de WeChat adlı uygulamayla bir çok mağazada ödeme yapılabilmektedir. İnternet ticaretinin toplumsal boyutları da vardır. Kişiler ürünleri değerlendirirken, yorum yaparken, satış işlemi hakkında bilgi paylaşırken ticaret üzerinde etki bırakan sosyal ilişkiler yaratmaktadır. Örneğin açık arttırma sitelerinde tüketiciler başkalarının rabet gösterdiği ürünlere daha fazla para ödeme eğilimindedir.

Dijital çağın hayatımıza getirdiği diğer bir durum ise iş ve ev ortamlarının birbirinin içine girmesidir. İnternet yüzünden kişiler daima işyerine bağlıdır. Bu sayede kişiler daha üretken ve esnek çalışırken stres seviyeleri de yükselmektedir. Ev ve işin iç içe girmesiyle bir rolün boyutları, diğerinin etkileyebilir. Kişi bu alanlar arasında bölünmüş hissedebilir örneğin bir kişi çocuğuyla ilgilenmek ya da bir işi tamamlamak arasında parçalanabilir. Kısacası BİT’ler çalışma hayatına girdikçe, işteki konuların evdeki konulara katılması yaygınlaşmakta ve kişinin işten kopması zorlaşmaktadır.

Dijital dönüşümün etkilediği bir diğer kurum ise eğitimdir. Bazı alanlarda eğitim artık tamamen internet üzerinde gerçekleştirilirken bir çok örgün eğitim internet ile entegre şekilde yürütülmektedir. İnternet sayesinde bilgiye kolayca, istedikleri yerden ulaşabilen öğrenciler derslerle daha derinden ilgilidir. Özellikle eğitmenlerin de aktif olarak interneti kullanarak öğrencileri ile güven yaratan ilişkiler kurduklarında internetin yararlı olduğunu görülmüştür. Dijital olarak etkinleştirilmiş eğitimsel aktiviteler…hem çocuklarda hem  de yetişkinlerde daha yüksek puanlar…ile ilişkilendirilmiştir”(182). Ne var ki internet motivasyon sağlayabildiği gibi dikkat dağınıklığını da beraberinde getirebileceği unutulmamalıdır.

İnternet ile beraber okul kavramı da değişime uğramıştır. İnternet çağı öncesi yalnızca fiziksel yapıda olan bu kurumlar artık dijital hal almış durumdadır.  Artık çevrimiçi üniversiteler, udacity, Khan Akademi gibi organizasyonlar eğitim kurumlarına rakip pozisyondadır, bu eğitim kurumları ücretli ya da ücretsiz olarak eğitimler verip bunları sertifika yöntemiyle belgelendirmektedir. Son olarak MOOCS(Massive open online courses/Kitlesel açık çevrimiçi kurslar) ücretsiz olarak herkese açıktır. Aynı zamanda kütüphaneler de dijitalleşmeden etkilenmiştir. Her kurum gibi kütüphanelerin ve kütüphanecilerin dijital sistemlere ayak uydurması beklenir ancak mali sıkıntılar buna sık sık engel olmaktadır. Son olarak günümüzde e-kitap okuyucuları hızla artmaktadır ancak bu okuyucuların yalnızca çok küçük bir kısmı basılı kitap okumayı tamamen bırakmıştır. “Araştırmalar göstermektedir ki bir metinin basılı olarak bir sayfaya yerleştirilmesi ve basılı içeriği okumaktaki dokunsal deneyim insanların okuduklarını daha iyi idrak etmesine yardımcı olmaktadır(184).

Siyaset ve hükümet de dijital dönüşümden payını almıştır. “Güçlü bir dijital altyapı hükümetlerin yeteneklerini sıralamasına, kurumları bir araya getirmesine ve sorunlara uygun maliyetli çözümler geliştirmesini sağlayabilir”(185). Hükümetin vatandaşlarına sunduğu e-devlet hizmetleri de günden güne yaygınlaşmaktadır, vergileme, vatandaş kimliği, sosyal hizmet gibi birçok devlet hizmeti dijital olarak gerçekleştirilebilmektedir. Türkiye’de kurulan e-devlet buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Buna ek olarak iyi geliştirilmiş “dijital ara bağlantı için tasarlanmış tam bir sistemle, bireylere verilerini denetleme ve gizleme ayarı sağlanabilir”(185), kitleler özel verileri hakkında güç sahibi olabilir. Bunlara ek olarak internet yeni bir kamusal alan, siyasi konuların tartışıldığı bir platform halini almıştır. Ne var ki çoğu kişi kendileri ile aynı düşüncelere sahip kişilerle iletişim kurmayı tercih eder dolayısıyla farklı bir görüşle karşılaştıklarında bir suskunluk sarmalına düşerler. Bunun yanı sıra “karşıt kanıtların varlığında bile bir konu hakkında bireylerin önceki pozisyonlarını koruma eğilimi”(187) de internette görülmektedir.

Medya da toplumlarda bir kurum olarak kabul edilir. Dijital teknolojilerle habercilik büyük oranda değişmiştir. Çevrimiçi haber siteleri daha detaylı bilgiye köprü(link) verebilen, bir çok medya türünü içinde barındıran ve okuyucuların yorum yapmasına izin veren platformlardır. İnternet öncesi habercilik profesyonellere ait, standartlara sahip olan bir meslek iken günümüzde internet sayesinde herkes yurttaş gazeteciliği yapabilmekte, olan biteni medya organizasyonlarının sınırlamaları olmadan halkla paylaşabilmektedir. Haber blogları ve yurttaş gazeteciliği sıradan medyaya nazaran daha özgür bir doğaya sahiptir ancak yurttaş gazeteciler profesyonel olmadığı için zaman zaman haberin kaynağını doğrulama konusunda sorunlar yaşayabilmekte, bilgi kirliliğine yol açabilmektedir. Ne var ki çok az insan alternatif medyayı ana bilgi alma kaynağı olarak kullanır.

İnternet ve dijital medya yakınlaşma kültürünü de ortaya çıkarmıştır. “Bilgi ve medya farklı platformlarda aynı zamanda: televizyon, kitaplar, sosyal medya, ve çevrimiçi forumlarda karşı karşıya akmakta ya da yakınlaşmaktadır”(191). Örneğin bir dizi TV’de yayınlanırken netflix gibi platformlarda eş zamanlı yayınlanmakta, platformlarda tartışılmakta ve sosyal medyada “memeleri” yaratılmaktadır. Bu anlamda metinler daha fazla anlatım biçimine sahiptir ve kullanıcılar bunlar arasından dilediği anlatım biçimini seçebilir. Medya yakınlaşması sayesinde popüler kültür daha önce hiç olmadığı kadar kullanıcıya açık hale gelmiştir, popüler kültür artık kullanıcı tarafından da yaratılmaktadır.

Chayko dokuzuncu bölümde ise süper bağlantılılığın (daha fazla) faydaları ve tehlikelerinden bahsetmektedir. Bu bağlamda değindiği ilk başlık sürekli bağlantılılıktır. İnternet ile beraber sürekli bağlantılılık hayatımızın bir gerçeği haline gelmiştir. Kişinin sürekli olarak bağlantıda olması güvende hissetmesine yol açar. Diğer tarafta ise teknolojiye erişemediğinde yoksunluk ve korku hali baş gösterir. Sürekli bağlantılılıkla beraber mikro koordinasyon da hayatımıza girmiştir. İnternet öncesi zamanda kişiler planlarını önceden yaparken şimdi bir etkinliği son anda değiştirip, sonlandırabilirler. Artık zaman daha az sabit ve daha çok geçirkendir, bu yüzden kişiler anlaşmaları umursamamaya yatkındır. Böylesine koordinasyon sağlayan bir teknolojinin umursamazlığa yol açması bir anlamda ironiktir. Teknoloji insan hayatını gereğinden fazla koordine ederek kişileri öngörülebilir kılmaktadır.

Yazar ardından eğlence, oyun ve avunmayı incelemiştir. İnternet sayesinde insanlar herhangi bir yerden her hangi bir zamanda oyun, eğlence platformlarına bağlanarak bulundukları ortamdan kolayca uzaklaşabilirler. Oyunlar kişilerin ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz, ilişkisel olduğundan dolayı oyuncuların sosyalleşmesini de sağlar. Oyunlar çoğu zaman faydasız olarak görünse de “… zorlu, rekabetçi ve son derece stratejik olabilir”(198). Oyuncular oyun sırasında karar verme, problem çözme, disiplin, ertelenmiş haz ve hatta bilimsel metodu öğrenebilirler. Oyun kültürü genel olarak erkeklerle bağdaşlaştırılsa da oyuncuların heterojen olduğunu söylemek mümkündür. Günümüzdeki çevrimiçi oyunların sosyal yönü çevrimdışı eşitsizliklerin ve önyargıların oyunlara taşınmasına sebep olur. Kadınlar ve eşcinseller oyunlarda sürekli olarak tacize uğramaktadır. Buna ek olarak insanları böylesine bulundukları ortamdan uzaklaştırabilen teknolojilerin verdiği anlık haz kişileri hiçbir zaman sıkılmama isteğine iter, özellikle yeni nesiller “daha yavaş tempoda” gerçekleşen etkinliklere daha az toleranslıdır(200).

Dikkat aralığının kısalması diğer bir sorundur “Dikkat verilen bir göreve ya da bilgi birimine zihinsel olarak yoğunlaşma durumudur”(201). Dijital teknolojileri kullanan kişilerin ekranlar arası sık sık geçiş yapması, sürekli olarak güncelleme göndermek için interneti kontrol etmesi çevrimdışı hayatta tek bir konuya uzun süre odaklanamama sorununu beraberinde getirir. Chayko çoklu görev gibi bir kavram olmadığını zira aynı anda birden fazla bilişsel görevin yapılamayacağını, kişilerin yalnızca bir görevden diğerine geçiş yaptığını söyler. Bazı kişiler bu konuda daha başarılıyken, diğerleri bu konuda zorluk çekebilir. Sık sık görevler arası geçiş yapan kişiler “bilişsel ve davranışsal eksikliklerden…”(202) müzdarip olabilirler. Ne var ki modern birey devamlı çoklu görevlerle meşguldür, sürekli olarak medya mecralarını takip ederek kısıtlı sürelerde en iyi bağlantılar ve aktiviteleri kontrol etmek isterler. Bu teknoloji zengini toplumlarda bir norm haline gelmiştir zira bağlı kalmak fark edilmek, meşgul olmak anlamına gelir. Bir tık uzağında binlerce uyarıcı bulunan insan doğal olarak odaklanma sorunu yaşar ancak kişi iyi geçiş yapmayı öğrenebilirse bu öğrenme seviyesini yükseltmeye yardımcı olabilir. Her ne kadar çoklu görevler konusunda kısıtlı olsak da beynimizin uysal olduğunu unutmamamız gerekir. Beynimiz modern zamanların işleyişine göre evrim geçiriyor ve çoklu görev yeteneği doğal seçilim ile gelecek nesillere taşınıyor olabilir.

Bahsettiğimiz gibi, uyarıcılarla çevrelenmiş hayat süren modern bireyler FOMO yani kaçırma korkusuna kapılabilirler. Yeterince çevrimiçi olamayan kişiler çevrimiçi ortamda olan önemli olayları kaçırdıklarını hissederek strese kapılırlar. Ancak bu yalnızca teknolojik belirlenimciliğin farklı bir formudur zira internet bu büyük bilgi akışını daha kolay yönetmemize ve verimli olarak kullanmamıza da izin verebilecek bir araçtır; “Tekrar, teknolojiyi nasıl kullanırsanız o şekilde sonuç alırsınız”(204) demekte fayda var. Bireyleri strese sokabilen bir diğer durum ise sosyal medyada yakınlarının yaşadığı kötü olaylara şahitlik etmektir.

Bu anlamda internet ve dijital teknoloji bağımlılığının da hayatımızın bir gerçeği olduğunu söylemek mümkündür. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bireyler internet kullandığında beyinlerinde dopamin salgılanır ve birey bu hissiyatı tekrar yaşamak için sürekli olarak onu kullanmak isteyebilir ve bu bağımlılığa dönüşebilir. Ne var ki bazı akademisyenlere göre fizyolojik ya da kimyasal rahatsızlık olmadığı sürece internet bağımlılığı, bağımlılık modeline uymamaktadır. Bu anlamda internet kullanımı daha çok kimyasal olmayan bir bağımlılıktır. Kişinin sorunlarla başa çıkma, hayatı idame ettirme yeteneği etkilendiğinde bağımlılık sorun olmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki internet ve oyunlar çoğu zaman kişilerin sosyalleşerek stres seviyelerini düşürmelerine yardımcı olur. Bu bağımlılık başka ciddi sorunların da göstergesi olabilir. Araştırmalara göre herhangi bir bağımlılık türü depresyon belirtisi olabilir ancak internet üzerinde sosyalleşmek için zaman geçirmek tam tersi etkiye de sahiptir. Dijital teknolojiler psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra fiziksel rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Bilgisayar başında fazla zaman geçirmek sırt ağrısı, baş ağrısı gibi rahatsızlıkların dışında damar trombozu, kan pıhtılaşması gibi tehlikeli durumları da ortaya çıkarabilir.

Tüm bu olumsuzlukların yanında sosyal medya yaşlanmanın etkilerini azaltmaktadır. Exter üniversitesinin yaptığı bir araştırmada fiziksel ve duygusal düşüş yaşayan yaşlı bireylerin sosyal medya kullanmaya başladıktan sonra yalnızlık hissetmedikleri ve depresyon risklerinin azaldığı ortaya çıkmıştır. Oyun oynayan yaşlı bireylerin ise reaksiyon süreleri, dikkat aralıkları ve görsel tanımlama alanlarının geliştiği izlenmiştir.

Her şeyin yanında internet bireyin kendisinden büyük bir yapıya, topluma bağlı hissetmesinin bir yoludur. İnsanoğlu olarak daima bizi çevreleyen dünyanın göründüğü gibi olduğuna ve bir anda değişmeyeceğini bilmek isteriz. Anthony Giddens’ın ontolojik güvenlik adını verdiği bu durum kısaca insanoğlunun sürekliliğe duyduğu ihtiyaçtır. İnternet sayesinde sevdiklerimizin ve toplumun orada olduğunu bilmek bizi rahatlatır ve güvende hissetmemizi sağlar. Bazen internetten uzaklaşmak kişinin beyninin ve vücudunun yenilenmesi için önemlidir. Derin düşünebilmek için huzurlu alanlar yarattığımızda zihnen berraklık ve yoğunluk hissedebiliriz. Bağlantı kesmek ilişkilerimiz için de bir o kadar önemlidir zira eğer birbirimizi hiç terk etmezsek, birbirimizi özleyemez ya da tekrar bir araya gelmenin verdiği mutluluğu yaşayamayız.

