Bir “Kovid Kayması” Öğrenciler için Dijital Uçurumu Genişletebilir*

Eylül 23, 2020

Yazar: Pia Ceres

Çeviri: Hasan H. Kayış, Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Ar. Gör.

Koronavirüs vakaları arttıkça, birçok okul döneme en azından sınırlı sayıda çevrimiçi öğrenimle başlayacak. Teknolojiye erişimi olmayan öğrenciler için bu durum geriletici olabilir.

Normal bir öğrenim döneminde Breanne Wiggins, şu günlerde yeni öğrencilerini karşılamaya hazırlanırdı. Yıllarca süren öğretime dayalı dördüncü sınıf müfredatı da hazır olacaktı. Sınıfını parlak, davetkâr renklere sahip olan çarpma/bölme tabloları ve her öğrencinin doğum gününü gösteren bir posterle dekore ederdi.

Bu yıl, Wiggins’in sınıfının duvarları boş. California, Riverside County’deki koronavirüs vakalarının artması nedeniyle eğitim verdiği Palo Verde Birleşik Okul Bölgesi eyalet yönetimi uzaktan eğitim kararı aldı. Wiggins’in okulu, California-Arizona sınırında bulunan ve yaklaşık 20.000 nüfusa sahip küçük bir çöl kasabası olan Blythe’de bulunuyor. Okul bölgesindeki öğrencilerin yaklaşık yüzde 70’i, bir ailenin düşük gelir statüsünün göstergesi olan ücretsiz veya indirimli öğle yemeği planı dâhilindedir. Ayrıca, 2018’deki nüfus sayımında, Blythe’deki hanelerin tahmini olarak yüzde 30’unun geniş bant internete sahip olmadığını bulunmuştur. Wiggins, internete erişimi olanlar için bile şehir genelinde kesintilerin nadir olmadığını söylüyor.

Dönemin başlamasına sadece birkaç gün kala Wiggins, internete bağlı kendi cihazına erişimi olmayan öğrencilerinin bir başka dönemi uzaktan eğitimle nasıl geçirebileceğinden emin değil.

“Öğretmenler gerçekten hazırlanmamız gerektiğini biliyor” diyor. “Ama neye hazırlanacağımızı bilmiyoruz.”

ABD’deki okullar, sınıfları yeniden açmak için devam eden salgın ve siyasi baskının ortasında yıla başlıyor. Trump yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki enfeksiyon oranları 4,83 milyona yükselmiş olsa bile, kolej ve K-12 öğrencilerini yüz yüze öğrenme için okullara dönmeye zorluyor. Çoğu çocuk virüsün daha hafif semptomlarını deneyimlese de, son yaz kampı salgını çocukların virüsü bulaştırdığını ortaya koyuyor. Çocuk doktorları ve güncellenmiş CDC yönergeleri, okulları yeniden açmaya teşvik ederken, ülkenin en büyük ikinci öğretmen sendikası olan Amerikan Öğretmenler Federasyonu, okulların güvenli olmayan koşullar altında yeniden açılması halinde yerel grevleri desteklemek için harekete geçti.

Yerel enfeksiyonlar kontrol altına alınmadığı için birçok okul bölgesi, geleneksel yüz yüze öğrenmeye devam etmemeye karar verdi. EdWeek’in bir takipçisine göre, ülkedeki en büyük 20 okul bölgesinden 16’sı, döneme uzaktan ve hibrit öğrenmenin bir kombinasyonuyla başlayacak olan New York City de dahil olmak üzere, gelecek yıl uzaktan veya hibrit öğrenmeyi sürdürme planlarını açıkladı. Los Angeles, Chicago ve Houston’daki okul bölgeleri de yıla uzaktan eğitim ile başlayacak.

Salgının başlaması takiben bunun ülke çapında okulların kapanmasına neden olduğunda ve teknolojiye erişimin sınıfta öğrenim için dijital bir cankurtaran halatına dönüştüğünde, geçtiğimiz baharda uzaktan öğrenime hızlı geçiş büyük ölçüde başarısız olarak kabul edildi. ABD’de 50 milyondan fazla öğrencinin tahminen yüzde 15’i yüksek hızlı internete erişimi olmayan evlerde yaşıyor. Koronavirüs vakaları arttıkça ve bölgeler çevrimiçi öğrenmeyle ilerlerken, okullar ikinci kez geçen yıl şiddetlenen dijital uçurumla yüzleşmek zorunda kalıyor.

“Dijital Uçurum” ve “Covid Kayması”

Eğitimciler internet ve teknoloji erişimindeki eşitsizliklerin, orantısız bir şekilde Siyahi, Hispanik, Kızılderili ve düşük gelirli aileleri etkilediğini pandemiden uzun süre önce biliyorlardı. Ancak pandemi, K-12 eğitimindeki dijital uçurumu daha da belirgin hale getirdi. Bir Pew Research araştırması, orta gelirli ebeveynlerin sadece yüzde 14’ü ve üst gelirli ebeveynlerin yüzde 4’ü ile karşılaştırıldığında bahar karantinası sırasında düşük gelirli ebeveynlerin yüzde 36’sının, çocuklarının bir bilgisayara erişimi olmadığı için okul çalışmalarını evde tamamlayamadıklarını bildirdi.

Eyaletin Los Angeles ve San Diego gibi daha büyük okul bölgeleri, geçen bahar binlerce öğrenciye dizüstü bilgisayarlar ve ağ bağlantı noktaları sağlamak için kaynakları seferber ederken, Palo Verde Birleşik Okul Bölgesi bunu yapmadı. Bunun yerine, PVUSD iki haftada bir kağıt “öğrenme paketleri” dağıttı. Wiggins ayrıca çevrimiçi dersler de oluşturdu, ancak bunlar isteğe bağlı olarak kabul edildi. Wiggins, dördüncü sınıf öğrencilerinin üçte birinin evde internet erişimi olmadığını belirtirken, diğerlerinin kardeşleri ve evden çalışan ebeveynleri ile tek bir bilgisayarı paylaştığını tahmin ediyor.

Palo Verde Birleşimi’nin yanıtı, Amerikan Araştırma Enstitüleri tarafından yapılan bir ön ankete göre, yoksulluğun yüksek olduğu bölgelerdeki bir eğilimi yansıtıyor. Ankete katılan K-12 okul bölgelerinden, yoksulluğun yüksek olduğu bölgelerin yüzde 47’si, kağıt paketler gibi fiziksel olarak dağıtılmış materyalleri, düşük yoksulluk bölgelerinin sadece yüzde 18’ine kıyasla, uzaktan eğitim uygulamalarının “birincil bileşeni” olarak vurguladı. Anket, kırsal bölgelerin fiziksel olarak dağıtılan malzemelere kentsel bölgelerden önemli ölçüde daha bağımlı olduğunu ortaya koydu.

Bu yıl, dijital uçurumun her iki tarafındaki öğrenciler arasındaki uçurum daha da genişleyebilir. “Yaz kayması”, K-12 öğrencileri arasında yaz aylarında uzun süredir çalışılan bir öğrenme kaybı dönemini ifade eder ve bu, yüksek gelirli öğrencilerin yaptığı ek yaz dönemi öğrenme fırsatlarına erişimi olmayan düşük gelirli öğrenciler için orantısız düşüşlere neden olur. Pandeminin başlamasıyla birlikte bazı araştırmacılar, halihazırda yetersiz hizmet alan öğrenciler için öğrenme kaybını yoğunlaştırabilecek bir “kovid kayması” konusunda uyarıda bulunmaya başladılar.

Irvine, California Üniversitesi’nde eğitim profesörü ve UCI Dijital Öğrenme Laboratuvarı direktörü olan Mark Warschauer, “birdenbire, bu 3 aylık boşluğu aldık ve temelde ikiye katladık” diyor. Bu bahar okullarının kapatılmasının ardından, düşük gelirli öğrenciler teknolojiye güvenilmez bir şekilde erişmiş olabilir ya da evde küçük kardeşleriyle ilgilenmeye zorlanmış ve çevrimiçi eğitime kısmen ya da tamamen katılmaları engellenmiş olabilir. Aynı zamanda, daha varlıklı aileler bağımsız çocuk yetiştirme sistemleri oluşturuyor ve çocukları için özel öğretmenler tutuyor.

Yaz, devlet okulu bölgelerine ve öğretmenlere kendilerini çevrimiçi araçlara alıştırmaları ve öğretim süreçlerini planlamaları için çokça ihtiyaç duydukları zamanı borç verdi. Fakat Warschauer “evde eşit olmayan internet erişimi ve eşit olmayan finansal baskılar gibi bu eşitsizliklerin çoğu, fazladan birkaç hafta geçirerek çözülemez” diyor. “Tüm göstergeler, tıpkı bahar gibi sonbaharın bir felaket olacağı yönünde.”

Kaçırılan Bağlantılar

Halihazırda eğitim ve yemek sağlaması beklenen devlet okulu bölgeleri, öğrencilere temel teknolojiyi nasıl temin edeceklerini, nasıl ödeyeceklerini ve dağıtacaklarını belirleme gibi ek sorumluluklarla yükümlüdür. Amerikan Öğretmenler Federasyonu tarafından yapılan bir tahmine göre, öğrenci ve öğretmenleri sonbaharda yeniden başlatılan uzaktan eğitim için donatmak ülke çapında ek 3,8 milyar dolara mal olabilir.