Dijital teknolojilerin, özellikle cep telefonunun bir diğer faydası ise acil durumlarda koordinasyonu kolaylaştırmasıdır. Her şeyden önce kitle medyası acil durumlarda halka ulaşmayı ve onları organize etmeyi kolaylaştırır, cep telefonu ise takip sistemleri sayesinde kaybolan kişilerin bulunmasına yardımcı olabilir. Bu gerçek koruma fonksiyonunun yanı sıra cep telefonları sembolik güven kaynağıdır. Kişiler sürekli olarak sevdiklerine bağlı hissettiklerinde güvende hissederler ve kadınlar istenmeyen bir ilgiye karşı telefonlarını kullanarak biriyle iletişimde gibi davranıp kendilerini savunurlar.

Yazının başından beri tartışılan konular düşünüldüğünde tekno-sosyal hayatlarımızın gelecek yıllarda daha da gelişeceği açıktır. Öncelikle dijital altyapının gelişeceği öngörülmektedir, “Moore yasasına göre 15 yıl içinde bilgi işlem kapasitesi 1,000 kat”(217). güçlenecektir ve işlemciler fiziken küçülecektir. Giyilebilir teknolojiler, nesnelerin interneti, dronelar gibi teknolojiler yüzünden gözetimin artacağı ve internette oturum kapatmanın zorlaşacağı tahmin edilmektedir Tüm bunlarla beraber veri madenciliğinin de önem kazanması beklenmektedir. Gelişen robot teknolojisinin askeri alanlarda kullanımı, robot hakları, ekonominin nasıl robotlaşacağı merak konusudur. Yapay zekanın da robot teknolojileriyle gelişmesi, bu teknolojinin insan beyniyle beraber çalışarak etkili işler ortaya çıkaracağı öngörüler arasındadır. Tüm bunlarla beraber sosyal değerler de doğal olarak değişecektir. Neyin özel, neyin kamusal olduğu; iş ve evin sınırları gibi olgular halihazırda tartışılırken, otonom arabaların kabul edilip edilmeyeceği, robotların kullanım alanları gibi bir çok teknoloji üzerine karar vermemiz gerekecektir. Bu kararlar önemlidir zira toplumların neye değer verdiğini gösterecek, gelecekteki kuşakları etkileyecektir. Bu teknolojilerin bize ne katıp, neyi götüreceği iyi düşünülmelidir.

Araştırmacılar beynin ve zihnin bir makineye yüklenecek bilgisayar modellerini geliştiriyorlar. Bunun amacı insan ve bilgisayar zekası sonsuza kadar dijital alanda yaşayabilecek bir olgu haline getirmektir. Peki bu tür bir gelişim, gerçekten gelişim midir? Yoksa tehlikeli bir tehdit mi? Gelecek Bilimci Ray Kurzweil’e göre 2029’da yapay zeka insan şeklini alıp kendilerini kanlı canlı insan olarak gösterebilecek kadar gelişecektir. Tabii ki buna karşı görüşlerde vardır, bazıları için insanlar makineler tarafından doldurulamaz eşsiz, kompleks canlılardır. Hisseden, düşünen, etkileşime geçen robotlar insan mıdır? “İnsan olmak gerçekten ne anlama geliyor?” Dijital medya etrafımızı sardığında, gözetimle dolu yıldırıcı bir seçenek mi olacaktır yoksa özgürleştirici bir gerçeklik mi? Çevrimiçi dünyada büyüyen yeni nesiller çevrim içini tamamen doğal kabul ettiklerinde ne kazanılacak? Ne kaybedilecek? İşte tüm bu sorular, olumlu ve olumsuz sonuçlar teknoloji kullanımı ve kararları üzerinde hak sahibi olan halklar tarafından cevaplanacaktır bu yüzden “teknolojik uzmanlık ve karar vermeyi başkalarına bırakırsak, bu kitapta tartışılan tekno-sosyal hayatın tüm yönleri üzerindeki kontrolü onlara bırakırız”(227)

Reklamlar

Seçim gecesi “adilseçim.net” konusunda neler yaşandı?

Haziran 29, 2018

Yazan: Füsun Sarp Nebil

Pek çok vatandaş için 24 Haziran 2018 günü gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimindeki önemli bir konu “Sandık Güvenliği” idi. Fiziksel tarafını eski teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin koordine ettiğini gördüğümüz “Sandık Güvenliği” çalışmasına 4 siyasi parti ve 12 sivil toplum örgütü katıldı. Diğer tarafta ise fedakâr bir şekilde gönüllü görev yapan 400 bin kişi vardı.

Bu grup seçim gününde, 181 bin sandıktaki sonuçları, oralarda yer alan görevlilerinin elinden alacak ve adilsecim.net üzerinden, YSK ile Anadolu Ajansı’na alternatif bir bilgi yaratacaktı. Ama olamadı. Çünkü yine Adil Seçim Platformu’nun yayınladığı bilgiye göre; uygulama altyapısında entegrasyon sorunu yaşandı.

Dolayısıyla veri sağlayan sadece YSK ve Anadolu Ajansı olabildi. Bu da özellikle muhalefet partilerine oy verenler tarafında şüpheye yol açtı. Gerek adilseçim.net için gönüllü çalışanlar, gerekse çok sayıda vatandaş, bu durumu sorguladı ve Adil.Net’in neden kullanılamadığını anlamaya çalıştı. Biz de konuyu, bilişim tarafından sorumlu olan CHP Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’e sorduk ve birkaç gün içinde teknik bir raporun yayınlanacağını öğrendik.

Diğer taraftan ise konuyu bir de gönüllü ile değerlendirdik. Mehmet Şafak Sarı kendisini dijital iletişim uzmanı, tasarımcı, eğitmen, gazeteci olarak tanıtıyor. Bu işlerinin yanında, Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği (TBİD) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi ve derneğin Dijital Güvenlik Projesi yürütücülerinden. Sarı’ya şu sualleri sorduk:

Bu görevi size kim verdi? Ücretli bir görev miydi?

Mehmet Şafak Sarı: Gönüllüydüm hocam. Çağrıya cevap verdim. Uygulamaya kayıt oldum. Tutanak yolladım ve sosyal medya hesaplarından gelen açıklamaları ve sonuçları takip ettim.

Görev tam olarak neydi? Yani saat kaçta ve nerede bilgi girilecekti? Bilgiler nereden gelecekti?

Mehmet Şafak Sarı: Onlarca siyasi parti ve kurumun çağrısıyla kurulan ve merkezi CHP Genel Merkezi’nde olacak Adil Seçim Platformu yurtaşlara çağrı yaparak, seçim günü, süreci ve sonrasında Anadolu Ajansı’nın verilerinden bağımsız takip etme iddiasıyla oluşturdu.

Adil Seçim Platformu bünyesinde Millet İttifakı partileri ile HDP’nin yanı sıra; Sensiz Olmaz, Oyum Güvende, DİSK, KESK, Memleket Biziz, Hak ve Adalet gibi platformlar da yer almıştı. Seçimde görev almaya gönüllü müşahitlere ve sandık kurulu üyelerine Adil Şeçim adında bir telefon uygulaması sunuldu ve indirmeleri istendi.

Süreç basitti. Biz sandıktan çıkan sonuçların olduğu sayım-döküm tutanakları bu uygulama ile fotoğraflayıp sisteme yollayacaktır. Onlar da gelen tutanaklar üzerinden görselleştirerek seçim yasakları biter bitmez yurttaşlara adilsecim.net üzerinden göstereceklerdi.

Veriler ne zaman gelmeye başladı… Gecikmesi konusunda sizin bir teşebbüsünüz oldu mu, ya da size neden geciktiği açıklandı mı?

Mehmet Şafak Sarı: Verileri gönderemedik ki? Uygulama çalışmadı.

Bu yüzden verilerin gelmesi çok uzun sürdü. Bazı yurttaşlarımız da uygulama çalışmış ama benim çevremde ve arkadaşlarımın büyük çoğunluğunda uygulama çalışmadı. Saatler sonra girebildim sisteme tutanakları. Bu süreci hızlandırmak için uygulama üzerinden çağrı merkezini aradım ama telefonlarıma bakan olmadı. Sonrasında geri dönen de olmadı.

adilsecim.net verileri erişim yasaklarının kalmasına rağmen 21.00 sularına kadar gösteremedi. Göstermeye başladığından itibaren ise AA’dan çok faklı sonuçlar gözükmekteydi. Hatta seçim gecesi 22.13’de Adil Seçim Platformu’nun ve Adil Seçim uygulamasının Twitter hesabından “YSK açılan sandık %61 Adil Seçim açılan sandık %65 Büyükşehirler henüz sistemlere tam olarak yansımış durumda değil. Umudunuzu kaybetmeyin TV ekranlarındaki manipülasyonlara aldanmayın bu seçim ikinci tura kalmıştır. Sandıkları takip etmeye devam edin” diye bir tweet atıldı.

Koca bir karanlığın ve belirsizliğin içinde bu tweete sarılarak işlemlerimize devam ettik. Lakin yarım saate kalmadan CHP ve diğer muhalefet partilerin seçimi kaybettiklerini kabul eden açıklamaları ve haberleri önümüze düşünce, aslında manipülasyonu yapanın Adil Şeçim olduğu kanısına vardım. Çağrı merkezi dahil hiçbir protokolü çalışmayan bir uygulama üzerinden hepimizi tehlikeye atan bir açıklama gelmişti. Çünkü sokaklarda silahlar sıkılıyor ve seçim merkezlerinde kavgalar, müdaheleler oluyordu. Meğerse açıklama yanlışmış. Neden böyle bir açıklama yaptılar anlamış değilim. İşin garibi bu tweet hâlâ duruyor ve üstüne bir daha hiçbir şey yazılmadı. Teknik olarak Adil Seçim’e göre sandıklar kapanmadı ve oy sayımı sürüyor anlayacağınız.

Bu konudaki düşünceniz ve bir sonraki seçim açısından tavsiyeniz nedir?

Mehmet Şafak Sarı: Tüm süreçleri şeffaf olmayan hiçbir oluşum ve kampanyaya dahil olmayacağımı öğrenmiş oldum. Hoş, 5 seçimdir seçim gecesine kadar “merak etmeyin, oylarınıza sahip çıkacağız”, “siz görevinizi fedakârlığını yapın gerisi bizde” diye bol kahramanlık hikâyeleri ve “ülke elden gidiyor size ihtiyaç var” deyip her seçim gecesi seçim sonuçları takibi üzerine kurulmuş örgütlenmelerin ve sistemlerin çökmesini deneyimledik. Referandum gecesi de aynı saçmalığın ortasında bulmuştum kendimi. Nasıl kandırıldığımızı çok acı bir şekilde tecrübe etmiştim. Ama bu seçimde en yüksek tondan ve müthiş bir ikna süreciyle onlarca kurum ve kişinin referansıyla yeni bir seçim takibi sistemi oluşturulunca mücadeleden kaçmayan insanlar olarak yine bu sürece dahil olduk.

Zaten seçim, seçim gününden 2 ay önce duyurulmuştu ve sorgulama süreçlerine bile zaman kalmamıştı. Seçim gecesi telefon uygulaması, seçim ekranının çalışmamasını geçtim, 150 yıllık telefon teknolojisini bile çalıştıramamışlardı. Halbuki bu uygulamayı geliştiren CHP’liler “YSK bile bizden öğrenecek sonuçları gerekirse yapay zeka bile kullanacağız” diye bayağı iddialı cümleler kurabilmişlerdi. Bu rezillik sonrası bizlere bir tane bile açıklama yapılmadı. 3 gün geçti. Bu yaşanan süreçli ilgili ne sorumluluk alan var ne açıklama yapan var.

Halkı aptal yerine koyanlarla bir daha çalışma yapmayacağımı öğrenmiş oldum. Katılımcı ve şeffaf süreçleri olmayan, “biz hallettik rahat olun”, “bizim çocuklar yapıyor merak etmeyin” psikolojisi kaybetmeye mahkumdur. Seçimi muhalefet kazansaydı bile, iktidar kazandık dese karşısına bilgi, belge ve veri ile çıkabilecek bir yapı-sistem bile yoktu.

Bugünden itibaren muhalefet eleştirel ve özgürlükçü medya modellemelerini örgütlemeli ve destek vermelidir. Seçim gibi karmaşık ve temelde insan yönetimi isteyen ulusal çapta bir yapıyı şimiden kurmaya başlamalıdır. Dediğim gibi katılımcılık ve şeffaflık işlemelidir bu süreç. İlgili sevil toplum örgütü, meslek örgütü, sendika, hukuk birimleri, iletişim-bilişim birimleriyle ortak bir çalışma yürütülmeli. Boş sözlerle, yalan propagandalarla, biz yaptık oldularla seçim bile kazansanız elinizde tepsiyle ülkeyi sunarsınız yoksa.

O gece en temel demokratik hakkına sahip çıkan ve bunun üstüne inisiyatif alıp yer yer canını da riske atarak yurttaşlık görevini layığıyla yerine getiren tüm sandık görevlilerine ve müşahitlerin hakkı ödenmez. Hepsine bir yurttaş olarak da çok teşekkür ediyorum.

Muhalefetin seçim öncesinde daha hazır olması lazım

Şunu kaydedelim; bu söyleşiden gördüğünüz üzere, gönüllü çalışmış insanlarda bir kırıklık var. Bu kırıklık da platform tarafından giderilmemiş. Öncelikle bunun giderilmesi lazım. Bu insanlara gereken özen gösterilmeli. Teşekkür edilmeli.

Yanı sıra, sistemlerin çalışmasının önceden kontrol edilmesi ve özellikle de yedeklemesinin yapılması lazım. Bu tür projelerin bütün riskler düşünülerek yapılması lazım. Örneğin içeri sızabilecek birileri ve hatta yabancı istihbarat örgütleri ne tür riskleri getiriyor diye sormak lazım. Burada da bir sorun çıktığı görülüyor. Bu sorun yazılım hatalarından mı kaynaklanıyor, yazılım sırasında bir truva atı çalışan var mıydı, siber saldırı mı vardı, uygulama indirilirken içine zararlı yazılım enjekte edilmiş midir ya da iletişim hatlarının bozukluğundan mı bilemiyoruz. Dediğimiz gibi bir kaç gün içinde bir teknik raporun yayınlanacağı kaydediliyor.

Bir başka konu da şu; CHP için bir eleştiri de; Halk TV konusunda. Düşünün ki, bir partinin kendi yönetimindeki televizyon kanalı, iddialı oldukları seçimde data yayını hazırlığı yapmıyor. Bunun yerine stüdyoya 4 ekran koymuşlar; CNN, Habertürk, NTV ve A Haber. İnanılır gibi değil.

Üstelik ellerinin altında yıllardır seçim verilerini CNN Türk’te –üstelik analizleri ile– veren Emin Çapa olduğu halde ellerindeki en büyük şansı yani dosdoğru bir seçim programı sunmayı beceremediler (Çapa daha sonraki gün, bu analizleri sundu ama orada da Halk TV’nin performası rezaletti. Öyle ki, ellerindeki slide’ları bile birbirine karıştırmışlardı. Zavallı Çapa yine de sinirlenmemeye özen göstererek bunları bir bir açıkladı.)

Aşağıda Adil Seçim Platformu’nun bugün yayınladığı ve bir özür içeren açıklaması var:

Kaynak: http://t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/secim-gecesi-adilsecimnet-konusunda-neler-yasandi,20005

(Yazarının izniyle)


AB VERİ GENEL VERİ KORUMA REGULASYONU VE KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI

Haziran 10, 2018

Yazan: Av. Faruk Çayır, Ankara Barosu ve Alternatif Bilişim Derneği

Kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak ülkemizde ve tüm dünyada uzun yıllardan beri çalışmalar ve düzenlemeler yapılmakla birlikte, kişisel verilerin korunması hususu teknolojinin gelişimi karşısında hızla boyut değiştirmektedir. Küresel anlamda bilgi işlem hizmetlerinin yaygınlaşması ve ülkeler arasında artan veri trafiği nedeniyle sosyal ve ekonomik açıdan uluslararası öneme sahip hale gelmiştir. Sosyal ağlar, bulut bilişim, büyük veri analizi, lokasyon bazlı hizmetler ve akıllı kart gibi teknolojik gelişmeler ve küreselleşmenin getirdiği zorunluluklar başta olmak üzere pek çok etken kişisel verilere erişim, verilerin toplanması ve kullanımı yöntemlerini derinden etkilemekte ve değiştirmektedir. Bu nedenle, küresel anlamda ülkelerin veri koruma hukuki altyapılarını güncel teknolojik gelişmelerle uyumlaştırma yönünde adımlar atılmaya başlamıştır.

Kişisel verilerin korunması konusunda AB’de 1995 yılında yürürlüğe giren 95/46/AT sayılı AB Veri Koruma Yönergesi kişisel verilerin korunması alanında tüm dünyada kabul gören bir çerçeve sunmaktadır. Ancak bahsetmiş olduğumuz teknolojik gelişmeler sonucunda, Avrupa Komisyonu tarafından üye ülkelerde uygulanmakta olan AB veri koruma kurallarında, Veri Koruma Yönerge’sinde benimsenen ilkelerin modernize edilmesi ve gelecekte vatandaşların mahremiyet hakkının garanti altına alınması amacıyla, kapsamlı bir reforma gidilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

1995 yılından itibaren AB üyesi ülkeler açısından uygulamada meydana gelen farklılıklar ve dijital dünyayla daha uyumlu hale getirilmesi ihtiyacı, ortaya çıkan somut uyuşmazlıklar ve bu değişimi kaçınılmaz kılan siyasi açmazlar sebebiyle giderek zorunlu bir hal almıştır. Bu olayların başında, konuyla doğrudan olmasa da etkisi bakımından büyük ilgisi olan, 2013 yılında Edward Snowden tarafından ortaya çıkarılan mahremiyet ihlalleri gelmektedir. Bunun dışında geçtiğimiz yıl ABD de yapılan seçimlere ilişkin Facebook’ un kişilere ait verileri satması ve bu verilerin seçimlerde yönlendirme ve manipülasyona yönelik olarak kullanılması ile ilgili skandal kişisel verilerinin korunmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Snowden’ın açıklamaları  Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ATAD) mevcut hukuki uygulamalarında önemli bir değişim yaklaşımı benimsenmesine sebep olmasının yanında Avrupa’da bireyin internetteki haklarının korunması konusundaki genel anlayışını da oldukça katılaştırmasına neden olmuştur. Mahkemenin bu çerçevede almış olduğu;

– unutulma hakkı konusundaki Google-İspanya kararı,

-mobil veya internet telefonu ile e-posta iletişimi verilerinin saklanması hususunda muhtemel bir soruşturma, araştırma ve suçun kovuşturulması amacıyla makul suç şüphesi bulunması gerektiğine ilişkin, 2006/24/EC sayılı Veri Saklama Direktifi’ ni geçersiz kıldığı İrlanda Dijital Haklar kararı,

– Facebook tarafından kişisel verilerinin ABD’de tutulmasına ilişkin eşdeğer bir koruma seviyesinin bulunmaması nedeniyle Güvenli Liman Anlaşmasını geçersiz kıldığı M.Schrems-Veri Koruma Komisyonu Kararı

kişisel verilerin korunması konusunda yeni ve kapsamlı bir reformu zorunlu kılmıştır.

Bu kapsamda, AB veri koruma kurallarında köklü bir reformu ihtiva eden “Genel Veri Koruma Tüzüğü (General Data Protection Regulation–GDPR)” Avrupa Parlamentosu tarafından 14 Nisan 2016 tarihinde onaylanmıştır. AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (General Data Protection Regulation–GDPR) 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Birliği’ nin söz konusu düzenlemeyi Regulasyon yani tüzük ( Türkçe’ ye çevirisi bakımından anlaşılır olması açısından) olarak düzenlemesi bağlayıcılığı açısından da önem kazanmaktadır. Regülasyonlar genel olarak yürürlüğe girmekle birlikte tüm üye ülkelerde yürürlük gücüne sahip olurlar. Ayrıca iç hukuka aktarılmak üzere bir onay kanununa ya da iç hukukta aynı düzenlemeleri konu alan yeni bir kanuna ihtiyaç göstermezler. Oysa yönergeler için durum farklıdır. Yönergeler üye devletleri hedef alır ve onlara belirli bir süre içinde yönergede belirtilen hususlarda ve o çerçevede iç hukukta düzenleme yapma ödevini yüklerler. İç hukukta yapılacak düzenlemenin yöntemi ise üye devletin takdirine bağlıdır. Bu açıdan AB Genel Veri Koruma Tüzüğü üye ülkelerin düzenlemeleri ve onaylarına ihtiyaç kalmaksızın uymakla zorunlu oldukları bir düzenlemedir.

AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (General Data Protection Regulation) (bundan sonra GDPR olarak anılacaktır.)’ nün kişisel verilerin korunmasına ilişkin getirdiği yeni tanımlar, yaklaşımlar ve zorunluluklar açısından Tüzüğün 3. Maddesine göre

“2. Bu Tüzük, işleme faaliyetlerinin aşağıdaki hususlarla alakalı olması durumunda, Birlik içerisinde bulunan veri sahiplerinin kişisel verilerinin Birlik içerisinde kurulu olmayan bir kontrolör veya işleyici tarafından işlenmesine uygulanır:

  • Veri sahibine bir ödeme yapılmasına gerek olup olmadığına bakılmaksızın, Birlik içerisindeki söz konusu veri sahiplerine mal ya da hizmetlerin sunulması veya
  • Davranışları birlik içerisinde gerçekleştiği ölçüde, davranışlarının izlenmesi.
  1. Bu Tüzük, Birlik içerisinde değil, ancak bir üye devletin hukukunun uluslararası kamu hukuku vasıtasıyla uygulandığı bir yerde kurulu bulunan bir kontrolör tarafından kişisel verilerin işlenmesine uygulanır.”

düzenlemesi gereğince  GDPR hükümlerinin, sunucuları AB dışında yerleşik bulunan ve işleme faaliyetlerini Birlik ülkeleri dışından sürdüren bulut hizmet sağlayıcıları bakımından ve AB ülkelerindeki kişilere yönelik mal ve hizmet sağlayanlar bakımından da bağlayıcı olduğu görülmektedir. Bu açıdan Türkiye’ nin Kişisel Verilerin Korunması’ na yönelik yasal düzenlemelerini GDPR’ ye uygun hale getirmesi gerekmektedir.

Türkiye’de ise kişisel verilerin korunmasına ilişkin 7 Nisan 2016 tarihli ve 29677 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6698 sayılı “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu” ile yasal düzenleme yürürlüğe girmiştir. kanunun tasarı aşamasında iken istisnalar ve Kişisel Verilerin Korunması Kurumunun yapısı hakkındaki eleştirilerin yanında Genel Veri Koruma Tüzüğünde yer alan ve düzenlemesi elzem olan konular hakkındaki eleştiriler de göz ardı edilmiştir. 6698 sayılı Kanun, AB Veri Koruma Reformu kapsamında hazırlanan GDPR metninin Avrupa Parlamentosu’nda kabulünden 7 gün gibi çok kısa bir süre önce onaylanmış ve 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6698 sayılı Kanun’un, güncel AB düzenlemesi olan GDPR daki düzenlemeleri değil, 95/46/AT sayılı Veri Koruma Direktifi’ni referans alması hatta Veri Koruma Direktifi’ nin çevirisi diyebileceğimiz durumda olması sebebiyle GDPR de yer alan bir çok konuda eksik ve kadük kalmıştır.

AB GENEL VERİ KORUMA TÜZÜĞÜ-GDPR’NİN GETİRMİŞ OLDUĞU YENİLİKLER VE DÜZENLEMELER

AB Genel Veri Koruma Tüzüğü (General Data Protection Regulation–GDPR) Avrupa’ daki pek çok sivil toplum kuruluşunun yaratmış olduğu kamu oyu baskıları ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin ve dijital hayata ilişkin pek çok yeni düzenlemeler içermektedir. Bunlar:

  • Kişisel Veri Tanımı

95/46 sayılı Direktif’teki kişisel veri tanımına göre, GDPR daha açıklayıcı ve kapsamlı bir tanım getirilmeye çalışılmıştır. GDPR da kişisel veri: “tanımlanmış bir gerçek kişi özellikle bir isim, kimlik numarası, konum verileri, çevrim içi tanımlayıcı ya da söz konusu gerçek kişinin fiziksel, fizyolojik, genetik, ruhsal, ekonomik, kültürel veya toplumsal kimliğine özgü bir ya da daha fazla sayıdaki” veri olarak kabul edilmiştir. Görüldüğü gibi konum verileri, çevirim içi tanımlayıcı gibi veri sahibinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak her türlü veri kişisel veri olarak kabul edilmiştir.

  • Profil Çıkarma

GDPR da 95/46 sayılı Direktif’te bulunmayan yeni bir tanımlama olarak profil çıkarma dikkati çekmektedir.

GDPR’ da “profil çıkarma, bir gerçek kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirliği, davranışları, konumu veya hareketlerine ilişkin hususların analiz edilmesi veya tahmin edilmesi başta olmak üzere söz konusu gerçek kişiye ilişkin belirli kişisel özelliklerin değerlendirilmesi için kişisel verilerin kullanımını ihtiva eden her türlü otomatik kişisel veri işleme biçimi” olarak tanımlanmıştır. Veri sahiplerinin, kişisel verilerin otomatik karar verme mekanizmalarına bağlı olarak işlenmesi halinde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçlarına ilişkin bilgileri talep etme, kendisi ile ilgili hukuki sonuçlar doğuran veya benzer biçimde kendisini kayda değer şekilde etkileyen profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama, profil çıkarmaya ilişkin kişisel verilerin işlenmesine herhangi bir zamanda ve kendisi ile ilgili kişisel verilerin söz konusu doğrudan pazarlama amacı ile işlenmesine itiraz etme ve itirazının kabul edilmemesi halinde yetkili kurula (Kişisel Verilerin Korunması Kuruluna) şikayette bulunma hakkı bulunmaktadır.

  • Takma Ad Kullanımı

GDPR da, 95/46 sayılı Direktif’te bulunmayan başka bir yeni tanımlama da takma adlı veridir. GDPR’ da takma ad kullanımı “ kişisel verilerin tanımlanmış veya tanımlanabilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmemesinin sağlanması amacı ile ek bilgilerin ayrı tutulması ve teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirlere tabi tutulması koşuluyla, kişisel verilerin söz konusu ek bilgiler kullanılmaksızın spesifik bir veri sahibiyle artık ilişkilendirilemeyecek şekilde işlenmesi” olarak tanımlanmıştır. Veri kontrolörü hem işleme yönteminin belirlenmesi esnasında hem de işleme faaliyeti esnasında, verilerin en alt düzeye indirilmesi gibi veri koruma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanması ve bu Tüzük’ ün gerekliliklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak gerekli güvencelerin entegre edilmesi amacı ile tasarlanan, takma ad kullanımı gibi uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygulamak ve veri sahiplerinin haklarını korumak zorundadır.

Kontrolör ve işleyicinin, gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, risk açısından uygun bir güvenlik seviyesi sağlamak üzere, kişisel verilerde takma ad kullanımı ve şifreleme kullanımı da dahil olmak üzere uygun güvencelerin sağlaması gerekmektedir.

Takma adlı veri, kişisel veriyi anonim hale getirmeyip bir kimliksizleştirme yöntemidir. Eğer veri sorumlusu tarafından işlenen veri, sorumlunun bir kişiyi doğrudan belirlemesine izin vermiyorsa ya da takma adlı veri oluşturuyorsa, veri sorumlusu yalnızca bu tüzüğe uyumluluk sağlamak için ilgili kişiyi belirlemek amacıyla söz konusu ek bilgileri alamaz ya da işleyemez. Tek başına kullanıldığında ve herhangi bir ek bilgi olmadan, bir bireyi tanımlayamayan ancak en fazla bireyleri tanımlamadan birbirinden ayırabilen veriler gibi veri tipleri de koruma gerektirmektedir.

Takma adlı veri olarak adlandırılan bu tür kişisel veriler risk bazlı yaklaşım ve sorumluluk açısından verilerin korunmasına yönelik iyi bir örnektir. Çünkü veri kontrolörü ve veri işleyen verinin takma adlı veri olarak kalmasını sağlamak ve verilerin tamamen ilişkilendirilebilir hale gelmesini engellemek amacıyla gereken tüm makul önlemleri almak zorunda kalacaktır.

  • Unutulma hakkı

GDPR’nin 17. Maddesi kapsamında veri sahibinin kişisel verilerinin silinmesini isteme hakkı başlığı altında unutulma hakkı düzenlenmiştir.  Bu madde 95/46 sayılı Direktif’in 12. maddesinin (b) bendinde veri sahibine tanınan kişisel verilerin silinmesi hakkının kapsamının genişletildiği görülmektedir. Bu maddeye göre,

“Veri sahibinin kendisi ile ilgili kişisel verilerin herhangi bir gecikmeye mahal verilmeksizin silinmesini kontrolörden talep etme hakkı bulunur ve, aşağıdaki hallerden birinin geçerli olması durumunda, kontrolörün kişisel verileri herhangi bir gecikmeye mahal vermeksizin silme yükümlülüğü bulunur:

  • kişisel verilerin toplanma veya işlenme amaçlarıyla ilişkili olarak artık gerekli olmaması;
  • veri sahibinin, veri işleme faaliyetinin dayandığı izni geri çekmesi ve işleme faaliyetiyle ilgili başka bir yasal gerekçe bulunmaması;
  • veri sahibinin, veri işleme faaliyetine itirazda bulunması ve işleme faaliyetine yönelik ağır basan meşru bir gerekçe bulunmaması ya da veri sahibinin doğrudan pazarlama ile alakalı olduğu ölçüde profil çıkarma da dahil olmak üzere kendisi ile ilgili kişisel verilerin söz konusu doğrudan pazarlama amacı ile işlenmesine itirazda bulunması;
  • kişisel verilerin yasa dışı biçimde işlenmiş olması;
  • kişisel verilerin doğrudan bir çocuğa bilgi toplumu hizmetleri sağlanması ile ilgili olarak toplanmış olması.