Rhode Island Üniversitesi’nde okul finansmanı ve ekonomi politikası araştırmacısı olan Anthony Rolle, “bölgeler ek gelir elde etmezlerse, ya kara gün akçesine girmeleri, eyaletten ek gelir talep etmeleri ya da iç gelirlerini daha esnek bir gelir elde etmek için kaydırmaları gerekecek” diyor. Bölgelerin, spor ve öğrenci taşıma gibi pandemi tarafından durdurulan faaliyetlerden ek fonlara sahip olabileceğine ve uzaktan öğrenmeyi desteklemek için teknolojik altyapıya yeniden yönlendirilebileceğine dikkat çekiyor. Ancak salgın, eyalet ve yerel vergi gelirlerini çok ciddi şekilde düşürdüğü için birçok bölge hala bütçe açıklarıyla karşı karşıya. Ülke çapındaki devlet okulları neredeyse 500.000 işi ortadan kaldırmak zorunda kaldı.

Rolle, “yeni bir federal yardım zorunlu olacaktır” diyor. Federal destek, K-12 devlet okullarına ve özel okullara 70 milyar dolarlık yardım vaat eden Cumhuriyetçi teşvik yasasından gelebilir. Ancak yasa tasarısı, bir tür yüz yüze öğrenmeye devam etmeyi reddeden okullardan bu fonların çoğunu alıkoyabilir.

Bazı bölgeler, özellikle dijital uçurumun kapatılmasına yönelik hayırsever bağışlardan yararlandı. Oakland Devlet Okulları, Twitter CEO’su Jack Dorsey’den 10 milyon dolarlık bağış taahhüdü aldı. Haziran ayında, Chicago Devlet Okulları, 100.000’den fazla CPS öğrencisine ücretsiz yüksek hızlı internet erişimi sağlama planı olan Chicago Connected adlı bir girişim başlattı. 50 milyon dolarlık girişime bağışta bulunanlar arasında milyarder hedge fonu yöneticisi Ken Griffin, Barack ve Michelle Obama yer alıyor.

CPS CEO’su Janice K. Jackson bir röportajda WIRED’a “bana göre, eğitimde eşitlikle ilgili en büyük sorun (finansmanın yanı sıra, bu bir numara, bu yüzden bunu gözden kaçırmayacağız) bu ülkede her öğrencinin yüksek hızlı internete erişimini sağlamak” olduğunu söylemiştir.

Eyalet müfettişi Tony Thurmond’a göre, California Eğitim Bakanlığı şu anda internete bağlı cihazları 700.000’den fazla öğrenciye ve wi-fi erişim noktalarını 400.000 öğrenciye kadar ulaştırmak için çabalıyor. Bölge, bu yıl öğrencilerin göz atması için Chromebook’lar ve hot spot’lar sağlayacağını doğruladı. Ancak hot spot’lar için bir ila iki haftalık bir gecikme olabilir. Wiggins, “bu öğrencilerin telefonda dersleri takip edip dinlemeleri gerekecek,” diyor.

Okullar fonları bir araya toplayıp öğrencilere cihazları dağıtabilseler bile, sonuçta evde ne olacağını kontrol edemezler. Hawaii Wai’anae’deki Wai’anae Lisesi’nde matematik öğretmeni olan Madison Maeshiro da geçen baharda öğretmeye devam etmek için öncelikle kağıt paketlere ve bazı çevrimiçi talimatlara güveniyordu. Okul, Chromebook’ları ve iPad’leri bir toplama istasyonunda kullanıma sunarken, Maeshiro 60 öğrencisinden yalnızca 10’unun kendisiyle düzenli olarak çevrimiçi iletişim kurduğunu tahmin ediyor.

Doğu Harlem’deki PS 96’da ortaokul öğrencilerine teknoloji ve bilgisayar bilimi öğreten Lliana Villegas, “uzaktan öğrenmenin dezavantajlarından biri de bu. Öğrencilerimin orada bulunacağını garanti edemem” diyor. PS 96’nın teknoloji koçu olarak, öğretmen arkadaşlarına yüz yüze “harmanlanmış” öğrenim ve tamamen uzaktan eğitimin bir karışımıyla başlaması planlanan sonbahar dönemine hazırlanmak için uzaktan eğitim araçları konusunda eğitilmesine de yardımcı oldu. Tamamen veya kısmen uzaktan öğrenmenin bu şekilde devam ettirilmesinin, özel ihtiyaçları olan, evsiz veya koruyucu sistemde olan öğrencilere yeterince hizmet edip etmeyeceğinden endişe duyduğunu söylüyor. Mevcut ders planlama stratejisi, “en kötü durum senaryosunu planlamak ve en iyisini umut etmek” şeklindedir.

Çocuklara bilgisayar vermek aynı zamanda çocuk bakımı krizini de çözmez. Ebeveynler, özellikle kırsal alanlarda ve “çocuk bakımı çöllerinde” çocuklarına bakmak için işe geri dönmekle evde kalmak arasında seçim yapmak zorunda kalabilir.

UC Irvine’den araştırmacı Warschauer, “Bilgisayarları sosyal, eğitimsel problemlerin içine atmak onları gerçekten çözmüyor” diyor. Öğretmenleri en iyi uzaktan eğitim uygulamaları konusunda eğitmeye devam etmek, en küçük öğrenciler için yüz yüze öğrenmeye öncelik vermek ve sonrasında yetişmelerine yatırım yapmak gibi salgından sonra okul kapanışlarının eşitsiz etkisini hafifletmek için atılabilecek adımlar olduğuna işaret ediyor. Ancak, dijital uçurumun zararlı etkileri bu okul döneminde derinden hissedilmeye devam ettiği için, öğrencilerin bilgi işlem cihazlarına ve güvenilir genişbant erişiminin eğitimleri üzerinde büyük bir etkisi olmaya devam edecek.

Warschauer, “bunu çözemeyeceğiz” diyor. “Biraz daha az kötü yapmayı deneyebiliriz.”

*Kaynak:Wired


KATILIMCI KÜLTÜRÜN ZİRVESİNDEN İKİ ÖRNEK: “BREAK THE SILENCE” VE #HAPPYBIRTHDAYNAMJOON

Eylül 19, 2020

Yazan: Alptekin Keskin, İstanbul Sabahattin Zaim Ünv. SBE. Sosyoloji Blm. Dr. Öğrencisi

Popüler kültür ürünlerine kullanıcıların aktif katılımı, yakınsama ve katılımcı kültür kavramlarının iletişim süreçlerindeki önemini ortaya koymaktadır. Katılımcı kültür içerisinde kullanıcıların içerik üretmesi, düzenlemesi ve paylaşması daha kolay olmaktadır. Özellikle yeni medya ortamlarında içerik üretimi ve dağıtımı sosyal medya platformları sayesinde çok daha hızlı bir şekilde mümkün olmaktadır. Katılımcı kültürde kullanıcı, medya içeriğini bir taraftan tüketirken bir taraftan yeniden üretmektedir. Jenkins (2016), katılımcı kültürü kullanıcıların ve hayranların yeni içeriğin yaratılması ve yayılmasına etkin olarak katıldığı kültür olarak ele almaktadır. Bu yazıda hayranların bir popüler kültür ürünü olan Güney Kore K-Pop grubu BTS  ile ilgili katılımcı kültür içerisinde toplulukçu bir ruhla bir taraftan medya içeriğini tüketirken diğer taraftan üreterek nasıl sosyal medya platformlarında dolaşıma koyduğu çeşitli görsellerle gösterilecektir.     

BTS’in 10 Eylül’de vizyona giren “Break the Silence: The Movie”  isimli belgeseli tüm dünyada aynı anda sinemalarda takipçilerinin beğenisine sunulmuştur. Grup üyelerinin hikâyelerinin anlatıldığı belgeselde BTS’in sahne arkasındaki görüntülerine yer verilmiştir. Grubun pandemi öncesi Love Yourself dünya turunda çeşitli ülkelerde sahne aldıkları turnelerdeki görüntüleri; BTS üyelerinin yaşamları ve hayranları ile etkileşimlerinden oluşan çeşitli etkileyici sahnelerin olduğu belgesel, hayranlar arasında ilgiyle karşılanmıştır. Her ne kadar pandemi sürecinde sinema salonları eskisi kadar dolmasa da ARMY’ler belgeseli adeta bir konser ortamında geçirmişlerdir. Bir çeşit pandemi öncesi BTS ile ilgili yaşadıklarını yâd etmişlerdir. Pandemi süreci dolayısıyla BTS’in canlı konserlerine katılamayan ARMY’ler belgesel sayesinde konser havasını bir şekilde sinema salonlarında yaşatmaya çalıştılar. Sinema salonlarına birlikte giden ARMY’ler daha önce canlı konserlerde BTS şarkıları söylerken hep birlikte ellerinde salladıkları live stickleri sinema salonlarına da getirip aynı atmosferi buralarda da yaşatmaya çalıştılar. Böyle olunca sinema salonlarında renkli görüntüler ortaya çıktı. Belgeselde hep birlikte bazen eğlenen, bazen gururlanan, bazen ağlayan ARMY’lerin BTS’e olan hayranlığı bir kez daha artmış oldu.

BTS’in konserleri, sahnede sadece sanatçıların performansların ötesinde bir deneyim alanı sunmaktadır. ARMY’ler konserlerde hep birlikte yüksek sesle şarkıları söylemekte ve yanlarında getirdikleri ışıldaklarla müziğe eşlik etmektedir. Pandemi süreciyle birlikte konserlere ara verilmesiyle konserlerde ışıldaklarla yaşanan etkileşimli durum “Break the Silence: The Movie” belgeselinde ARMY’lerce tekrar yaşanmak istenmiştir. Işıldaklar ARMY ve BTS arasında bir tür sembol görevi görmektedir. Hayran kitlesi ve yıldız arasında bu tür semboller aracılığıyla kurulan etkileşim durumları parasosyal etkileşimi (Horton ve Wohl, 1956) güçlendirmektedir.

BTS üyesi Namjoon’un (RM) 12 Eylül’de doğum gününün tüm dünyada çeşitli şekillerde gösterişli bir şekilde kutlanması BTS’in ve (BTS’in bağlı olduğu şirket olan) BigHit’in hayranlarını nasıl bir katılımcı kültür içerisine taşıdığını da göstermektedir. Örneğin 11 Eylül’de Namjoon’un doğum günü Twitter’da Türkiye gündeminde 1.sırada yer almıştır. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus ve UNICEF  Namjoon’un doğum gününü Twitter’dan kutlayanlar arasındadır.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde ARMY’ler Namjoon’un doğum gününü renkli etkinliklerle kutlamışlardır:  Bir AVM dış cephesi camlarının Namjoon’un doğum günü kutlaması için kullanılması; Hongdae İstasyonunda Namjoon’un doğum günü reklamlarının tabelalara yansıtılması; Çinli bir fan sitesinin Kore’nin en büyük kitap mağazalarından birini Namjoon’un okuduğu ve önerdiği kitaplar için ayrı bir bölümde sergilemesi; Hindistan’ın  kırsal kesimlerinde çeşitli zorluklar yaşayan çocukların eğitimi için bağış kampanyası[1] düzenlenmesi bunlardan bazılarıdır. Türk Army’ler Namjoon’un doğum günü için fidan bağışı kampanyası düzenlemiştir. Pakistanlı ARMY’ler de Namjoon’un doğum günü için aralarında düzenledikleri bir kampanyayla 600 kitap toplamışlar ve ülkenin farklı şehirlerindeki ihtiyacı olan çocuklar ile sanat ve edebiyat öğrencilerine bu kitapları göndermişlerdir[2].

Namjoon’un[3] doğum günü etkinlikleri sadece bunlarla sınırlı kalmamıştır. BTS grubu üyesi Taehyung’un kendi sesinden Namjoon’un doğum günü için başlattığı ses kaydetme challenge’ı twitterda geniş yankı bulmuştur. Dünyanın her tarafından ARMY’ler #RMChallenge ve #RM etiketleri ile kendi seslerinin olduğu videolar çekerek twitterda paylaşmıştır. Böylelikle #RMChallenge ve #RM etiketleri dünya gündeminde trendlerde ilk 3’te yer bulmuştur. Tüm bu organizasyonlar sosyal medyada gerçekleşmekte ardındanda, gündelik yaşama taşınmaktadır.

Pandemi sürecini fırsata çeviren BTS, Dynamite ve Billboard Hot 100 birinciliği ile zirvedeki yerini bir taraftan korurken diğer taraftan “Break the Silence: The Movie” belgeseli ile fanlarıyla eski yüzyüze konser zamanlarını hatırlatmaktadır. Belgeselde anılar tazelenmektedir. Fan grubu da belgesele yanlarında getirdiği çeşitli sembollerle BTS ile arasındaki etkileşimli ilişkiyi güncel tutmak istemektedir. Yukarıda verilen tüm örneklere bakıldığında popüler kültür ürünü olan bir grubun çevrimiçi platformlar ve katılımcı kültür unsurlarından faydalanarak fan kitlesinin yardımıyla nasıl zirvede kaldığını açıkça görülmektedir.

Pazarlama stratejileri ve yaratıcı içerik endüstrisinin etkin kullanımıyla Güney Kore’den küresel pazarlara açılan kültürel teknoloji ürünlerinin gelecekte tüm dünya kamuoyunda daha fazla gündemde kalacağı tahmin edilmektedir.

Kaynakça

Jenkins, H. (2016). Cesur Yeni Medya-Teknolojiler ve Hayran Kültürü. (Çev. N. Yeğengil). İstanbul: İletişim Yayınları.

Horton, D., & Wohl, R. (1956). Mass Communication and Para-Social Interaction. Psychiatry, 19(3), 215-229.

https:// /www.soompi.com/article/1425304wpp/btss-rm-donates-100-million-won-to-museum-on-his-birthday

https://www.koreatimes.co.kr/www/art/2020/09/398_295970.html#.X17FfAo2eRE.twitter.


[1] https://www.barefootcollege.org/one-in-army-raises-13-500-for-barefoot-college Erişim tarihi: 18.09.2020

[2] https://newsleaf.com/books-and-bts-here-is-what-pakistani-fans-did-on-rms-birthday/ Erişim tarihi : 18.09.2020

[3] Namjoon ayrıca doğum günü için Kore Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Müze’sine 100 milyon won (yaklaşık 84 bin Dolar) bağışlamıştır. Bu bağışın, şehir merkezlerinden uzakta bulunan 400 kadar ilk, orta ve yüksek okul kütüphanesine sanatla ilişkili kitap sağlayacağı ve böylelikle insanların bu kitaplara daha kolay ulaşacağı belirtilmiştir. Bakınız:

“BTS’s RM Donates 100 Million Won to Museum On His Birthday”. https:// /www.soompi.com/article/1425304wpp/btss-rm-donates-100-million-won-to-museum-on-his-birthday Erişim tarihi: 18.09.2020

“BTS leader RM donates 100 million won to art foundation”,  The Korea Times.https://www.koreatimes.co.kr/www/art/2020/09/398_295970.html#.X17FfAo2eRE.twitter. Erişim tarihi: 18.09.2020 


“DYNAMİTE” YA DA BTS’İN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Eylül 3, 2020

Yazan: Alptekin KESKİN[1]

BTS pandemi sürecinde yüzyüze konserlerini iptal etse de etkinliklerini çevrimiçi platformlara taşıyarak dünya gündeminde adından söz ettirmeyi başarmaktadır. Grubun YouTube’da “Dear Class of 2020”’ye canlı katılımı ve WeVerse’de canlı yayınlanan BANG BANG CON konserine 756 bin dinleyicinin katılımı bu noktada önemli etkinliklerdir. Ardından yine WeVerse’de yayınlanan “BTS ile Korece Öğrenin” programları ile uluslararası fanlarına “Korece” öğretme çabasına girişen BTS, Kore için önemli bir yaratıcı kültürel ürün ve kültürel diplomasi örneği olduğunu (Binark, 2019: 156) bir kez daha göstermiştir. BTS, içinden geçtiğimiz dönemde çeşitli sosyal hareketlere de duyarsız kalmamıştır. Grubun, ABD’deki ırkçılık karşıtı Black Lives Matter kampanyasına 1 milyon dolar bağışı ve hemen akabinde ARMY’lerin sosyal medyada organize olarak topladığı 1 milyon dolar bağış tüm dünyada gözleri grubun üzerine çevirmiştir. K-Pop, bu yönüyle ABD’de bir süredir “K-aktivizmle” sıkça anılmaktadır[2]

BTS, pandemi sürecinde zor zamanlar geçiren fanları ve dinleyicileri için hazırladığı tamamı İngilizce olan “Dynamite” (Dinamit) şarkısı ile bir süredir gündemdeki yerini korumakta. 02.08.2020’de BigHit şirketi tarafından 21.08.2020 tarihinde yayımlanacağı açıklanan  “Dynamite” için 10 Ağustos’tan itibaren grup üyelerinin ve yeni şarkı teaserının fotoğrafları BigHit’in Twitter hesabından paylaşılmaya başlandı. 19 Ağustos’ta teaserı[3] ve 21 Ağustos’ta tamamı müzik piyasasına sunulan Dynamite[4] şarkısı, 24 saat içerisinde 101.1 milyon kez izlendi. Dynamite klibi ilk 24 saat içerisinde 100 milyondan fazla kez izlenmesi sebebiyle “YouTube’da ilk 24 saat içinde en çok izlenme” rekoru ve ilk yayınlandığında 3 milyondan fazla kişi tarafından aynı anda izlenmesi sebebiyle YouTube Premiere rekorunu kırdı[5]. 24 Ağustos’ta YouTube’da ‘Dynamite’ MV Official videosundan farklı kesitler sunan Dynamite B-side yayımlandı[6]. Dynamite’in rekorlarından sonra Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Başkanı Tedros Adhonom Ghebreyesus da Twitter’dan BTS’i tebrik etti ve grubu DSÖ Dünya Sağlık Asamblesi’ne taşımaya davet etmekten memnuniyet duyacağını belirtti[7].