Kontrolörün kişisel verileri kamuya açıklamış olduğu ve kişisel verileri silmek zorunda olduğu hallerde, kontrolör, mevcut teknoloji ve uygulama maliyetini göz önünde bulundurarak, veri sahibinin talep etmiş olduğu kişisel verileri işleyen kontrolörleri söz konusu kişisel verilere yönelik her türlü bağlantı veya bu verilerin her türlü nüshası ya da çoğaltmasının söz konusu kontrolörlerce silinmesi hususunda bilgilendirmek üzere teknik tedbirler de dahil olmak üzere makul adımları atmak zorundadır.”

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere  veri sahipleri, verilerinin artık toplanma amacı ile ilgili olarak tutulmasının gerekli olmadığı, veri sahibin rızasının bulunmadığı yahut veri sahibinin verisinin işlenmesini istemediği veya kişisel verinin GDPR’ye aykırı işlendiği durumlarda verilerinin silinmesini veya bundan sonra işlenmemesini talep edebilme hakkına sahiptir. Veri kontrolörünün, kişisel veriyi başka veri kontrolörleriyle paylaşmış veya kullanımlarına açmış olması durumunda, söz konusu verilere ilişkin kısayol, kopya veya çoğaltılmış versiyonları silmeleri bakımından da sorumlu olduğu görülmektedir.

Bu düzenleme ile fiili ve hukuki anlamda, özellikle algoritmalar ve diğer otomatik veri işleme yöntemleriyle,  verileri üzerinde denetim ve kontrolünü yitiren veri sahiplerine önemli bir hak tanınmıştır.

GDPR kapsamında kabul edilen unutulma hakkı 6698 sayılı Kanunda yer almamaktadır. Bununla birlikte unutulma hakkına ilişkin olarak; “cinsel taciz mağdurunun isminin kodlanmaksızın bir kitapta yayımlanmasından dolayı kişilik haklarının ihlal edildiği ve bu sebeple tazminata hükmedilen” Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 03.07.2013 tarih ve 2013/6256 esaslı kararında ve hakkında yapılan haberlerin internet ortamından silinmesi amacıyla başvuran kişinin haklı bulunduğu AYM’nin 03/03/2016 tarih ve B.2013/5653 no’lu kararı ile Türkiye’ de yargı kararıyla uygulama alanı bulmuştur. Yargı kararıyla da kabul edilmiş bulunan unutulma hakkı konusunda hukuki düzenlemelerde yer almaması 6698 sayılı kanunun yapım sürecinde de eleştirilere sebep olmuş idi. Bu sebeple AB üyesi devletler açısından büyük önem verilen unutulma hakkı konusunda Türkiye’ nin de acil bir yasal dayanağının bulunması gerekmektedir.

  • Veri Taşınabilirliği Hakkı

GDPR da, 95/46 sayılı Direktif’te bulunmayan başka bir yeni düzenleme de veri taşınabilirliğidir. GDPR 20. Maddesine göre, veri işleme faaliyetinin veri sahibinin usulüne uygun alınmış rızasına dayanması veyahut veri işlem faaliyetinin bir sözleşmeye dayanması, yada veri işlemenin otomatik yollarla gerçekleşmesi halinde; veri sahibinin kendisi ile ilgili olarak bir kontrolöre sağlamış olduğu kişisel verileri yapılandırılmış, yaygın olarak kullanılan ve makine tarafından okunabilecek bir formatta alma hakkı bulunur ve kişisel verilerin sağlandığı kontrolörün herhangi bir engellemesi olmaksızın bu verileri başka bir kontrolöre iletme hakkı bulunur”

Veri taşınabilirliği hakkı kullanırken, veri sahibinin, teknik açıdan uygulanabilir olması halinde, kişisel verilerin doğrudan bir kontrolörden diğerine ilettirme hakkı bulunur. Veri taşınabilirliği hakkın kullanımı, verilerin silinmesi talep etme (unutulma) hakkını ortadan kaldırmaz. Söz konusu hak kamu yararına gerçekleştirilen bir görevin yerine getirilmesi veya kontrolöre verilen resmi bir yetkinin uygulanması için gereken işleme faaliyetlerine uygulanmaz.

  • Veri Kontrolörü Ve Veri İşleyicisi Ayırımı, Veri İşleyenlerin Tamamının Veri İşlemeden Sorumlu Olması

95/46 sayılı Direktif’te “kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkili her tür veri”nin işlenmesine ilişkin kurallara uymakla yükümlü olan ve hukuka aykırı olarak yapılan iş ve işlemlerden sorumlu olan tek kişi “veri kontrolörü” (veri sorumlusu), başka bir ifadeyle veri sahipliğini elinde bulunduran kişi, olarak düzenlenmekteydi. GDPR ile kontrolör, işleyici ve alıcı olarak üçlü bir veri sahipliği ve sorumluluğu düzenlemesi getirilmiştir.

Kontrolör, yalnız başına veya başkalarıyla birlikte kişisel verilerin işlenmesine ilişkin amaçlar ve yöntemleri belirleyen gerçek veya tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organ

İşleyici, ise kontrolör adına kişisel verileri işleyen bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organ

Alıcı, üçüncü bir kişi olsun veya olmasın, kişisel verilerin açıklandığı bir gerçek ya da tüzel kişi, kamu kuruluşu, kurumu veya diğer herhangi bir organdır.

GDPR da getirilen düzenleme ile veri sahipliğine ilişkin veri kontrolörü olmamakla birlikte bu verileri işleyen herhangi bir şirket ya da birey de (bulut hizmet sağlayıcıları gibi alt hizmet sağlayan üçüncü taraflar da dâhil olmak üzere) verinin hukuka uygun işlenmesinden sorumlu tutulacaklardır. Bu hüküm otomatik yöntemlerle olsun veya olmasın, kişisel veri veya kişisel veri setleri üzerinde gerçekleştirilen toplama, kaydetme, düzenleme, yapılandırma, saklama, uyarlama veya değiştirme, elde etme, danışma, kullanma, iletim yoluyla açıklama, yayma veya kullanıma sunma, uyumlaştırma ya da birleştirme, kısıtlama, silme veya imha gibi herhangi bir işlem veya işlem dizisini uygulayanların, yani her türlü işleme faaliyetinin tüm faillerinin (kontrolör, işleyici, alıcı) söz konusu işlemeden kaynaklı her türlü veri ihlali ve hukuka aykırılıktan sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu hükmün uygulanmasının yansımaları oldukça geniş olacaktır. Hem veri sorumluları hem de veri sorumlusunun talebiyle veriyi işleyen üçüncü kişiler bakımından hukuki sorumluluk ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda GDPR hükümlerinin, sunucuları AB dışında yerleşik bulunan ve işleme faaliyetlerini Birlik ülkeleri dışından sürdüren bulut hizmet sağlayıcıları bakımından ve AB üyesi ülkelere mal ve hizmet sağlayan kuruluşlar bakımından da bağlayıcı olacaktır. Bu durumda hatalı ve hukuka aykırı işleme faaliyeti yapan bu kuruluş veya kişiler açısından GDPR ile getirilen yüksek oranlı para cezaları bu işleyiciler için de bağlayıcıdır.

  • Veri Sahibinin Rızası

Veri işlemeyi hukuka uygun hale getiren veri sahibinin rızasına ilişkin 95/46 sayılı Direktif’te veri sahibinin açık rızasına vurgu yapılmaktaydı. GDPR de ise veri sahibinin lehine olacak biçimde güçlendirilmiş bir rıza kavramı dikkat çekmektedir. GDPR da tanımlar bölümünde veri sahibinin ‘rızası’ veri sahibinin bir beyan yoluyla ya da açık bir onay eylemiyle kendisine ait kişisel verilerin işlenmesine onay verdiğini gösteren özgür bir şekilde verilmiş spesifik, bilinçli ve açık gösterge olarak tanımlanmıştır.

Aynı zamanda tüzüğün 7. Maddesine göre veri sahibinin rızasının diğer hususlarla da ilgili olan yazılı bir beyan bağlamında verilmesi durumunda, rıza talebi diğer hususlardan açık bir şekilde ayırt edilebilecek bir şekilde, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanılarak sunulur. Söz konusu beyanın bu Tüzük açısından ihlal teşkil eden hiçbir kısmı bağlayıcı değildir.  Rızanın özgür bir şekilde verilip verilmediği değerlendirilirken, her şeyden önce, bir hizmetin sağlanması da dahil olmak üzere bir sözleşmenin ifasının söz konusu sözleşmenin ifası için gerekmeyen kişisel verilerin işlenmesine yönelik bir rızaya bağlı olup olmadığına azami özen gösterilmesi gerekmektedir.

Görüldüğü üzere kişisel verilerin işlenmesine ilişkin rızanın özgürce, belirli, aydınlatılmış/bir amaca ilişkin, bilinçli ve açıkça verilmiş olması gerekmektedir. Söz konusu rızanın veri işleyenin aynı amaç veya amaçlar için yürütülen tüm işleme faaliyetleri bakımından alınması gerekmektedir. Aynı şekilde rızanın elektronik araçlarla istendiği durumlarda da bu istek, sade, açık ve uğruna kullanıldığı hizmetten yararlanmayı engellemeyen bir mahiyette olmalıdır.

Diğer yandan kullanıcıların çevrimiçi sosyal ağların veya web tarayıcılarının gizlilik ayarlarına ilişkin sessiz kalmaları yahut o zamana kadar herhangi bir itirazda bulunmamış olmaları durumunda varsayılan ayarlar geçerli bir rızanın alındığı  anlamına gelmeyecektir.

Aynı şekilde GDPR ile birlikte yapılan yeni düzenlemeye göre veri sahibinin istediği zaman rızasını geri çekme hakkı vardır. Rızanın geri çekilmesi, geri çekim işleminden önce rızaya dayalı olarak yapılan işleme faaliyetinin hukuka uygunluğunu etkilemez. Veri sahibi, rıza vermeden önce, bu hususta bilgilendirilir. Rızanın geri çekilmesi rıza vermek kadar kolaydır. Tüzüğe göre veri sahibi özgürce vermiş olduğu rızasını her zaman geri alma hakkına sahiptir. GDPR ile getirilen bu geniş hak ve yetki veri sahiplerine verilerinin kaderini belirleyebilme konusunda oldukça geniş bir alan sağlarken, veri işleyenlere ise oldukça detaylı sorumluluklar yüklemektedir.

–       Çocuğun bilgi toplumu hizmetlerine ilişkin rızası açısından geçerli koşullar

GDPR’ ın 8 maddesi ile yeni getirilen düzenlemeye göre veri sahibinin bir ya da daha fazla sayıda spesifik amaca yönelik olarak kişisel verilerinin işlenmesine onay vermesi durumunda, doğrudan bir çocuğa bilgi toplumu hizmetleri sağlanması ile ilgili olarak, çocuğun en az 16 yaşında olması halinde, ilgili çocuğun kişisel verilerin işlenmesi hukuka uygundur. Çocuğun 16 yaşından küçük olması halinde, söz konusu işleme faaliyeti, ancak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verilmesi veya onaylanması halinde ve verildiği veya onaylandığı ölçüde hukuka uygundur. Bu durumda veri kontrolörü mevcut teknolojiyi dikkate alarak rızanın çocuk üzerinde velayet hakkı bulunan kişi tarafından verildiğini veya onaylandığını doğrulamak adına makul çaba sarf etmek zorundadır.

Bu hükümden de anlaşılacağı üzere günümüz çocuklarının bilgi teknolojileri ve sosyal medya kullanımlarına yönelik ileride ortaya çıkması muhtemel bir ihlali gözetilmiştir. Çocukların kişisel verilerinin işlenmesinde 16 yaş sınırı gözetilmiş ve 16 yaşın altındaki çocuklar açısından velayet hakkı bulunan ebeveynden çocukların kişisel verilerinin işlenmesi açısından, ebeveynler ayrıca çocuklar için bir rıza zorunluluğu getirilmiştir.

  • Veri Sahibinin Hakları

GDPR 13. Maddesine göre “Bir veri sahibine ilişkin kişisel verilerin veri sahibinden toplanması durumunda, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda aşağıdaki bilgilerin tamamını veri sahibine sağlar:

  • kontrolörün ve, uygun olduğu hallerde, kontrolörün temsilcisinin kimlik ve irtibat bilgileri;
  • uygun olduğu hallerde, veri koruma görevlisinin irtibat bilgileri;
  • kişisel verilerin planlanan işlenme amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin yasal dayanağı;
  • işleme faaliyetinin, veri sahibinin çocuk olması durumunda , kontrolör veya üçüncü bir kişi tarafından gözetilen meşru menfaatler;
  • varsa, kişisel verilerin alıcıları veya alıcı kategorileri;
  • uygun olduğu hallerde, kontrolörün kişisel verileri üçüncü bir ülke veya uluslararası kuruluşa aktarmayı amaçladığı ve Komisyon tarafından bir yeterlilik kararı verilip verilmediği, uygun veya münasip güvencelere ilişkin atıf ve bunların bir nüshasının elde edilme yolları veya bunların nerede sağlandığı.
  1. paragrafta atıfta bulunulan bilgilere ek olarak, kontrolör kişisel verilerin elde edildiği anda adil ve şeffaf bir işleme sağlanması için gereken aşağıdaki ek bilgileri veri sahibine sağlar:
  • kişisel verilerin saklanacağı süre veya, bunun mümkün olmaması halinde, bu sürenin belirlenmesi amacı ile kullanılan kriterler;
  • kontrolörden kişisel verilere erişim ve kişisel verilerin düzeltilmesi ya da silinmesini veya veri sahibi ile ilgili işleme faaliyetinin kısıtlanmasını talep etme ya da işleme faaliyetine itiraz etme hakkının yanı sıra verilerin taşınabilirliği hakkının varlığı;
  • işleme faaliyetinin 6(1) maddesinin (a) bendine veya 9(2) maddesinin (a) bendine dayandığı hallerde, rızanın geri çekilmesinden önce rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen işleme faaliyetinin hukuka uygunluğu etkilenmeden, herhangi bir zamanda rızayı geri çekme hakkının varlığı;
  • bir denetim makamına şikayette bulunma hakkı;
  • kişisel verilerin sağlanmasının yasal ya da sözleşmeye bağlı bir gereklilik mi yoksa bir sözleşme yapılması için gereken bir gereklilik mi olduğu ve ayrıca, veri sahibinin kişisel verileri sağlamak zorunda olup olmadığı ve söz konusu verilerin sağlanmamasının muhtemel sonuçları;
  • profil çıkarma da dahil olmak üzere, otomatik karar vermenin varlığı ve, en azından bu hallerde, yürütülen mantığa ilişkin anlamlı bilgilerin yanı sıra söz konusu işleme faaliyetinin veri sahibi açısından önemi ve öngörülen sonuçları.
  1. Kontrolörün kişisel verileri bu verilerin toplanma amacı dışında bir amaçla işleme faaliyetine niyet ettiği hallerde, kontrolör söz konusu işleme faaliyetinden önce diğer amaca ilişkin bilgileri ve 2. paragrafta atıfta bulunulan diğer ilgili bilgileri veri sahibine sağlar.
  2. Veri sahibinin halihazırda bu bilgilere sahip olduğu hallerde ve ölçüde, 1, 2 ve 3. paragraflar uygulanmaz.
  • Veri Sahibinin Haklarının Kullanımına İlişkin Şeffaf Bilgilendirme Ve Bildirimde Bulunma Yükümlülüğünü Veri Kontrolörünün Yapma Zorunluluğu

GDPR’ ın 12. Maddesinde kullanıcı haklarına ilişkin bilgilendirme yükümlülüğü veri kontrolörünün üzerine bırakılmıştır. Buna göre “Kontrolör spesifik olarak bir çocuğa yönelik her türlü bilgi başta olmak üzere işleme faaliyeti ile alakalı olarak, veri sahibinden kişisel verilerin toplandığı hallerde ve veri sahibinden alınmadığı hallerde sağlanacak bilgiler atıfta bulunulan her türlü bilgi ile veri sahibinin verilerine erişim hakkı, düzeltme, kısıtlama ve silme hakkı, itiraz hakkı, profil çıkarma da dahil olmak üzere yalnızca otomatik işleme faaliyetine dayalı bir karara tabi olmama hakkı kapsamındaki her türlü bildirimi öz, şeffaf, anlaşılır ve kolayca erişilebilir bir biçimde, açık ve sade bir dil kullanarak veri sahibine sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Bilgileri yazılı olarak veya, uygun olduğu hallerde, elektronik yollar da dahil olmak üzere diğer yollarla sağlar. Kontrolör veri sahibinin haklarının kullanılmasına kolaylık sağlar.”

Aynı şekilde GDPR 24. Maddesine göre “Kontrolör, işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, işleme faaliyetinin bu Tüzük uyarınca gerçekleştirilmesini sağlamak ve bu şekilde gerçekleştirildiğini gösterebilmek için uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular. Bu tedbirler gözden geçirilir ve, gerektiğinde, güncellenir.”

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde GDPR kapsamında veri kontrolörleri, kullanıcılarını bilgilendirmek ve sahip oldukları yasal haklar konusunda gerekli hatırlatmaları yapmakla yükümlü olup, aynı zamanda söz konusu yükümlülüklerini gerçekleştirdiklerini belgelemekle de yükümlü tutulmaktadır.

Tüzüğün 25. maddesine göre “Kontrolör, son teknoloji, uygulama maliyeti ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçlarının yanı sıra işleme faaliyetinin gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından teşkil ettiği çeşitli olasılıklar ve ciddiyetlere sahip riskleri dikkate alarak, hem işleme yönteminin belirlenmesi esnasında hem de işleme faaliyeti esnasında, verilerin en alt düzeye indirilmesi gibi veri koruma ilkelerinin etkili bir şekilde uygulanması ve bu Tüzük’ün gerekliliklerinin yerine getirilmesine yönelik olarak gerekli güvencelerin entegre edilmesi amacı ile tasarlanan takma ad kullanımı gibi uygun teknik ve düzenlemeye ilişkin tedbirler uygular ve veri sahiplerinin haklarını korur.”

Yine bu hükümler birlikte değerlendiğinde kullanıcılara ilişkin kişisel verilerin, kontrolörün sistemlerinde verisi saklanacak olan kişinin her ne şart altında olursa olsun mutlak suretle izninin alınmış olması gerekmektedir. Bu sistemde herkesin ücretsiz, kolay ve çabuk biçimde dilediği zaman sistemden ayrılma hakkı bulunmaktadır. Bu kuralın ihlal edilmesi durumunda veri kontrolörleri ağır tazminatlar ödemek zorunda kalacaklardır.

Aynı zamanda 25. Maddeye göre veri kontrolörü iç işleyişi ile alakalı politikalarını belirleyerek, veri işlemesine başlangıçtan itibaren veri koruması ve tasarımdan itibaren veri koruması ilkelerini karşılamaya yönelik gerekli tedbirleri almalıdır. Bu ilkeye göre veri kontrolörü, gerek veri işleme vasıtalarının ve yönteminin belirlenmesi sırasında, gerekse veri işleme anında öngörülen veri koruma kurallarının etkili bir biçimde uygulanması için gerekli araçları kullanarak, bulanıklaştırma, takma ad kullanımı, asgari veri işleme v.b. uygun teknik ve yapısal önlemleri almalıdır. Veri kontrolörü kişisel verilerinin veri sahibinin herhangi bir girişimi olmaksızın belirsiz sayıda kişinin erişimine açılmamasını sağlaması gerekmektedir. Kontrolörün bu yükümlülüğü verinin toplandığı süre ve işlenmesi sırasında,  kişisel verinin saklandığı ve veriye erişilebildiği müddetçe geçerlidir.

  • Zorunlu Veri Koruma Görevlisi

GDPR 37. Maddesine göre “ Kontrolör ve işleyici aşağıdaki durumlarda her halükarda bir veri koruma görevlisi belirler:

  • işleme faaliyetinin kendi yargı yetkisi çerçevesinde hareket eden mahkemeler haricindeki bir kamu kuruluşu veya organı tarafından gerçekleştirilmesi;
  • kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin yapıları, kapsamları ve/veya amaçları gereği veri sahiplerinin düzenli ve sistematik bir şekilde büyük çaplı olarak izlenmesini gerektiren işleme faaliyetlerinden meydana gelmesi veya
  • kontrolör veya işleyicinin temel faaliyetlerinin 9 maddesi uyarınca özel kategorilerdeki verilerin ve 10. maddede atıfta bulunulan mahkumiyet kararları ve ceza gerektiren suçlara ilişkin kişisel verilerin büyük çaplı olarak işlenmesinden meydana ”

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere 9. Maddede sayılan “Irk veya etnik köken, siyasi görüşler, dini veya felsefi inançlar ya da sendika üyeliğinin ifşa edildiği kişisel verilerin işlenmesi ve bir gerçek kişinin kimlik teşhisinin yapılması amacıyla genetik veriler ile biyometrik verilerin, sağlık ile ilgili verilerin veya bir gerçek kişinin cinsel yaşamı veya cinsel eğilimine ilişkin verilerin işlenmesinin yasaktır.  Ancak istisnalara binaen işlenmesi halinde her halükarda veri işleyenin alanın yeterli uzmanlık bilgisi olan bir veri koruma görevlisi bulundurması zorunludur ve işleme faaliyetinden bu veri koruma görevlisi sorumludur. GDPR hükmüne göre veri koruma görevlisinin iş akdiyle istihdam edilmesi de mümkün olduğu gibi veri koruma görevlisinin birden fazla şirket veya kamu kurumu adına çalışması mümkündür.

Riskli Veri İşleme Faaliyetleri Bakımından Zorunlu Veri Koruma Etki Değerlendirmesi

GDPR’nin 35. maddesiyle özellikle yeni teknolojiler kullanıldığında ve işleme faaliyetinin mahiyeti, kapsamı, bağlamı ve amaçları dikkate alındığında bir işleme türünün gerçek kişilerin hakları ve özgürlükleri açısından yüksek bir riske sebebiyet vermesinin muhtemel olduğu hallerde, kontrolör, işleme faaliyetinden önce, öngörülen işleme faaliyetlerinin kişisel verilerin korunmasına olan etkisine ilişkin bir değerlendirme yapma zorunluluğu getirilmiştir. Bu yeni düzenlemede, özellikle yeni teknolojik veri işleme metodlarının kullanıldığı veri işleme faaliyetlerinin gerçek kişilerin hak ve özgürlükleri bakımından yüksek bir risk içermesinin muhtemel olduğu durumlarda, söz konusu işlemenin kapsamı, niteliği, bağlam ve amacı da dikkate alınarak Tüzük hükümlerine uyumun arttırılması amacıyla veri kontrolörü, öncelikle bir veri koruma etki değerlendirmesi (VKED) yapılmasından sorumlu tutulmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında özellikle profil çıkarma dahil olmak üzere otomatik veri işleme sistemlerinin kullanılması, hassas verilerin işlenmesi veya ceza mahkûmiyeti ve suçlara ilişkin verilerin işlenmesi, kamunun erişebileceği bir alanın büyük çaplı olarak sistematik bir şekilde izlenmesi halinde VKED yapılması zorunludur.

Buradan da anlaşılacağı üzere kişisel veri işleme faaliyetlerinin GDPR hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmesine yönelik alınacak önlemlerin belirlenmesinde söz konusu VKED sonuçlarının dikkate alınacağı ifade edilmektedir. VKED’ nin özellikle büyük ölçekli işleme faaliyetlerinde gerekli olduğu vurgulanmaktadır.

Ayrıca bir VKED sonucunda, işleme faaliyetlerinin kontrolörün mevcut teknoloji ve uygulama maliyetleri açısından uygun tedbirlerle hafifletemeyeceği yüksek bir riski içerdiğinin ortaya çıkması durumunda, veri işleme faaliyetinden önce veri koruma otoritesine, Türkiye açısından denetim makamı olan Kişisel Verilerin Korunması Kurumuna danışılması gerekmektedir. Denetim makamı olan KVKK bir veri koruma etki değerlendirmesi gerekliliğine tabi olan veya olmayan işleme faaliyeti türlerine ilişkin bir liste oluşturur ve bu listeyi kamuya açıklayacaktır.

95/46 sayılı Direktif’te yer alan veri işleme faaliyetlerinin veri koruma otoritelerine bildirilmesine ilişkin genel hüküm, kişisel verilerin korunması konusunda köklü bir çözümü getirmediğinden yeni düzenleme ile ayrım gözetmeksizin tanımlanan bu genel bildirim yükümlülüğü yerine VKED’nin yapılmasının çok daha amaca uygun olacağı düşünülmektedir.  VKED’de veri kontrolörü, yüksek risk olasılığını ve şiddetini değerlendirmeden önce işlemenin amaç ve kapsamıyla riskin kaynaklarını göz önünde bulundurabilecektir.


Veri Koruma Kültürü de Ne?! 13+yim, Yetmez mi?

Haziran 7, 2018

Yazan: Asli Telli Aydemir, telli.asli@gmail.com

Genel Veri Koruma Düzenlemesi (Bundan sonra GDPR olarak anilacaktir: General Data Protection Regulation) Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 25 Mayis 2018 itibariyle yürürlüğe girdi; düzenlemelere uymayan şirketler ve hizmet aldıklari kurumlar ciddi cezalara tabi olmayan başladilar bile! Düzenlemenin dört yıldır üzerinde uğrasildigi ve son 20 yilin kisisel veri mahremiyeti baglaminda en büyük sivil zaferi olarak nitelendirilmesi tesadüf degil. Cambridge Analytica ve Facebook baglantili skandallarin yillardir es gecilen bilincin isik hiziyla yerlesmesine neden olacagi asikar. Tabii bununla da kalmiyor; kurumlar bugüne kadar hayasizca fetis nesnesi olarak topladiklari verilerin islenmesi icin harcadiklari kapital ve enerjiyi yeni süreci anlamaya harcamak zorunda… Hatta gectigimiz birkac yildir cokca tartisilan “Unutulma Hakki“ gibi konular, artik rutin bicimde takip edilen ve sonuclandirilan talepler olarak degerlendirilecek. Son birkac yilda bu anlamda kazanilan davalar ve dikkat ceken bireylerin farklilik gösteren talepleri, post-kapitalist gözetim toplumunu yöneten carklarin asinmasina neden oldu. Ancak özellikle post-truth ve cok-uzun-okumadim (tl;dr*too-long-didn`t-read) caginda, kisisel veriyle ilgili ince dokunmus bir düzenlemenin ayrintilarini cözmek herkesi sarhos ediyor adeta;)

Arastirmaci anne gözüyle Facebook, Instagram gibi kitle platformlarina bakinca milenyum kusaginin dogumu itibariyle hiper-sosyallestirilmis imgelerden ibaret yasamlari carpiyor gözüme. GDPR düzenlemesi çocukların verileriyle ilgili bazı özel şartlar getiriyor. Cocugum yanibasimda Türkiye fiziksel cografyasinda yasiyorum demeyin; aslinda uyku disindaki zamaninizi cografi sinir tanimayan dijital aglarda geciriyorsunuz ve eminim 25 Mayis arifesinden beri yüzlerce mahremiyet uyarisi aldiniz, kah e-posta hesabinizda, kah taradiginiz web sayfalarinda, kah cevrimici haber sitelerinde… Gelin, birlikte bakalim:

“Çocuklar kişisel verilere ilişkin belirli bir korumayı hak ederler, çünkü söz konusu risklerin, sonuçların ve güvencelerin; kişisel verilerin işlenmesine ilişkin haklarının daha az farkında olabilirler. Bu tür bir özel koruma, özellikle, çocuklara yönelik sunulan hizmetler kullanılırken, çocukların kişisel bilgilerini kişisel olarak pazarlama veya kişilik ya da kullanıcı profilleri oluşturma ve çocuklarla ilgili kişisel verilerin toplanması amacıyla kullanmalıdır. Ebeveyn sorumluluğu tasiyan kisinin rızası, doğrudan sunulan önleyici jest veya danışmanlık hizmetleri bağlamında gerekli olmamalıdır. ”

Bu açıklamanın çok büyük bir payı olsa da, sadece GDPR`in yol gösterici bir uygulamasıdır, ancak yasal baglayicilik icermez. Yakın tarihli bir London School of Economics Medya Politikası Projesi yuvarlak masa toplantısında, işleyişin yasal temeli, bilgi toplumu tanımıyla ilgili karışıklık olmasa bile yorumlanmaya tabi oldugunu gösterdi. Madde 8’de “doğrudan çocuklara sunulan” ifadesinin anlamı (çocuklar için “dijital rıza onayı” olarak adlandırılan), çocukların profili ile ilgili kurallar, ebeveynlerin rızasının nasıl doğrulanacağı (rıza yaşından küçük çocuklar için) ve risk bazlı etki değerlendirmelerinin ne zaman ve nasıl yapılacağı muglak kaldi. Ayrıca, uygulamanin, çocukların haklarını talep etme veya mahremiyet ihlal edildiğinde tazminat talep etme konusunda nasıl etkinleştirileceği de açık değildir.