Görsel 1:BTS’in Hot 100’de 1.sıraya yükselmesinden sonra  Başkan Moon’un Twitter’da tebrik mesajı

Görsel 2: Dynamite MV Official paylaşımı

Dynamite’in çıkışından sonraki süreçte ABD’de resmi olarak 265 bin online olmak üzere toplam 300 bin kopyasının satılmasıyla bir hafta içerisinde ülkede en çok satan şarkılar listesinin başına geçti[8]. BTS’in 30.08.2020 günü MTV müzik ödüllerinde 4 dalda (en iyi grup, en iyi K-Pop, en iyi Pop, en iyi kareografi)  ödül alması[9] en büyük ödüllerden olan Hot 100 için bir işaretti. MTV ödüllerinden 1 gün sonra grubun beklediği haber geldi. BTS, “Dynamite” şarkısıyla Billboard Hot 100 listesine 1 numaradan girmeyi başardı.[10][11]. Grubun Hot 100 listesine 1 numaraya taşınması Güney Kore’de adeta bayram havasında karşılandı. Güney Kore Devlet Başkanı Moon BTS’in Billboard 100 listesine 1 numaradan girmesinden sonra Twitter’dan bir mesaj yayımlayarak BTS’in bu başarısıyla K-Pop tarihinde yeni bir bölümün yazılmasını sağlayan ilk Kore markası olduğunu söyledi[12].  

Görsel 3: Dynamite MTV performansı  

Görsel 4: BTS’in 1.sıraya yükseldiği Billboard Hot 100 listesi

Dynamite şarkısına genel olarak bakılacak olursa; şarkının eğlenceli ve canlı görüntüleri ile disco pop’u[13] hatırlattığı görülmektedir. “Dynamite”, basın konferansında[14] grup üyelerinin de belirttiği gibi pandemi sürecinde dinleyicilerine pozitif mesajlar vererek iyi hissettirme amacı taşıyan bir şarkı olduğu izlenimini vermekte. Dynamite’in videosu 1970-80-90’lı yıllardan esintiler taşıyan, Michael Jackson kareografilerini hatırlatan sahneler ile dolu. Bu açıdan video içeriği pozitif mesajlar barındıran şarkı sözleri ile birlikte değerlendirildiğinde insanlığın daha iyi hissetmesi için hazırlanmış bir tür eğlence hizmeti niteliği taşımakta. K-Pop gruplarının uluslararası dinleyicilerine karşı bu çok yönlü hizmeti araştırmacılara göre “arttırılmış eğlence” olmasından kaynaklanmaktadır (Choi ve Maliangkay, 2015: 4; Binark, 2020: 189-225). Suk-young Kim de K-Pop’un bir müzik türü olmanın ötesinde, performans, dans, şarkı, öykü ve diğer yetenek gösterilerinin birleşimi olduğunu (2016: 139) belirtmektedir. Benzer bir görüşte olan Fuhr’a göre K-Pop, farklılığın bir karnavalesk kutlamasıdır (Fuhr, 2016: 10).

“Dynamite”, yukarıda belirtildiği gibi pandemi sürecinde dünya genelindeki dinleyicilerine bir nebze olsun enerji vermek için yazılan bir şarkı özelliği ile ön plana çıkmaktadır. Nihayetinde kültür endüstrisinin üretim stratejisidir. Şarkının tamamen İngilizce olmasıyla daha fazla izleyiciye ulaşma amacı taşıdığı açıktır.  “Dynamite” in pandemi sürecine özel yazılmış bir şarkı olduğu grup üyeleri tarafından da açıklanmıştır. K-Pop gruplarının dünyanın içinden geçtiği çeşitli dönemleri de göz önünde bulundurarak şarkılarını dünya müzik piyasasına sunması pazarlama stratejilerinin gereği olarak da okunabilir.

Görsel 5: Dynamite Teaser Fotoğrafı         

Sonuç olarak K-Pop gruplarının içinden geçtiğimiz pandemi süreci ve/ya yeni normal olarak adlandırılan dönem ile birlikte stadyumlarda veya başka çeşitli etkinliklerde fanlarıyla olan yüzyüze etkileşimli yapısını değiştireceğini;  YouTube, Instagram vb. gibi çevrimiçi platformlar aracılığıyla bundan sonraki süreçte online konserler gibi etkinliklerin artacağını ve K-Pop gruplarının bu strateji ile daha fazla izleyici kitlesine hitap etmek isteyeceğini tahmin etmek güç olmayacaktır[15].

KAYNAKÇA

Binark, M. (2020). Arttırılmış Eğlence Olarak K-Pop ve BTS’in Çekim Gücü. Der: Mutlu Binark içinde, Asya’da Popüler Kültür ve Medya (s. 189-225). Ankara: um:ag.

Binark, M. (2020, Ocak 3). K-Dramalar ve Kültürel Diplomasi Aracı Olarak Descendants of the Sun. http://www.sineblog.org: http://www.sineblog.org/k-dramalar-ve-kulturel-diplomasi-araci-olarak-descendants-of-the-sun/ adresinden alındı

Choi, J., & Maliangkay, R. (2015). Introduction: WhyFandom Matter to the International Rise of K-Pop. J. Choi, & R. Maliankay içinde, K-Pop: The International Rise of the Korean Music Industry (s. 1-18). New York: Routledge.

Fuhr, M. (2016). Globalization and Popular Music in South Korea: Sounding out K-Pop. London: Routledge.

Kim, S. Y. (2016). The Many Faces of K-pop Music Videos: Reveus, Motown, and Broadway in “Twinkle”. The Journal of Popular Culture, 49(1): 136-154.

DİĞER KAYNAKLAR

Keskin, A. “K-Pop’tan K-Aktivizme Sosyal Medyanın Yeni ‘K’ Güçleri’”, https://yenimedyawordpress.com/2020/07/20/k-poptan-k-aktivizme-sosyal-medyanin-yeni-k-gucleri/ (20.07.2020).

Hugh McIntyre, “BTS’s ‘Dynamite’ sold A Quarter Of A Million Copies In Its First Week In The U.S.”, Forbes. https://www.forbes.com/sites/hughmcintyre/2020/08/31/btss-dynamite-sold-a-quarter-of-a-million-copies-in-its-first-week-in-the-us/#6d79d6f86fcd (Erişim tarihi:31.08.2020).

 Denise Warner, “Here All the Winners From the 2020 MTV VMas”, 30.08.2020. Billboard, https://billboard.com/articles/news/awards/9442281/mtv-vmas-winners-list-2020?utm_source=twitter&utm_medium=social (Erişim tarihi: 31.08.2020).

Gary Trust, “BTS’ ‘Dynamite7 Blasts in at No.1 on Billboard Hot 100, Becoming the Group’s First Leader”, Billboard, https://www.billboard.com/articles/business/chart-beat/9442836/bts-dynamite-tops-hot-100-chart  31.08.2020. (Erişim tarihi:01.09.2020).

“With ‘Dynamite’, BTS becomes 1st S. Korean artist to top Billboard Hot 100”. Yonhap News Agency. 31.08.2020. (Erişim tarihi:31.08.2020).

 Chang Dong-woo, “BTS credits fans for Billboard Hot 100 win, hopes to perform at Grammys”. Yonhap News Agency.  https://www.en.yna.co.kr/view/AEN20200902006400315 . 02.09.2020 (Erişim tarihi: 02.09.2020). 

”Dancing the Night Away: Review of BTS’ ‘Dynamite’”, 27.08.2020, https://www.viewofthearts.com/2020/08/27/review-of-bts-dynamite/ (Erişim tarihi:31.08.2020). 

Yoon So-Yeon, “[Post-Covid-19 New Normal] K-pop finds solace online, but how long can it really last?”, Korea Joong Ang Daily. 14.06.2020. https://koreajoongangdaily.joins.com/2020/06/14/culture/features/KPOP-ONLINE-CONCERT/20200614132401768.html (Erişim tarihi: 01.09.2020).

“K-pop finds new home online but for how long?” https://www.youtube.com/watch?time_continue=245&v=rG2mP9BalhU&feature=emb_logo – 22.06.2020 (Erişim tarihi: 02.09.2020).


Sonnotlar:

[1] İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Doktora Öğrencisi.

[2] Bu konu ile ilgili bir yazı için bkz. Keskin, A. “K-Pop’tan K-Aktivizme Sosyal Medyanın Yeni ‘K’ Güçleri’”, https://yenimedyawordpress.com/2020/07/20/k-poptan-k-aktivizme-sosyal-medyanin-yeni-k-gucleri/ (20.07.2020). (Erişim tarihi: 31.08.2020).  

[3] 19.08.2020 tarihinde yayınlanan “Dynamite MV Teaser” 24 saat içerisinde YouTube’da 30.2 milyon görüntülenmeyi aştı ve 3.7 milyon beğeniye ulaştı. 

[4] 02.09.2020 itibariyle “Dynamite” official MV 280 milyon izlenmeye ulaşmıştır. https://www.youtube.com/watch?v=gdZLi9oWNZg (Erişim tarihi: 02.09.2020).

24.08.2020’de BTS’in YouTube sayfasından ‘Dynamite’in çeşitli remix versiyonları yayımlanmıştır (bkz.https://www.youtube.com/watch?v=fgk2KxK4iAo&list=OLAK5uy_I7S3wlpw3fXKpq4mlOjz58rXsvt3z_M6l&index=3. 24.08.2020. (Erişim tarihi:02.09.2020)..

[5] https://blog.youtube/culture-and-trends/bts-dynamite-breaks-youtube-premiere-records/. 21.08.2020. (Erişim tarihi: 31.08.2020)

[6] Dynamite B-side 02.09.2020 itibariyle 48.8 milyon kez izlenmiştir. https//www.youtube.com/watch?v=BV2FdDmGiW0 (Erişim tarihi: 02.09.2020).