Önümüzdeki aylarda düzenlemenin isleyisiyle ilgili tablo ortaya cikacak. Çocukların kendi kişisel verilerinin nasıl kullanıldığına dair veri okuryazarlıklarının 11-16 yaş arası yıllar boyunca nasıl geliştiğini görecegiz. Ama bir yandan da isimiz var, yapilabilecekler cok: (1) çocuklarla odak grup araştırması yaparak nasıl keşfettiklerini araştırmak için yeni projeler gelistirmek; (2) politika ve eğitim / farkındalık yaratma önerilerini formüle etmek için çocuklarin katilimiyla müzakere panelleri düzenlemek; ve (3) çocukların dijital gizlilik becerilerini ve farkındalığını desteklemek ve tanıtmak için çevrimiçi bir araç seti oluşturmak…Musterek veri kültürü olusturmak icin tabandan ve yatay örgütlenmeyi bir kez daha hatirlatiyor bize genc kusak.

GDPR’nin çocukların gizliliğini ve verilerini korumak için nasıl islev gösterecegini yakından izlemek gerekiyor. Hazirda bazı sürprizler var. İngiltere’de 12-15 yaş grubundakilerin% 24’ü tarafından kullanılan WhatsApp, Avrupa’daki birçok ülkede dijital rıza yaşının 13’e ayarlanmış olmasına bakılmaksızın, hizmetlerini 16 yaşından büyüklere kısıtlayacağını açıkladı. Avrupa`da dijital rıza yaşı uzunca bir süre once 13 olarak belirlendi. Instagram ise hesap acarken veya link baglantili/Facebook entegre olarak kullanilirken 18 yas sinirinda set cekmis durumda. Belki de bu, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin (UNCRC) belirledigi sinir olarak uygulanmakta?

Bu gibi değişiklikler, etkili yaş doğrulamasının şimdi yürürlüğe konulacağı anlamına mı geliyor yoksa GDPR, çocukların katılım haklarının bir parçası olarak, yararlı hizmetlere erişmek için yaşlarını yalanlamaları için istenmeyen bir teşvik haline mi gelecek? Bu onları daha iyi nasıl koruyacak? Peki bu karmaşıklaştırıcı manzara dijital okuryazarlıklar adina ne anlama geliyor, okulların çocuklara internet ile nasıl eleştirel etkileşime gireceklerini öğretmesi mümkün olacak mi? Türkiye örneginde oldugu gibi ögretmenlerin bu konudaki eksikliklerinin ivediyetle tamamlanmasi, daha da önemlisi egitim ve bilisim politikalarinin bu yönde düzenlenmesi gerekiyor. Belli ki okul basarisinin, PISA skorlari ve günü kurtaran sinavlardan alinan yüksek puanlara bagli olarak sekillenmedigi günler coktan geldi; ayni anda izlenen ekranlar cesitlendi (binge-watching), veri okyanuslari dalgalandi- Yasamlarimiz film seridi hizinda akarken, ne kadarinin seyirlik olduguna biz internaut`lar (interneti sekillendiren bireyler) karar vermeye basladik; NIHAYET!

Isinizi Kolaylastiracak Kaynaklar

*EDRi (European Digital Rights Initiative) ilgili blog post (Ingilizce): https://edri.org/a-guide-individuals-rights-under-gdpr/

*Dijital kürasyon yapan aktivistler, veri arastirmacilari ve uzmanlari icin EDRi direktörünün katildigi kompakt bir GDPR haberi (Ingilizce):  https://www.youtube.com/watch?v=pKvcZz8TKuE

*Ilgili sosyal medya kampanyasi icin: https://twitter.com/edri/status/1004367305034235905

*Kamu yararina acilmis konuyla ilgili websiteleri: https://gdprexplained.eu ve  https://timetodisagree.eu

* Cocuk haklari ve mahremiyetiyle ilgili Ingiltere`de yürütülen calismalarla ilgili bir blog post:  http://blogs.lse.ac.uk/mediapolicyproject/2018/05/25/what-will-the-general-data-protection-regulation-gdpr-mean-for-childrens-privacy-and-rights/


“Parodi” hesaplar meselesi — Işık Barış Fidaner

Mayıs 30, 2018

YERSİZ ŞEYLER

Twitter’da “parodi hesap” diye bir pratik türedi: Bilinmeyen bir kişi bir siyasetçinin ismini ve resmini kopyalayarak onu taklit eden bir Twitter hesabı oluşturuyor. Sonra da adeta o siyasetçi söylemiş gibi mesajlar göndererek insanları (yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce insanı) kandırmaya başlıyor. Gerçek ve taklit hesapları ayırt etmenin en kolay yolu, isminin yanında mavi “verified” (doğrulanmış) işareti olup olmadığına bakmak. Bu konuda bilgilendirici bir cıvıltı hazırlamıştım.

Bilindiği gibi sosyal medya (özellikle Twitter ve Facebook) günümüzde güncel siyasette küçümsenemeyecek bir rol üstlenmektedir. Özellikle geçtiğimiz on yıl içinde sosyal medya, bir yandan vatandaşların duygu ve düşüncelerini açıkça ifade edebildikleri bir yere dönüşürken, öbür yandan bu ifadelerin sık sık çatışması/zıtlaşması yoluyla siyasî polarizasyon/kutuplaşmanın da en belirleyici odak noktası olmuştur.

View original post 463 kelime daha


FinSpy: Adalet Yürüyüşü’ ne ve demokratik sürece etkisi

Mayıs 17, 2018

*AccessNow’ın 14 Mayıs 2018 tarihli ‘Türkiye-FinSpy Raporu’ndan

Özetleyen: Derya Güçdemir, H.Ü.SBE. Y.lisans öğrencisi

Alman şirketi FinFisher, geliştirdikleri FinSpy isimli kötü yazılımı Türkiye’deki Adalet Yürüyüşü protestolarına ve muhalif görüşlere karşı kullanmış olmakla suçlanıyor.

Kullanıcıların dijital haklarını savunmayı hedefleyen Access Now’ın yayınladığı rapora göre, FinFisher’ın geliştirdiği kötü yazılım saldırıları sonucunda, yazılımı mobil cihazları hedefleyerek toplum mühendisliği[1] kampanyalarının bir parçası olarak kullandı ve saldırıların ölçeğini ve saldırganlığını artıran taktikler kullanarak Adalet Yürüyüşü protestolarında ana muhalefet partisini hedefledi.

Almanya, Münih’de 2008 yılında kurulan FinFisher, web sitesinde terör ve suçu engellemek ve araştırmak için kolluk kuvveti ve istihbarat kurumu ile özellikle işbirliğinde bulunduğunu, yazılımlarını yerleştirme yöntemlerinin en yeni bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tabletler ve en çok kullanılan işletim sistemlerini kapsadığını ve kendilerinin hükümete bilgi teknolojileri ihlali ve uzaktan izleme çözümleri sağladığını belirtmektedir. Misyonlarının organize suça karşı başarılı operasyonlar gerçekleştirmek için birinci sınıf bilgi ve siber çözümler sağlamak olduğunu ve nötr değer (value-neutral) taşıyan teknolojiler ürettiklerini söyleseler de, teknolojilerinin baskıcı rejimler tarafından kullanılması ve ürünlerini insan haklarını ve bilginin özgürlüğünü ihlal etmek için kullanmış olan ve kullanan hükümetlere satmasından[2] dolayı demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğü konularında eleştirilerin hedefi haline gelmiştir.

Peki, saldırı nasıl gerçekleşti? Casus yazılımın kişilere yayılmasını sağlamak amacıyla, yürüyüşün orijinal web sitesi olduğu iddia edilen ‘adaleticinyuru.com’ isimli siteye internet trafiğini yönlendirmek için Twitter hesapları açtılar. Bu Twitter hesaplarından, protestoyu destekler paylaşımlarda bulunan kişiler, yürüyüş ile ilgili popüler etiketler kullanarak, insanlara cevap vererek, insanları iktidar partisine karşı direnmek için cesaretlendirerek ve kötü amaçlı siteye link ile yönlendirerek web sitesinin tanınırlığını ve yayılımını artırdı. Facebook’da da aynı kötü amaçlı link paylaşıldı. Bunun asıl amacı insanları kötü niyetli siteye çekmek ve CHP’nin Twitter hesaplarını hedeflemek olsa da, aynı zamanda takip kitlesi küçük ya da büyük fark etmeksizin yürütüşte bulunan herhangi bir Twitter kullanıcısına FinSpy isimli kötü amaçlı yazılımı sevk etmekti.

Saldırıda kullanılan sahte Adalet Yürüyüşü sayfası, ziyaretçileri bir çeşit Android uygulaması olduğu sanılan uygulamayı indirmeye ikna etmek için tasarlanmıştı. Uygulamanın tam olarak ne olduğu açıklanmasa da, saldırganlar uygulama ile ilgili genel bir bilgi paylaşarak kitleyi yürüyüşe katılmaya çağırdı. Uygulama yüklendiği zaman “cloud service” (bulut hizmeti) etiketi ve Android imgesiyle ana ekranda görülmektedir –bu şekilde güvenilirliklerini temin etmişlerdir-, kullanıcı uygulamayı açtığında ya da cihaz yeniden başlatıldığında, kötü amaçlı yazılım kendisini ana ekrandan kaldırmaktadır. Bunun amacının uygulamanın fark edilmesini engellemek ya da kişi uygulamayı araştırmayı bırakana kadar ortaya çıkabilecek şüpheyi engellemek ya da kişinin uygulamayı indirdiğini ve yüklediğini unutmalarını sağlamak olarak değerlendirilmektedir.

Bunun dışında, saldırı için diğer Twitter hesaplarını da kullandılar. Başka bir saldırgan Adalet Yürüyüşü’nün resmi Twitter hesabı olarak (@Adalet_icinYuru) isimli hesabı kullandı ve sahte Adalet web sitesinin linkini profiline ekledi. Böylece Twitter hesabını ziyaret eden herhangi bir kişiyi, profilde verilen linkin yürüyüşün resmi web sitesi olduğuna inandırmaya yönlendirdi. Twitter hesabından yürüyüşe ait gerçek içeriklerle ilgili retweetler paylaştılar. Raporda, Adalet Yürüyüşü’nden önce protestonun katılımcılarını hedeflemeyi amaçlayan başka Twitter hesaplarının olduğu da belirtilmektedir. Kötü amaçlı kampanyaya katılmaya kandırılan Twitter kullanıcılarının kim olduğunu ayırt etmenin zor olduğu söylenmektedir.

Ayrıca, protestoyu destekleyen bazı Twitter hesaplarının protestodan çok daha önce oluşturulduğu görülmektedir. İlginç bir şekilde, bu hesapların ilk baştaki paylaşımlarının anti-Gülen tweetleri olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tweetlerini desteklediği ve Adalet Yürüyüşü protestoları ile hükümet yanlısı tweetler atmayı bıraktığı ve çeşitli CHP hesaplarını takip etmeye başladığı (CHP’nin tweetlerine kötü amaçlı link ile cevaplar vererek) belirtilmiştir. Bahsedilen profilin Türkçe bir botnet[3] ile ilişkili olduğu, benzer Twitter hesaplarından ve kurgusal personalardan oluşan bir ağ şeklinde düzenli olarak aynı içeriği paylaştığı, aynı hesaplardan içerikleri retweet ettiği ve birbirlerinin tweetlerini desteklediği ortaya konmuştur. Rapor, bahsedilen botnet aktivitesinin siyasi olarak yönlendirildiği, Recep Tayyip Erdoğan’ı ve güvenlik güçlerini destekleyen hesaplara odaklandığı, CHP’yi kötülediği ve Türkiye’nin mevcut dış politikadaki pozisyonunu olumladığını söylese de, botnetin amacının ne olduğunu kavramanın güç olduğunu, çünkü bu hesapların kısmen aktif olduğunu ve sınırlı durumlarda düzensiz bir şekilde kullanıldığını belirtmektedir.

Şirket kullanıcılara Twitter hesapları aracılığıyla ulaşarak ve kullanıcıları sahte kötü amaçlı yazılmış web sitelerine çekerek, FinSpy isimli casus yazılımı kişilerin cihazlarına yerleştirdi. FinSpy’ın ele geçirme kapasitesi ve yapabilecekleri ise adres defteri bilgisinin, takvimin ve telefon görüşmesi kayıtlarının toplanması; dosyaların, ekran görüntülerinin ve fotoğrafların toplanması; konumun izlenmesi; kurbanın mikrofonunun gizlice dinlenmesi ya da (FinFisher şirketinin terminolojisinde SpyCall ‘casus arama’ olarak ifade edilen) gizli aramaların yerleştirilmesi; ayrıca Line, WhatsApp, Viber, Telegram, Skype, Facebook Messenger, Kakao ve WeChat gibi mesajlaşma uygulamalarından toplanan iletişim ve medya dosyaları olarak sıralanmaktadır[4]. Böylece, uygulamayı indiren ya da web sitesini ziyaret eden kişilerin cihazlarına bulaşmış olan kötü yazılım ile kişilerin mesajları, medyaları, görüşmeleri ve lokasyonları dinlenmiş ve takip edilmiştir. Bu durumdan etkilenen ne kadar kişi olduğu ya da kimlerin etkilendiği bilinmemekte. Sadece yürüyüşe katılan ya da protestoyu destekleyen bireylerin değil, CHP’li milletvekillerinin konuşmalarının veya yazışmalarının da takip edilmiş olması muhtemel.

Sonuç olarak, raporda, Access Now’ın yaptığı operasyonlar sonucunda, FinSpy’ın Türkiye’de Adalet Yürüyüşü boyunca insan hakları savunucularını ve aktivistleri hedeflemek için kullanıldığı, yazılımın başka bir uygulamanın arakasına gizlendiği ve Twitter ve diğer sosyal medya platformları aracılığıyla yarı-otomatik kampanya ile dağıtıldığı sonucuna varılmıştır. Raporda FinSpy’ın, Türkiye’de vatandaşların gizlilik, ifade özgürlüğü ve fikir hakkını zayıflatma niyetiyle kullanıldığı belirtilmektedir.