[7] https://www.twitter.com/drtedros/status/1297527030649683968?s=21 . 23.08.2020 (Erişim tarihi:23.08.2020)

[8] Hugh McIntyre, “BTS’s ‘Dynamite’ sold A Quarter Of A Million Copies In Its First Week In The U.S.”, Forbes. https://www.forbes.com/sites/hughmcintyre/2020/08/31/btss-dynamite-sold-a-quarter-of-a-million-copies-in-its-first-week-in-the-us/#6d79d6f86fcd (Erişim tarihi:31.08.2020).

[9] Denise Warner, “Here All the Winners From the 2020 MTV VMas”, 30.08.2020. Billboard, https://billboard.com/articles/news/awards/9442281/mtv-vmas-winners-list-2020?utm_source=twitter&utm_medium=social (Erişim tarihi: 31.08.2020).

[10] Gary Trust, “BTS’ ‘Dynamite7 Blasts in at No.1 on Billboard Hot 100, Becoming the Group’s First Leader”, Billboard, https://www.billboard.com/articles/business/chart-beat/9442836/bts-dynamite-tops-hot-100-chart  31.08.2020. (Erişim tarihi:01.09.2020).

“With ‘Dynamite’, BTS becomes 1st S. Korean artist to top Billboard Hot 100”. Yonhap News Agency. 31.08.2020. (Erişim tarihi:31.08.2020).

[11] BTS’in, Hot 100’deki başarısından sonra grup üyeleri bundan sonraki amaçlarının 2021’deki Grammy ödülleri olduğunu açıkladılar: Chang Dong-woo, “BTS credits fans for Billboard Hot 100 win, hopes to perform at Grammys”. Yonhap News Agency.  https://www.en.yna.co.kr/view/AEN20200902006400315 . 02.09.2020 (Erişim tarihi: 02.09.2020). 

[12] Bkz.https://www.twitter.com/moonriver365/status/1300609917191991297?s=21 -01.09.2020 (Erişim tarihi:01.09.2020).

Ayrıca Seoul’un yüzü ve  fahri turizm elçisi olan BTS’in Hot 100 başarısı için Seoul Hükümeti’de Twitter’dan tebrik mesajını paylaştı: http://www.twitter.com/seoul_gov/status/1300659839777910790?s=21 , 01.09.2020 (Erişim tarihi: 01.09.2020).  Tüm bu mesajlar K-Pop’un Güney Kore için ne kadar önemli bir kültürel diplomasi örneği olduğunu göstermektedir.        

[13] Bir görüşe göre, disko’nun aslen Afro-Amerikan ve queer kültürlerinden ortaya çıktığı ve bu yüzden ilk zamanlarında direniş ve muhalif bir bakış açısının ürünü olarak anlaşılabileceği belirtilmektedir. Bkz.”Dancing the Night Away: Review of BTS’ ‘Dynamite’”, 27.08.2020, https://www.viewofthearts.com/2020/08/27/review-of-bts-dynamite/ (Erişim tarihi:31.08.2020). 

[14] Dynamite şarkısı için grubun 21 Ağustos’ta düzenlediği basın konferansı için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=7Sz6PR5ZsjE (Erişim tarihi:31.08.2020)

[15] Bu yöndeki bazı yayınlar için bkz.Yoon So-Yeon, “[Post-Covid-19 New Normal] K-pop finds solace online, but how long can it really last?”, Korea Joong Ang Daily. 14.06.2020. https://koreajoongangdaily.joins.com/2020/06/14/culture/features/KPOP-ONLINE-CONCERT/20200614132401768.html (Erişim tarihi: 01.09.2020).

“K-pop finds new home online but for how long?” https://www.youtube.com/watch?time_continue=245&v=rG2mP9BalhU&feature=emb_logo – 22.06.2020 (Erişim tarihi: 02.09.2020).


HACKER TEORİSYENİ MCKENZIE WARK* İLE 21. YÜZYIL’DA NASIL MARKSİST OLUNUR ÜZERİNE?

Ağustos 29, 2020

*The Hacker Manifesto, Gamer Theory, ve Capital is Dead On Labor in the Information Age’in Arkasındaki Yazar

Metin: Sanja Grozdanić[1]

Çeviri: Hasan H. Kayış, Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Ar.Gör.

Yaşamlarımıza, özgürce sunduğumuz bilgilerden yararlanan, duygusal ve bilişsel yeteneklerimizi, dikkatimizi sürekli artan bir şekilde kullanan en iyi huylu platformlar aracılık ediyor. Platform ekonomimizin genel bir tezahüründe, karmaşık bir gözetim sistemi hiper-bağlantı fantezimiz içinde kendini gizler. Bir Tesla kullanırsanız sizi filme alır ve bir Alexa veya Echo’nuz varsa sizi kaydeder. Amazon, vatandaşlar için uygun bir hizmet sağlayıcıdır ve ICE, göçmenleri takip ederken ve yakalarken onun teknolojisini kullanır. Belki de en şaşırtıcı olanı bunların hiçbirinin sır olmamasıdır.

Yazar, teorisyen ve eğitimci McKenzie Wark, 2019’daki Capital is Dead adlı kitabında şöyle yazıyor: “eylemlerimiz kullanıcı olmaktan başka hiçbir şeye indirgenmedi ve meta biçimine zorlandı, kolektif çalışmamız ve oyunumuz bize karşı bir dünya yarattı … kolektif insan emeği sadece yönetici sınıfın kendisi için değil, aynı zamanda bizleri de kendi suretinde yaratan bir dünya yaratmaya devam ediyor.” Teknolojiyi sosyal ve psişik bir aygıt olarak görebilir miyiz? Ya da bu ikisi birbirine bağımlı mı? Birbirini çevreleyen bir endişe aşikâr olacaktır.

mk

McKenzie’yi, en son geçtiğimiz yıl Verso Books tarafından yayınlanan Capital is Dead adlı kitabında sorgulanan bu gergin manzaradaki sınıf ilişkilerini tartışmak için arıyorum. Capital is Dead’de Wark, yeni bir sınıf ilişkileri biçimi altında yaşadığımızı savunuyor. McKenzie, ilk olarak 1994’te The Hacker Manifesto’da ortaya attığı “Hacker” ve “Vectorialist sınıf” terimlerini genişleterek, gerçekliğimizi yeniden tanımlama konusundaki isteksizliğimizi sorguluyor ve bu isteksizliğin aynı zamanda onu hesaba katma yeteneğimizi de ortadan kaldırdığını öne sürüyor. Yeni sınıf ilişkileri yeni sömürü biçimlerini gerektirir; özerkliğimiz ve sosyal düzenimize yeni tehditler söz konusu.

İlerlemek için biraz geriye gitmeme izin verin. McKenzie yüksek lisans tezini Sydney, Oxford Street’te bir seks dükkânı olan Numbers’ın tezgâhının arkasında yazdı. McKenzie, kauçuk ve deri vitrinleri karıştırdığı için kovulmuştu. Bu, McKenzie’nin karakteri için temel gibi görünen bir kategoriyi günlük reddiyle hatırladığım bir anekdottur. Chris Kraus, Şubat ayında Semiotext (e) ile birlikte Reverse Cowgirl adlı otobiyografisinde McKenzie’yi yazıyor: “Ne kadar tuhaf ve öngörülemez işler nasıl sonuçlanıyor”. McKenzie’ye, çalışmalarındaki en derin şeylerden birinin, benim için yeni bir eleştiri türü oluşturması olduğunu söylüyorum. Olumsuzluktan daha az, olasılıkla ilgili olan bu tekinsizliğe ve çelişkiye dayanan bir eleştiri. McKenzie, “doğrusal yoldan çıkıp geçmişi bir labirent gibi düşünmeye başlarsanız ne olacağıyla daha çok ilgileniyorum” diyor. “1920’lerde veya 1960’larda gelişmemiş olan bir şeye şimdi başlamak doğru olabilir, özellikle de aynı kişiler tarafından sürekli gazla aydınlatılıyorsanız.” Geçmişi bir labirent olarak düşünmek, McKenzie’nin önerdiği gibi, geleceği tartışılabilir olarak görmektir.

SG: Emek hareketi tarafından oluşturulduğunuzu yazmıştınız. Siyasi inançlarınıza ne temel oldu?

MW: Kişi bu konuda biraz çekingen olma eğilimindedir. Belirli sorulara cevap vermeme hakkı her zaman saklıdır. Örneğin hiç Komünist Parti üyesi oldunuz mu sorusu önemlidir. Bu yüzden buna hiçbir zaman doğrudan doğruya cevap vermem. Bunun dışında çekirdek bir kadro tarafından eğitimliydim. Önceki hayatımda pekiyi bir parti militanı değildim. Birkaç yıldır Avustralya İşçi Partisi’nin sol grubunun bir üyesiydim. Bence bununla ilgili önemli olan şey, bir dizi yenilgiyi yaşamak ve bu yenilgi üzerine yeniden bir düşünme ile daima yenilgi olgusuyla duygusal olarak başa çıkmaktır. Bu yüzden, şu anda devam eden bazı canlanmalarla biraz uyumsuz hissediyorum, çünkü tüm bunların geçmişte neden yenilgiye uğradığını ve neden tekrar düşünmemiz gerektiğini anlamak zorundaydım.

SG: Bu bana Dubravka Ugrešić’in söylediği “kaybedenlerin yanındayım” gibi aslında bana her zaman çokça umut veren bir sözünü hatırlatıyor.

MW: Rimbaud’un çevirisinde bile yeniden üretemediğim: “ben iskelede oturan o ırktanım” sözünü, ergenlik çağında okuduğumda bundan heyecanlandığımı hatırlıyorum. Kaderim mühürlenmişti!

SG: Yazma ile olan ilişkiniz öğretme ile aynı mı?

MW: Öğretmen olmak kişiliğimin büyük bir parçasıdır. Yardım edemem ama bununla şekillenebilirim. Kurumsal çerçevelere çok fazla kapılmamayı seviyorum. Bu tür bir ortamın dışında öğrenmeyi seviyorum ve her zaman sevdim. Bu yüzden her zaman bunun için hazır olmak istiyorum. Trans bir kadına, trans seks işçisi olma konusundaki blog gönderilerini nasıl kitap teklifine dönüştürebileceğini anlatan bir çılgınlığın ortasındaydım ve “bunu neden yapıyorum?” dedim. Bir süre yaptıktan sonra, bu biraz varsayılan bir durumdur. Ayrıca, pedagoji fikrine bağlı politik bir proje de var sanırım. Nasıl öğreneceğimizi öğrenebilirsek pek çok sorunu çözebiliriz.

SG: Çalışmalarınızı her zaman cömert ve üretken buldum. “Düşük teori” ile ne demek istediğinle ilgileniyorum. Yakın zamana kadar, Goldsmiths’teki yıllık Mark Fisher anma dersinin birkaç tiyatroya yayıldığı, kapasitesinin her zaman aşıldığı ve ardından öğrenciler tarafından organize edilen bir çılgınlığın izlendiği Londra’da yaşıyordum. Fisher ile okuyucuları arasında yakın bir ilişki var.

MW: “Düşük teori”, eskiden “yüksek teori” olarak adlandırılan şeyin bir geri oluşumudur, özellikle de Derrida’nın Yale yapısöküm okulu aracılığıyla kabul edilmesidir. Bu güzel ve harika bir şey, ama o sadece ben değilim. Bunu yapacak soyağacı ya da eğitime hiç sahip olmadım ve üniversite eğitimim de asla kaçamayacak bir dizi resmi egzersiz olarak sonuçlanmış gibi görünüyor. Ve bu benim oluşumum değildi. Benim için daha merkezi olan, Stuart Hall gibi birinin deyişiyle “Teori, daha önemli bir yere giden yolda bir dolambaçlı yol” anlayışıydı. Neyin daha önemli olduğunu söylemek benimle ilgili değil, ben sadece kitap yazıyorum, fakat bu şeylerin nasıl mümkün kılındığı ile ilgili bir durumdur. Bir kitap, sadece kitabı okumak için (Amerika bağlamında) 100.000 $ değerinde yüksek lisans eğitimine ihtiyaç duymadığınız araçlara sahip olan bir şey olabilir mi?  Ben böyle yazmak istemiyorum. Ayrıca “düşük teori” nin pratiklerle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir tür olabilir. Bir harekete özel olarak daldırılması gerekmez. Sanat pratiğine bağlanabilir.

SG: Berlin’deki The Haus der Kulturen der Welt’teki bir konferansta, ütopyanın aşırıya kaçan pratik olduğunu ve işinizde sıkça kullanılan bir terim olduğunu söylediniz. Gerici projeler en fazla alanı kaplıyor gibi göründüğünde ütopik projelere yer var mı? Hangi ütopik projeleri görüyorsunuz?

MW: Bu açması zor bir terim.  Ütopyanın totalitarizme yol açtığı için her zaman kötü olduğu ve liberallerin gerçekten pratik insanlar olduğu gibi bir tür soğuk savaş liberal söyleminden çıkmanız gerekiyor. Sadece dışarı çıkıp komünizmi yenmek adına bir grup yabancıyı öldürüyorlar. Diğer karmaşıklık şudur: Neoliberalizmden daha ütopik bir şey düşünebilir misiniz? Yönetici sınıf için bir ütopya gibi… İnsanların ütopyacı hakkında gözden kaçırdığını düşündüğüm şey, asıl meselenin çöpü kimin dışarı çıkardığı ve kötü duygularla ne yapacağımızdır. Ütopya tüm bu zor problemlerle baş etmeye çalışır. Bunun için ve şimdiki zamanı inşa etmek için söylenecek bir şey var; ütopik bir akşam geçirebilirsiniz, bu bana denemeye değer bir şey gibi görünüyor. İyi bir çılgınlık bir ütopyadır.

SG: En modern biçimleriyle sermaye, bizi kamusal dünyadan uzaklaşmaya hazırlıyor gibi görünüyor. Dış dünya ya terk edilmiş ya da pahalıdır veya patolojik ve sterilize edilmiştir. New York ile ilişkiniz değişmiş olsa da biraz bahsedebilir misiniz?

MW:20 yıldır burada yaşıyorum, bu yüzden ben bir New York’luyum. Şehrin bir parçası oldum. Bir hissem varmış gibi hissediyorum. Çocuğumun yaşamı boyunca, muhtemelen üzerinden çok sürece geçecek olsa da, onu bir şekilde arşivlemek, belgelemek ve hala buradayken tadını çıkarmak istiyorum. Hâlâ marjinal olarak yaşanabilir durumda ama gittikçe zorlaşıyor ve muhtemelen altın çağını kaçırdım. Buraya Giuliani döneminde geldim, bu yüzden o deönem kesinlikle daha az eğlenceliydi. Hala tuhaflıkları ve kenar boşlukları, çevresinde insanların içlerinde bir şeyler yapabileceği ve yaşayabileceği kadar gereksiz boş alan var. Ancak tüm bunlar para gerektiriyor ve birçok insan çok tehlikeli şekillerde takılıyor. Kitlesel olarak polislik yapılıyor ve bu polisliğin ırkçı olduğu çok açık. Sokaklarda dolaşabilmek için birçok ayrıcalık katmanını işgal ediyorum. Ama şehirleri seviyorum. Yaşanmaz hale gelmeye başlamaları hayatımın en büyük trajedilerinden biri.

SG: Capital is Dead’de şöyle yazmışsınız: “Bu üretim şekli ne olursa olsun, beyinleri yediği gibi bedenlerin de nasıl çalıştığı ve nasıl işlendiği noktasında anahtar gibi görünüyor.” Baudrillard’a göre kapitalizm histerikti; Deleuze ve Guattari için şizofrendi.  Bedenlerimiz ve tarif ettiğiniz yeni üretim tarzı arasındaki ilişki nedir?

MW:Ortaya çıkan veya ortaya çıkmakta olan bu üretim tarzı ne olursa olsun, her şeyi bilgiye indirgenebilirmiş gibi ele alıyor. Peki, bedenler ne ölçüde ayrıntılı olarak bilinir? Ve sonra tüm bunlar büyük ölçüde istatistiksel olarak bir araya getirildi ve olasılıksal olarak işlendi. Bu onun bir parçası. Çevrenizde bir telefon taşıyorsunuz. Bu, hepimizin bildiği gibi, temelde, hareketleriniz ve durumlarınız hakkında neredeyse sürekli olarak geri bildirimde bulunan bir tür veri kaydedicidir. Bunu bireysel mahremiyet açısından düşünme eğilimindeyiz, ancak tüm bu bilgilere toplu olarak kim sahip olacağı işin bir diğer tarafıdır. Nüfus olarak bizimle ilgili bilgilere kim sahip? Bu, gözden kaçırılmaması gereken bir şey haline gelir.

SG: Sınıf bilincinin her zaman nadir ve zor bir şey olduğunu yazıyorsunuz. Bana öyle geliyor ki, Y kuşağını doğası gereği ilerici olarak kabul etme şeklimizde bir tehlike var. Tabii ki aşağı doğru bir yönde mobil olarak, doğası gereği radikaliz, ama gerçek veya kalıcı dayanışmaları nasıl inşa edebiliriz?

MW: Her zaman büyük soru budur. Şimdi oldukça çıplak bir biçimde ayrım bulma savaşına ve günah keçisi aramaktan başka hiçbir şeye adanmayan bir medya aygıtının tamamını görüyorsunuz. Ben artık onlardan biriyim. Transları, özellikle de trans kadınları günah keçisi yapmak, şu anda sadece bir sektör. Ve bu politik olarak örgütsüz olma anlamında stratejik olarak akıllıca bir biçimde çoğunlukla izole edilmiş ve fakir küçük bir nüfusumuzdur. Bu yüzden bize saldırın ve bizi ayırın ve hepimizi kavga ettirin. Sorun şu ki, sosyal medyanın yapısı, tartışma yaratan gürültüye neden olan bu tür olumlu geribildirim yığınlarına gerçekten ayrıcalık tanıyor. Yani, farklı türde bir etki yaratmak zordur. Bilirsiniz insanlar farklıdır, ancak yönetici sınıf olmayan insanlar olarak ortak çıkarlarımız var mı?

SG Bir süredir “Hacker” ve “vektörelci sınıf” gibi terimler kullanıyorsunuz, ancak şimdi özellikle uygun görünüyorlar. “Vektörelist sınıf” ın ne olduğunu açıklayabilir misiniz?