Konuyla ilgili FinFisher isimli şirketten bir açıklama henüz yapılmadı. Adalet Yürüyüşü için bu gözetimi kimin talep ettiği de henüz bilinmiyor. Cumhuriyet Gazetesi’ndeki habere göre, CHP milletvekilleri konuyu mecliste araştırma önergesi haline getireceklerini belirtti. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme bakanı Ahmet Arslan ise “bakanlık olarak böyle casus yazılım almalarının söz konusu olmadığını” söyledi. Değinilmesi gereken bir nokta ise, CHP milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın konuyu soru önergesi ile 11 ay önce gündeme taşımış olması.

Son görüş olarak, şirketlerin gerek kar gerek gözetim amaçlı birbiri ardına ortaya çıkan gizlilik ihlallerinin gelişen teknolojiler ile ilgili olduğunu düşünebiliriz, fakat aynı zamanda şirketlerin eylemlerini gözeten ve ihlalleri ortaya çıkaran gruplar ve savunucuların artan çabaları ile de ilgili olduğunu, konunun görünürlüğünün arttığını da gözden kaçırmamalıyız.

[1] Access Now raporda sosyal mühendislik kavramını, “insanların sosyal araçlar ya da etkileşimler ile manipüle edilmesi” ve  “genellikle toplum mühendisliğini yapan bireye ya da kuruluşa, kaynağa ya da yere erişim sağlayan bazı eylemleri gerçekleştirmesi” olarak tanımlamaktadır.

[2] http://www.wiki-zero.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRmluRmlzaGVy

[3] Oxford Dictionaries, botnet kelimesini kötü amaçlı yazılımın bulaştığı özel bilgisayarlardan oluşan ve kişinin bilgisi olmaksızın bir grup tarafından kontrol edilen bir ağ olarak tanımlamaktadır.

[4] Raporda WhatsApp, Facebook, Telegram, SMS ve çeşitli mesajlaşma uygulamalarına ait bilgilerinin nasıl ele geçirildiğini gösteren tablolar mevcuttur.

Kaynak: 

https://www.accessnow.org/european-made-finspy-malware-is-being-used-to-target-activists/


İnternetteki asılsız haberlerle mücadele

Mayıs 15, 2018

Neredeyse bir iç savaş çıkartma girişimi olan meşum Kabataş iftirasının kaynağı internet miydi yoksa geleneksel medya kanalları mıydı?

Doç.Dr. Erkan Saka

Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya bölümü asılsız haberlerle mücadele konusunda Facebook ile sürdürdüğü işbirliğinin bir parçası olarak konuyla ilgili bir grubu bu hafta bir araya getirdi. Programın ilk iki saatine katılabildim ve bu sürede aldığım notlardan bu yazıyı hazırladım. Facebook yetkilileri bu konuda özellikle de seçim yaklaşırken aldıkları önlemleri anlatacaklardı daha sonra ama o kısma ben katılamadım. Seçimlerin ilanının çok hızlı gerçekleşmesi, ABD seçimlerinden sonra dünyadaki en büyük seçimlerden birinin Türkiye’de olacak olması Facebook’un alacağı önlemleri hayatî hâle getiriyor. Önümüzdeki günlerde bu konuda somut olarak ne yapacaklarını duyurabilirler.

Öncelikle böyle bir toplantıya beni de davet ettikleri için Yeni Medya bölümüne teşekkür ederim. Katılabildiğim kısımda konuşma fırsatım olamadı ama buradan aklımdakileri paylaşacağım.

1) Asılsız haber (ya da farklı şekilde kullanılan kavramsallaştırmaları) meselesini içinde bulunduğumuz kültürel ve siyasî ortamdan ayrı düşünemeyiz. En ideal haberciliğin yapıldığı durumda bile vatandaşların haberle olan ilişkisi kendi ideolojik ve kültürel konumlanmalarından ayrı düşünülemez. Defalarca yanlışlığı belirtilmiş enformasyon partizan amaçlar uğruna paylaşılmaya devam ediyor. Hele de bu enformasyon iktidar çevrelerinin işine geliyorsa bunu önlemek imkânsız gibi. Ayrıca başka bir bağlamda, daha önce yine P24’e yazdığım üzere medya en kolay günah keçisi. Ortaya çıkan bütün ifşaatlara rağmen Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinde sosyal medyanın o kadar da etkili olduğuna inanmıyorum. Hattâ bir skandal seviyesinde olsa bile Cambridge Analytica’nın da seçimleri, sonucu değiştirecek kadar etkilediğini kanıtlamak zor. Belki yeni zamanlarda medyanın etkileme kapasitesi üzerine daha çok kafa yormak gerek. Tabii, ağır Facebook ve Google eleştirisi yapmak bugünlerde prim yaptıran bir durum. Pek de bir sonuca vardıracak olmasa da dramatik ve bazen apokaliptik çıkarımlarla tam da eleştirdikleri pozisyonlara düşen kişileri sıkça görmeye başladık.

2) Asılsız haber meselesi ülkeden ülkeye farklı konumlanmalar içinde olabilir. Örneğin Türkiye’de asılsız haber kaynağı öncelikle neresidir? Neredeyse bir iç savaş çıkartma girişimi olan meşum Kabataş iftirasının kaynağı internet miydi yoksa geleneksel medya kanalları mıydı? Buna benzer birçok yaygın asılsız haberin kaynağı hâlâ geleneksel medya görünüyor.

3) Tam da etki konusuyla ilişkili olarak şunu yeniden düşünmek gerek. Asılsız haber çok hızla yayılabilir ama güvenilir bir haber kaynağı daha geç haber yapsa da asılsız haberin etkisini büyük ölçüde kırabilir. Hızla yayılması o haberin aynı hızla bir sonuca yol açacağı anlamına gelmez. Birçok okur eyleme geçmeden önce daha güvenilir kaynakları kontrol ediyor ve bu kaynaklar bir süre sonra tamamen medya gündemini belirliyor. Profesyonel gazetecilerin haberi yarım saat daha geç girip gündemi yine de belirleyebilmesi mümkün. Hız ve güvenilirlik ilişkisine yeniden bakmak gerek.

4) Göründüğü kadarıyla tüm gelişmelere rağmen yapay zekâ bu işi tek başına çözebilecek durumda değil. Algoritmalar sürekli yenilense de bir insan gücüne ihtiyaç var. Facebook, Google ve Twitter gibi devler sivil inisiyatiflerle işbirliği yapabilir. Aslında bir tür sosyal gözetim mekanizması, bir kolektif akıl devreye girebilir. İyi bir geribildirim mekanizmasıyla enformasyon doğrulama konusunda yetkinlik kazanmış çevreler fark yaratacaktır.

5) Veri aktivizmi olarak tanımlanabilecek faaliyetler: Enformasyon akışına karşı güvenilir ya da düzenlenmiş bilgiye ulaşılabilecek alanlar yaratılması hayatî bir konu. Wikipedia gelmiş geçmiş en güzel örnek olarak karşımızda duruyor. Daha küçük ve niş alanlarda benzer işler yapılabilir ki birkaç projemizi de önümüzdeki günlerde duyuracağım.

6) “Eğitim şart” klişesine rağmen ülke çapında seferberliğe devam edilmesi gerektiğine inanıyorum. Konferans şeklinde değil ama dijital okuryazarlığı yayacak her çabanın sürece katkısı olacaktır. Ulaşılabilen tek bir yerel gazetecinin bile etkisi bazen kritik olabilir.

7) En hayatî durumlar dışında cezaî yaptırımlar söylemi ters tepecek bir alan olabilir. Bu alanda bir kanunî düzenleme otoritelerin bunu manipüle edip muhalefete yönelik bir tehdide dönüştürmesiyle sonuçlanacaktır.

8) Yeni iş modellerinin geliştirilmesi elzemdir. Zaten bu bağlamda bu sitede de benzer sitelerde de artan içeriği görebiliyorsunuz. Nasıl ki Netflix, Spotify vb Türkiye’de abone kazanabiliyor, belki Türkiye’deki haber okuruna da bir şans vermek lazım…

Kaynak:
http://platform24.org/etkinlikler/yazarlar/3047/internetteki-asilsiz-haberlerle-mucadele
(Yazarın izniyle)

HÜ İLETİŞİM FAKÜLTESİ PRODÜKSİYON ATÖLYESİ “AKILLI TELEFON İLE ÇEKİM VE KURGU TEKNİKLERİ ATÖLYESİ”

Mayıs 11, 2018

 

Akıllı Telefon ile Çekim ve Kurgu Teknikleri Atölyesi - Banner

Günümüz teknolojileri ile akıllı telefon sahibi herkes amatör düzeyde kendi filmini yapabilecek koşullara sahip. İzlenebilir bir film için yine de teorik ve pratik bilgilere ihtiyacımız var. Bu atölye ile katılımcılar temel sinematografi bilgisi ve kullanılacak applicationlar için uygulamalı pratik bilgiye sahip olabilecek.

Tarih

17 Mayıs 2018 (Perşembe)

Atölye Programı

10:30 – 16:30

Akıllı Telefon İle Çekim ve Kurgu Teknikleri

Uygulamalı Çekim ve Kurgu

Sosyal Medyada Video Paylaşımı

Yer

Hacettepe Üniversitesi İletişim Fakültesi Dijital Hikaye Anlatımı Atölyesi

(Beytepe Kampüsü – Edebiyat Fakültesi Binası)

Detaylar

Atölyeye katılımlar ücretsizdir. 15 kişi ile sınırlıdır.

Başvurular: iletisimproduksiyonatolyesi@gmail.com (15 Mayıs 2018’e kadar)

 

 

 

 


Sosyal ağda “seçmenin nabzı” yoklanabilir mi?

Nisan 30, 2018
Yazan Sarphan UZUNOĞLU

“Şuraya bakarsan seçmenin tercihini görürsün” demektense “şuraya bakarsan x partisinin iletişim stratejisini kavrayabilirsin” demek mümkün

 

Erken seçim tartışmalarının ortaya çıkması ve nihayet Cumhurbaşkanı’nın tarih vermesiyle birlikte herkes aklındaki “ne olacak” sorusunu etrafındakilere sormaya başladı. Her seçimde olduğu üzere bu seçimde de Twitter başta olmak üzere birçok sosyal ağda anketler baş gösterdi.

Twitter’ın “anketler” özelliğine güvenenler için iş pek de keyifli değil. Zira çok spesifik bir soru sormadıkları sürece etkili ve detay içeren bir yanıt alamıyorlar. İşi biraz daha profesyonel yapalım diyenler için havuz problemi ortaya çıkıyor. Zira birçok anket servisi belirli sayının üzerinde ve çok sorulu anketler için çeşitli miktarlarda ücret isteyebiliyor. Bunlar da çoğu zaman “zevk için ödenecek” miktarlar değil. Zaten Türkiye’deki en büyük araştırma şirketlerinin bile metodolojileri ve örneklemleri şüpheliyken, zevk için kalkışılacak bir iş de değil bu.

Teknik ve yöntemsel birçok problemi olmasına karşın sosyal ağlarda karşılaştığımız anketlerin en önemli özelliği kendi kanaatlerimizi güçlendirme isteğimiz. Yalnız olmadığımızı hissetme arzumuz. Yani aslında Swarm’da bir mekânda toplu check-in yaparak miting yaptığımızı düşünmekle eşdeğer bir ilginçlik var burada.

Fizikî eylem ve dijital eylemin ağırlığı bir mi?

Fizikî eylemle arzunun ya da düşüncenin arasındaki ilişki uzun yıllar felsefenin konusu oldu. Peki ya “dijital eylem”? Dijital eylem, her ne kadar çok daha kamusal ve çok daha geniş kitlelere ulaşma potansiyeline sahip bir eylem tipi olarak görünse de Türkiye gibi sosyal ağ kullanımı yoğun bir ülkede dahi aslında mesele bu şekilde gerçekleşmiyor. Bu hem Twitter ve Facebook’ta oluşturduğumuz yankı odalarına dayalı iletişimsizlik sisteminin yarattığı derin problemlerle ilgili, hem de ifade konusunda yeterince özgür hissetmediğimiz için asıl kanaatlerimizi açıklamaktan kaçınmamızla ilgili.

Eylemlerin dijital ve fiziksel olarak ikiye ayrılıp ayrılmaması konusu üzerine uzun uzun düşünmeye değer bir konu. Cinsellikten arkadaşlığa birçok sosyal davranışın dijital formlarda gerçekleşme biçimleriyle fiziksel evrende gerçekleşme biçimleri arasında büyük farklılıklar var. Peki bu farklılıklar evreninde, fiziksel eylem de dijital eylem de kognitif bir sürecin sonunda gerçekleşse de seçmen davranışının yerini nereye koyacağız? Kişilerin dijital alandaki eylem ve hareketleri gerçekten oy verme davranışları konusunda bize bir şey söyleyebilir mi?

Kolombiya’dan Türkiye’ye: Nasıl bir sosyal ağ araştırması?

University of Notre Dame’daki araştırmacılara göre sosyal ağlar kesinlikle seçmen davranışlarını ölçme konusunda önemli birer ölçüt arz ediyor. Kolombiya’daki referandum öncesindeki son üç haftada atılan tweet’lere göre bir sonuca gitmeye çalışan araştırma evet ve hayır diyen kitlelerin farklı değerler olarak tanımladıkları barış ve adalet üzerinden kutuplaşarak hareket ettiklerini doğruluyor. Araştırmacılar çeşitli anahtar sözcüklerin kullanımı ile seçimde verilen oyun rengi arasında bir ilişki olduğunu belirtiyorlar. Ancak bu elbette şu anda kamusal tartışmanın görece daha az sakıncalı olduğu bir ortamda gerçekleşiyor. Yani bizim de aynı yöntemi kullanarak hızla araştırma yapmamızın önünde türlü engeller var.

Sosyal ağı dinlemek özellikle niceliksel veri odaklı çalışanlar için oldukça keyifli. Bahsettiğimiz araştırmadakine benzer metrikler kullanarak partilerin sosyal ağlardaki popülerlikleri üzerine yorum ve çalışmalar oluşturmak mümkün. Ancak burada astroturfer olarak tanımlanan kampanyacı hesapların ve bot olarak tanımlanan hesapların yaratacağı etkiyi de her daim akılda tutmakta fayda var.  Bugün Twitter’da sıklıkla rastladığımız anlamsız trending topic’lerin arkasında bot olarak bildiğimiz hesapların olduğu bir gerçek. Elbette bu tür hesapların gerçekten bot olup olmayacağını anlamak için kullanılabilecek araçlar da mevcut. Ancak büyük ölçekli araştırmalar yapan araçların birçoğunun bu tür teknolojilerle desteklenmediği de bir gerçek.

Nereye bakmalı?