MW: Bu eleştiriyi 90’larda yapıyorduk. Teknolojiyle ilgili tüm söylemin olumlu olduğuna dair amansız bir gerçekçilik vardı. Sanki geniş çapta okumuyorsunuz tatlım! Sadece ben değil, teknolojiye bir tür punk yaklaşımının eleştirel uygulayıcıları olan bütün bir insan topluluğu. İnsanların bir anda bu işe karıştığını görmek biraz hem acı hem tatlı. Dilimin değişmesi umurumda değil, ama beni ilgilendiren kısım şu: sömürünün ne olduğu konusunda yeni bir katman var mı? Kapitalizmden gelişen yeni bir üretim tarzı var mı? Onun yerini almadı, çoğunlukla hala kapitalizmde yaşıyoruz, ama artık hepsi bu değil, biraz farklı şeyler var. Yeni bir tür yönetici sınıf var mı ve onu çoğunlukla bilgiyi kontrol eden bir sınıf olarak görebilir miyiz? Gerçekten hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar doğrudan fabrikalara sahip değiller. Fiziksel şeyler umurunda değil. Bilgiyi kontrol ederek değer zincirini kontrol etmeyi önemsiyorlar. Kapitalizm boyunca bunun unsurları var, ancak onun hâkimiyet noktasına gelmesi görece yenidir. Ve bunun yeni bir eleştirel dile ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bilgi vektörünü kontrol eden “vektörelci sınıf” olarak adlandırdım.

SG: “Hacker” kelimesi çokça kullanılıyor. Peki, bu sizin için ne anlama geliyor?

MW: Bütün bunlar yeni alt sınıfların olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Ve bence bir tane var, bilgi üreten ama ona sahip olmayan biri. Tanıdığım insanların çoğu; O benim. Yaptığın bu. Bilgi yapıyorsun. Onun sahibi başka biri. Ben buna “hacker” sınıfı diyorum. Belki artık harika bir kelime değil, ne istersen söyle. Bu tıpkı emek gibidir, ancak emek ile tamamen aynı şey değildir çünkü ölçmek çok çok zordur. Çalışma süresi ile ilişkiniz çok farklı. Yaptığınız şeyin bir değeri olup olmayacağına dair ilişkiniz çok farklı. Bunun biraz özgüllük gerektirdiğini düşünüyorum. Hacker işçi ittifakı neyle ilgili? Bence sınıfla ilgili dili geliştirmeyi düşünüyorum. Bu yüzden buradayız.

SG:Mark Zuckerberg yeni bir para birimini açıklamak için Senato’ya çağrıldığında yeni bir tür hiyerarşi olduğu inkâr edilemez görünüyor.

MW: Bence dilin gelişmesi işin zor kısmı. Ona sadece “teknoloji endüstrisi” veya “Silikon Vadisi” deniyor. Kimse ona “yeni yönetici sınıf” demiyor. Bize inovasyon ve diğer saçmalıklardan bahsettirmekten vazgeçti. Dilsel yenilikten uzak durma eğilimi var. Benim yanında durduğum şey kendi dilsel inovasyonumuza ihtiyacımız olduğumuzdur. Dünyanın bir bölümünü tanımlayan ama aynı zamanda farklı olan bazı şeyleri gözden kaçıran bu tür bir 19. yüzyıl Marksist terminolojisine geri çekilmek yerine bunu tercih ederim. 21. yüzyıl Marksistleri nasıl oluruz? Yeterince sık sorulmadığını düşündüğüm bir sorudur bu.

[1] Londra’da yaşayan bir yazar.

Kaynak: https://tinyurl.com/y276cqrx


Kendinizi ve Öğrencilerinizi Zoom’dan Nasıl Korursunuz

Ağustos 26, 2020

Eğitim sisteminin tüm aşamalarındaki öğrenciler, eğitmenler ve idareciler için çevrimiçi eğitimin teknoloji etiği konusunda kapsamlı bir katılımcı kılavuzu (2. Baskı)

Yazan: Glenhaber, M. (2020) How to Protect Yourself and Your Students from Zoom.

Çeviren: Hasan H.Kayış, Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Ar.Gör.

Giriş

Bu belge nedir?

Okulunuz veya üniversiteniz COVID-19 salgını nedeniyle çevrimiçi ortama taşındı ve siz çevrimiçi eğitim için en iyi uygulamaları merak ediyorsunuz! Belki de kurumunuz size Zoom veya başka bir video konferans yazılımı kullanarak ders vereceğinizi söylemiştir. Okulunuzun COVID-19 salgınını ve sosyal mesafeye olan ihtiyacı ciddiye alması ve öğrencilerinize uzaktan öğretimde yardımcı olacak teknolojiler bulmaya çalışması harika. Ancak, çevrimiçi eğitimdeki en iyi uygulamalar hakkındaki konuşmalarımızın çoğunda, siber güvenlik, veri etiği veya rıza dışı gözetim hakkında çok fazla konuşmuyoruz. Zoom, özel sektöre ait bir şirket tarafından yapılan, kötü şöhretli, güvensiz, kullanıcıları hakkında veri toplamayı ve daha sonra (büyük olasılıkla) bu verileri diğer özel şirketlere satmayı içeren bir iş modelinin parçası olan yazılımdır.  Bu kılavuzda, Zoom’u kullanmanın bazı önemli sorunlarından ve risklerinden (gizlilik endişeleri, erişilebilirlik, bilgisayar korsanları ve istismarlar, veri madenciliği ve gözetim) bahsedeceğim. Ayrıca kendinizi ve öğrencilerinizi bu tehlikelerden nasıl koruyabileceğiniz konusunda bazı önerilerde bulunacağım.

Bu kılavuz birkaç bölüme ayrılmıştır. İlk bölüm olan “Zoom Hakkında Neden Endişelenmeliyim”, Zoom’un bir yazılım ve şirket olarak bazı önemli sorunlarını açıklar. İkinci bölüm çoğunlukla öğretmenlere veya çevrimiçi derslere ev sahipliği yapan kişilere yöneliktir. Üçüncü bölüm çoğunlukla öğrencilere veya çevrimiçi derslere katılan herkese yöneliktir. Bu kılavuz özellikle Zoom kullanan okullardaki kişiler için yazılmış olsa da, içindeki birçok ilke diğer görüntülü görüşme uygulamalarıyla da ilgilidir.

Burada kimsenin Zoom’u hiç kullanmaması gerektiğini savunmak istemiyorum. Kabul etmek gerekir ki Çevrimiçi ders, yüz yüze sınıfta olduğu kadar iyi olmayacak, uzaktan öğretim yapmanın tüm yollarında büyük sorunlar olacak ve Zoom, büyük video dersleri öğretmek için uygulamada tek pratik seçenek olabilir.  Ancak tek seçenek bu olsa bile, Zoom’un daha iyi ve daha kötü yönleri söz konusudur ve kesinlikle kullanmamanız gereken şeyleri de vardır. Bu kılavuzu Zoom’u hiç kullanmamanızı söylemektense, Zoom’u güvenli bir şekilde kullanmanıza ve Zoom’u öğrencinizin verileri üzerindeki gizliliğine ve özerkliğine saygı duyacak şekilde kullanmanıza yardımcı olmak için yazdım.

Lütfen bu dokümanı meslektaşlarınızla veya diğer öğrencilerle paylaşın. Pek çok üniversite ve okul, Zoom’un çevrimiçi öğretim için nasıl kullanılacağına dair kılavuzlar yayımlarken, bu kılavuzların çoğu siber güvenliğe veya video konferans yazılımının teknolojik etiklerine değinmiyor. Bu nedenle bu bilgilerin etraflıca ele alınıp yayılmasını sağlamak bize kalmıştır.

Çalışmayı Kim Yaptı?

Bu çalışma, şimdilerde USC Annenberg’de İletişim alanında doktora öğrencisi ve daha önce MIT’de Medya Çalışmaları ve Bilim, Teknoloji ve Toplum araştırmacısı olan Mehitabel Glenhaber tarafından yapılmıştır. Yakın zamanda hem öğrenci hem de eğitmen rollerini oynamış biri olarak, umarım sınıfın her iki tarafındaki deneyimlerle ilgili konuşabilirim. Bu belgeyle ilgili sorularınız veya eklemeleriniz varsa bana glenhabe@usc.edu adresinden e-posta gönderebilirsiniz.

Ana Düşünceler

Bu kılavuzdaki ana noktaların hızlı bir özeti:

  • Zoom, internetin mega şirketlerinin tekel yaratmak, rekabeti ortadan kaldırmak ve fiyatları yükseltmek için kullandıkları standart bir “genişletme, yutma, söndürme” modeline uyan eğitim  modeline dayanan endişe verici bir tekel kazanıyor.
  • Zoom’un gizli veri uygulamaları geçmişi vardır. Sizin hakkınızda veri toplayarak para kazanır. Koronavirüs pandemisi sırasında çevrimiçi eğitime katılan hemen hemen her öğretmen ve öğrencinin verilerine erişimi olan bir şirket sizi korkutmalıdır.
  • Zoom’un gizlilik hataları geçmişi vardır ve yazılım çok popüler olduğu için dünyadaki her hacker’ın gözü şu anda bu programın üzerindedir. Zoom’un verilerinizle ne yapacağına güvenseniz bile, verilerinizi daha az güvendiğiniz diğer insanlardan korumak için onlara güvenmemelisiniz.
  • Discord, Jitsi, Skype gibi programların Zoom’a alternatif olduğunun farkında olmalısınız. Söz konusu yazılımların Zoom’da yapmak istediklerinizi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğinizi düşünebilirsiniz. Ancak yine de her zaman bunu yapamayabilirsiniz.
  • Zoom’u kullanırsanız, sizin hakkınızda veri toplamasını %100 durdurmak için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Ancak, hangi verileri verdiğinizi kontrol etmek için hala adımlar atabilirsiniz. Örneğin: indirmek yerine tarayıcıda Zoom’u kullanma, mümkün olduğunda kameranızı kapatma veya bir telefondan Zoom toplantılarına çağrı yapma.
  • Zoom’a her zaman, üzerinde söylediğiniz herhangi bir şeyin çıkma ihtimali varmış gibi davranın. Özel bir konuşma yapmanız veya hassas bir şey hakkında konuşmanız gerekirse, bunu Signal gibi şifreli bir iletişim yöntemiyle yapın.
  • Hem öğrenciler hem de öğretmenler, işlerini yapmak veya eğitimlerini almak için etkileşimde bulunmaları gereken yazılım hakkında bilgi edinme ve seçim yapma hakkına sahip olmalıdır. Meslektaşlarınızın ve diğer öğrencilerin Zoom kullanmanın gizlilik ve güvenlik risklerinin farkında olduğundan emin olun. Sınıflarımızı, dahil olan herkesin güvende kalmasını ve onlarla ilgili hangi verilerin toplandığını kontrol etmesini kolaylaştıracak şekilde ayarlayalım.

Zoom’un gizlilik riskleri konusunda etraflıca bir açıklama için topladığı ve toplamadığı veriler hakkında daha kapsamlı bir açıklama ve Zoom’u veya diğer görüntülü arama yazılımlarını güvenli bir şekilde kullanma denemelerine devam edilmelidir.

Zoom Hakkında Neden Endişelenmeliyim

Geçtiğimiz birkaç hafta içinde, ABD’deki hemen hemen her yükseköğrenim kurumu ve çok sayıda diğer okul, Zoom’u çevrimiçi sınıflar için ana araç olarak benimsedi. Zoom ile ilgili heyecanlanacak pek çok şey var. Birçok okulun video görüşme yazılımının yardımıyla kısa sürede tamamen çevrimiçine geçmeyi bu kadar etkili bir şekilde başardığı benim için oldukça inanılmaz bir durumdur. Ancak aynı zamanda, ülkedeki hemen hemen her eğitim kurumunun aynı anda bu tek yazılımı benimsemesi bizi endişelendirmelidir.

Tekelleşme Karşı Daima Dikkatli Olun

Öncelikle, geçtiğimiz Nisan ayında üç haftalık bir dönemde Zoom’un eğitim üzerinde büyük ölçüde tekel kazanması benim için korkutucu bir durumdur[1]. Birçok okul tamamen Zoom’a bağımlıdır. Birçok okul öğretmenlere sadece Zoom’da derslerin nasıl öğretileceği konusunda kaynaklar sağlamıştır. Zoom bozulur ya da başarısız olursa veya bir tür tehlikeli güvenlik hatası olduğu ortaya çıkarsa veya CEO fiyatları artırmaya karar verirse hepimiz mahvoluruz.

Tekeller oluşturmak, büyük teknoloji şirketlerinin hem müşterilerini hem de çalışanlarını sömürmeden nasıl karlı çıktını ortaya koyar. Amazon[2] veya Facebook[3] gibi şirketler gerçek rakipleri olmadığında, yapmamaları gereken şeylerden sıyrılabilirler, işçilerine açlık sınırında maaşlar ödeyebilirler, sahte haberlerin yayılmasını şiddetlendirebilirler ya da müşterilerinin verilerini alıp reklamcılara satabilirler. Çünkü müşterilerin rakip firmaya geçebileceği bir rekabet yoktur. Büyük teknoloji şirketleri, rakiplerini elemek için genellikle stratejik olarak fiyatlarını düşürür, daha sonra tutsak bir piyasaya sahip olduğunda fiyatlarını yükseltir. Bu nedenle, Zoom’un fiyatlarını düşürmesidnen ve video görüşme yazılımlarını şu anda okullara dayatmasından şüphelenmeliyiz[4].

Birleşik Devletler öğretmenlerinin çevrimiçi dersleri yürütmek için eğitilmesinin tek yolunun Zoom olduğu bir duruma düşmek istemiyoruz. Zoom’un yaptığı şartlar ve koşullarda ne tür değişiklikler olursa olsun buna muhtaç olmamız gereken bir duruma düşmek istemiyoruz çünkü öğretim altyapımız tamamen ona bağlı.

Zoom Gizli Bir Veri Pratiği Geçmişine Sahiptir

Zoom’un hem kendi patronları hem de şirketin kendisi kullanıcıların gizliliğine saygı göstermez. Hüküm ve koşullar, topladıkları ve paylaştıkları veriler konusunda dürüst veya şeffaf değildir.

Tüm teknoloji şirketlerinde olduğu gibi, bir çevrimiçi hizmeti ücretsiz kullanıyorsanız, muhtemelen ürün sizsiniz. Zoom’un sizin hakkınızda topladığı verileri ne yaptığını bilmiyoruz, ancak çoğunu topluyor. Zoom hüküm ve koşullarını imzaladığınızda web kameranız ve mikrofonunuz aracılığıyla kaydettiği her şeyi, sohbete yazdığınız her şeyi, program aracılığıyla paylaştığınız her eki ve bulunduğunuz bilgisayarla ilgili enlem ve boylam olarak tam konumunuz ile ilgili bilgileri saklama izni verirsiniz[5]. Zoom’un bu bilgilerle tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz ancak buna uzun süre tutunabileceklerini biliyoruz.

Veri uygulamalarındaki şeffaflık eksikliği nedeniyle Zoom zaten zor durumda. Nisan ayında, birkaç eyalet Zoom’a dava açtı ve şirketi, kullanıcı verilerini onayları olmadan Facebook ile paylaşan bir özelliği kaldırmaya zorladı.[6] Aslında, Zoom bir Facebook hesabına sahip olmasa bile kullanıcının verilerini Facebook ile paylaştı.[7] Gazeteciler Zoom’la ilgili sorunu gündeme getirdiğinde, Zoom yetkilileri Zoom’un verileri paylaştığını “bilmediklerini” söylediler. Zoom’un bu konuda güven uyandırması gerekiyordu, ancak çoğunlukla ihmal konusunda beni tekrardan endişelendiriyorlar. Bu, Zoom’un kullanıcılardan hangi verileri toplayıp reklamverenlere sattıklarıyla ilgili şart ve koşullarında yalan söylemekte zorlandığı tek zaman değil.[8]

Zoom, marjinal kullanıcıları veya siyasi muhalifleri korumakla da ilgilenmiyor. Örneğin, 12 Haziran’da Zoom, Çin hükümetinin talebi üzerine üç Çinli muhalifin hesaplarını feshetti.[9] Zoom’un CEO’su Eric Yuan, Zoom’un “yerel kanun uygulayıcıların FBI ile birlikte çalışmasını” sağlamak için bir özellik olarak uçtan uca şifreleme sağlamayı başlangıçta reddetti.[10] Zoom, bu yılın başlarında, hükümetin aldığı kullanıcı verileri için hangi talepleri karşıladığına dair şeffaf bir rapor yayınlayacağına söz verdi, ancak teslim etmek için kendi son tarihlerini kaçırdılar ve şu ana kadar hiçbir bilgi mevcut değildir. Bu nedenle, Zoom’un hükümetlere ne verdiğini bilmiyoruz.[11]

Zoom Kolay Hacklenebilir

Geçmişte, Zoom verilerinizi güvende tutabileceğini kanıtlamamıştır. Siber güvenlik uzmanları bunun kullanılmamasını tavsiye ediyor.[12] SpaceX ve NASA’nın yanı sıra Eğlence sektöründeki birkaç şirket, güvenlik endişeleri nedeniyle çalışanlarının Zoom’u kullanmasını zaten yasakladı.[13] Zoom’un ciddi yüksek profilli güvenlik hataları geçmişi var ve hepsini tam olarak düzeltmedi. Ve şimdi Zoom, tüm endüstrilerde bu kadar yaygın bir şekilde benimsendiğine ve pek çok insanın bilgisayarında olduğuna göre, her bilgisayar korsanı bundan yararlanmanın yollarını arayacak.

Örneğin, Ocak 2019’da sibergüvenlik araştırmacıları Zoom’un bir Mac bilgisayarında kurulu olduğunda, bilgisayar korsanlarının bilgisayar sahibinin izni olmadan gizli bir video araması açabilen herhangi bir websitesi kurabileceğini keşfetti.[14] Bu da demek oluyor ki bir bilgisayar korsanı kullanıcıya masumca baktığı bir sitede bir link göndererek onun bilgisayarının web kamerasına erişebilir. Ayrıca kullanıcının evinin içini görebilir, girdiği şifreleri izleyebilir ya da konuşmaları gizlice dinleyebilirler. Ya da kullanıcının bilgisayarını bozana kadar sahte görüşmeler açıp kapayarak zarar vermeye çalışabilirler. Daha da kötüsü, uygulamayı silerek kendinizi koruyamazsınız. Eğer Zoom bir kere bilgisayarınıza yüklenmişse, bir bilgisayar korsanı