Peki, her yanın bot’lar ve kampanyacı hesaplarla (astroturfer) dolu olduğu bir ortamda nereye bakmalıyız? Açıkçası Türkiye’de siyasal tartışmanın en derli toplu yaşandığı sosyal ağ Ekşi Sözlük. Şahsen, kurulduğu günden bu yana benim en sık takip ettiğim ağ da Ekşi Sözlük. Ancak burada altı çizilmesi gereken bir detay var. Twitter, Facebook ve hatta Linkedin’e kadar varan kampanyacılık, Ekşi Sözlük’te de devam ediyor. Her ne kadar farklı partilerin destekçileri birbirlerine anlamsızca troll deseler de (fikrini beğenmediğimiz herkesi troll ilan etmek hem bilgisizlikten hem de kibirden kaynaklanıyor) çetin bir mücadele yaşanıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Saadet Partisi, İyi Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi gibi partilerin ana ekseninde olduğu bir tartışma oldukça hararetli şekilde devam ediyor.

Buraya bakarak bir analiz yapmak, özellikle de Ekşi Sözlük’ten veri çekecek yazılım veya kodların geliştirilmemiş olması nedeniyle oldukça güç. Basit söylem analizleri yaparak ilerlediğinizde de ironinin duvarına toslama ihtimaliniz yüksek. Yani otomatikleşmiş bir söylem analizi yapmak neredeyse imkânsız. Buradan sadece belirli partilerin, özellikle seçimlere girip girmeyeceği seçimlerin ana konusu hâline gelmiş yeni bir parti olan İyi Parti’nin kampanyacı hesaplarının veya gönüllü destekçilerinin geçmiş yıllarda Ekşi Sözlük’te seçimler öncesi farklı parti ve siyasetçilerin destekçilerine verilen türde bir destek verdiği, bir şekilde tartışmayı domine etme eğiliminde olduğu görülebilir.

Yani aslında “şuraya bakarsanız seçmenin tercihini görürsünüz” gibi iddialı bir söylem yerine, “şuraya bakarsanız x partisinin iletişim stratejisini kavramanız daha kolay” gibi bir sav ortaya koymak bana kalırsa daha mantıklı. Elbette seçimler yaklaştıkça niceliksel olarak daha derli toplu bir veri elimize geçecek. Biz de bu veriyi rahatlıkla kullanmaya başlayacağız. Yine de iletişim ya da siyaset alanında çalışanlar için büyük veri döneminin bu kaotik karakteri sorun olmaya devam edecek ve insanlar sonuç itibariyle geleneksel araştırma şirketlerinin son seçimlerde genellikle elde patlayan anketlerinde alacaklar soluğu.

Bu nedenle bu seçimlerde “seçmenin nabzını” dinlemek için kesin sonuç garanti etmese de sosyalağları dinlemekte fayda var; ama aslen “politikacıların beklenti ve ihtiyaçlarını” anlamak için onların hangi sosyal ağı hangi slogan ve taktiklerle yönettiğini çalışmak bana çok daha mantıklı geliyor.

Kaynak:http://platform24.org/yazarlar/2992/sosyal-agda-secmenin-nabzi-yoklanabilir-mi

Gazetecilik 2.0 – İnternet Gazeteciliğinde Hipermetinsellik

Nisan 17, 2018

Kitabın Yazarı: Bilge NARİN, Gece Kitaplığı, Ankara, 2017, 375 sayfa.

Değerlendirme: Şerife ÖZTÜRK, Ankara Üniversitesi SBE Gazetecilik A.B.D

 İnternet, 1990’lı yıllarda insanların hayatına girmeye başladığında kuşkusuz hiç kimse, bugünleri tahmin edemezdi. İnternete, yıllar geçtikçe ve teknoloji ilerledikçe birtakım özellikler ve uygulamalar eklemlenmiş; bunlar geliştikçe alanlar dönüşüme uğramıştır. 2000’li yıllarda toplumsal yaşamda büyük bir öneme sahip olmaya başlayan ve barındırdığı özellikler ile insanların vazgeçilmezi haline gelen Web 2.0 temelli uygulamalar, her alanın olduğu gibi, gazetecilik alanının da temel yapı taşı olmuştur. Tabi bunda Web 2.0’ın sahip olduğu özellikler de başroldedir.

Gazetecilik alanına Web 2.0’ın girmesiyle internet gazetelerini geleneksel gazetelerden ayıran üç temel özellik belirgin hale gelmeye başlamıştır: Etkileşim, multimedya biçimselliği ve hipermetinsellik. Kitap, hipermetnin gazetecilik alanında kullanımının ve uygulamasının araştırılarak bulguların detaylı bir şekilde ortaya konduğu, yeni medya ve gazetecilik alanında akademik çalışma yürütenler ve alana ilgi duyan herkesin yararlanabileceği en iyi kaynaklardan biridir.

Yazarın ilk kitabı, “Gazetecilik 2.0 – İnternet Gazeteciliğinde Hipermetinsellik”, doktora tez çalışmasının bir ürünüdür. Robot gazetecilik, gazeteciler için programlama dili ve veri görselleştirme üzerine çalışmalar yapan Narin, kitabında, dijital ortamlarla birlikte haberin dönüşümünü hipermetinsellik açısından ele almaktadır.

Haberin arka planının veya başka olaylarla bağlantısının metin üzerinde linkler aracılığıyla sağlandığı hipermetinsellik özelliği, haberin bütünselliğini sağlaması, okuyucunun haberden kopmaması açısından oldukça önemlidir.  Hipermetinsellik sadece haberde değil yazılı diğer metinlerde de dipnotlar, atıflar aracılığıyla farklı kaynaklarla bağlantı kurarak gerçekleştirilmektedir.

Kitapta, ifadelerin açık olması, akıcılığı sağlayan en önemli unsurlardan. Dört bölümden oluşan kitapta en fazla bölüm doktora tezi olması itibariyle ampirik araştırmaya ayrılmıştır. Narin, kitabının başlangıcında, hipermetinselliğin internet gazeteciliği pratiklerinde yarattığı dönüşümü disiplinlerararası bakış açısıyla çoklu yöntem kullanarak sorguladığını ifade etmektedir.

Çalışmanın ampirik bölümünde Narin, hem Türkiye’de yayıncılık faaliyetini sürdüren çeşitli internet haber sitelerinin hipermetni kullanım şeklini karşılaştırmakta hem de sektörde çalışanlarla yaptığı görüşmeler ile hipermetinselliğin gazetecilerin çalışma koşullarında haber metninde ve kullanıcılar üzerinde yarattığı dönüşümü tartışırken, gazetecilik alanındaki dönüşümün içerikten çok biçimsel anlamda olduğunu vurgulamaktadır.

Hipermetni, postyapısalcıların yıllar evvel dayandırdıkları yapıbozum (Bakhtin ve Derrida) ve yeniden inşa kavramlarına dayandırarak kuramsal bağlamda açıklayan Narin, hipermetinsellik için farklı bir tanım yapmaktadır: “Hipermetinsellik, özne ve nesnenin sabit olmadığını göstermenin teknolojik bir yoludur.” Bu tanım, dijital ortamlardan önce belki de yeterince anlatılmayan metinlerarasılığa dikkat çekmede ince bir çizgidir.

Kitabın “İnternet Gazeteciliği” başlığını taşıyan birinci bölümü, gazetecilik alanında hipermetinselliğin kullanıldığı internet gazeteciliğine ayrıntılı biçimde değinmektedir. İnternetin çeşitli özelliklerini anlatarak başlayan bu bölüm, “yakınsama (convergence)” kavramının iletişim teknolojilerindeki öneminin altını çizmektedir.

Kitapta, gazetecilik mesleğinde iş pratiklerinin dönüşüme uğradığı ve bu dönüşümde haber üretim süreçlerinden başlayarak haberin her aşamasında yeni medya uygulamaları ve araçlarının etkili olduğuna vurgu yapılırken, alanda “hızlı olma” baskısının da gazeteciliğin niteliği açısından tehdit oluşturduğu ifade edilmektedir. Bu şekilde teknolojinin hem olanakları hem de birtakım zorlukları ve ele alınarak, teknolojik deterministik yaklaşımdan ve teknolojik kötümserlikten uzaklaşılmış ve dengeli bir tavır sergilenmiştir.

İnternet gazeteciliğinin temel özellikleri ile dünyada ve Türkiye’deki gelişimine yer verilen bölümde, konuyla ilgili birtakım sayısal veriler de yer bulmaktadır. Bu sayısal veriler sayesinde, internetin başlangıcından bu zamana kadarki gelişimi gözler önüne serilmektedir. Teknolojideki gelişim ve teknolojinin toplumsal yaşamdaki yeri, en iyi sayısal verilerle anlatılmaktadır ve kitabın yazarı Narin de, kitabında bu yönteme sıkça başvurarak okuyucunun ilgisini canlı tutmaktadır.

Gazetecilik 2.0 kavramı, kitapta vurgulanan diğer bir kavram. Kitaba adını veren kavramlardan olan ve Web 2.0 temelli uygulamaların gazetecilik alanındaki kullanımı olarak nitelenen Gazetecilik 2.0’ın, içeriklerinin kullanıcı tarafından üretilmesi, gazetecilik alanına yeni bir boyut kazandırmaktadır. Narin kitabında bu konuyu detaylandırarak, Web 1.0 ve Web 2.0 ortamlarını da karşılaştırmalı olarak sunmaktadır.

Kitabın ikinci bölümü “İnternet Gazeteciliğinde Hipermetin” başlıklı. İnternet ortamlarının detaylı olarak anlatıldığı birinci bölümün ardından artık konu, sınırlandırılmaktadır. Bölüm, Nelson, Manovic, Barnet, Miller vb. isimlerin hipermetin tanımlarıyla ve hipermetnin tarihçesi ile başlamaktadır. Bu tanımlarda üzerinde durulan ortak nokta, metinlerin yapısı ve birbirleriyle bağlantılarıdır.

Kitapta, “dijital metin” veya “ağ metin”  olarak tanımlanan hipermetnin, okuyucu ve yazar arasındaki keskin sınırları ortadan kaldırdığı, bu özelliği ile de Barthes’ın “ideal metni”nin bir örneği olduğu ifade edilmektedir.  Metin ve hipermetnin karşılaştırıldığı bölümde, hiperlinklerin izleyicinin dikkat algılarını düzenleyen elektronik yapılar olduğu üzerinde durulmuştur. Hipermetinle ilgili olumlu yaklaşımlar yanında eleştirilen noktalara da değinen Narin, hipermetin türlerini detaylı olarak ele almaktadır.

Narin’in kitabında çoğunlukla yeni kavramlarla karşılaşıyoruz. İşte bir örnek daha: Hiperhabercilik. Hipermetinlerin kullanıldığı internet gazeteciliği için tanımlanan bu kavram, aynı zamanda hiperlinklerin haber organizasyonları içindeki rolünü açıklamada da yardımcıdır.  Hiperlinklerin gazetecilere ve haber metinlerine sağladığı avantajları sıralayan Narin, hiperlinklerin gazetecilikte farklı şekillerde sunulabileceğini dile getirmektedir. Hipermetnin gazetecilikte yarattığı dönüşüme değinilen bölümün sonunda, bu dönüşümün etkileşim, güvenilirlik, şeffaflık ve çeşitlilik olduğu ifade edilmektedir.

“İnternet Haberlerinde Hipermetin Yapılarına Yönelik İçerik Çözümlemesi” başlığını taşıyan kitabın üçüncü bölümü, adından da anlaşılacağı üzere nicel analize ayrılmıştır. Bölümün başında, internet temelli nicel araştırmalara ilişkin tartışmalar sunan Narin, hepimizin Web içeriklerinin analizinde karşılaştığı birtakım güçlükler bulunduğunu belirterek, bunları beş başlıkta kategorilendirmiştir (bkz. s. 137). Bu güçlüklerin verilerin büyüklüğünden, verilerle nasıl çalışılacağının ve verilerin nasıl sınıflandırılacağının bilinmemesinden kaynaklandığı alanda çalışan akademisyenler tarafından da dile getirilmektedir.

Kitabın bu bölümünde, içerik analizi için örneklem seçimi ve bu seçimde dikkat edilecek hususlar örneklerle sunulmaktadır. Örneklem seçiminin ardından bu örneklemi oluşturan haberlerin gerçekleştiği yer, konuları ve hipermetin biçimleri, haberdeki etiketlerin tema olarak dağılımı, etiketin yönlendirdiği kişi ve kurumlar tablolar şeklinde açıklanmaktadır.

İnternet gazetelerinin link kullanımına ilişkin karşılaştırmalı analizlerin de yer aldığı kitabın bu bölümünde, Türkiye’de faaliyet gösteren farklı internet haber sitelerinde multimedya ve hipermetin ögelerinin haber metinlerine nüfuz ettiği ancak yaygın olarak kullanılmadığı sonucuna varılmaktadır.

Kitabın son bölümü olan, “İnternet Gazetelerinde Habercilik Pratikleri”, araştırmanın nitel yönteme dayanan bölümünü içermektedir. Doktora tezi olması nedeniyle araştırmanın en can alıcı kısımlarından birini teşkil eden bu bölümde, 15 sorudan oluşan derinlemesine görüşmenin analiz sonuçları yer almaktadır. Narin kitabının son bölümünde, internet gazetelerindeki hipermetin politikası, hipermetin kullanımındaki teknik ve anlamsal ölçütler, hipermetnin arşivleme politikasıyla bağlantısı, hipermetin oluşturmada editörün rolü ve teknik ekiple ilişkisi gibi sorulara cevap aramaktadır. Sorularına cevap ararken internet gazeteciliğinde çeşitli aşamalardaki dönüşümü de ele alan Narin, gazeteciliğin geleceğine dair öngörülerini de sıralamaktadır.

Narin kitabını, hipermetinselliğin geleneksel yazma biçimlerini dönüştürdüğünü, ancak bu dönüşümün gazetecilik sektörüne tam anlamıyla yansımamakla beraber, alan içerisinde yeni dinamiklerin oluşmasına neden olduğunu ifade ederek sonlandırmaktadır.

Yeni medya uygulamalarının pek çok özelliği içinden hipermetinselliği araştırma konusu olarak seçen Narin, hem hipermetinsellik hem de hipermetinselliğin haber metinlerinde kullanımı ve internet gazeteciliği konularında da alana yeni bir kitap kazandırmıştır. Kitabın son iki bölümü özellikle internet temelli araştırmalar yapanlar için yöntem konusunda ufuk açıcıdır.

Dünyada Web 3.0 kullanımına geçildiği günümüzde, internet gazeteciliğinin hipermetinsellik özelliğini ve kullanımını detaylı bir şekilde ele alan kitap, Narin’in ileriki dönemlerde yayınlanacak olan diğer eserlerinin içeriği hakkında da ipuçlarını vermektedir. Narin’in çalışmasını yoğunlaştırdığı “Robot Gazetecilik” konusundaki araştırmalarının yayına dönüşmesini merakla beklemekle birlikte, alana sağladığı ve sağlayacağı katkılarının gelecek dönemler için daha da önemli hale geleceği ortadadır.

 

 


%d blogcu bunu beğendi: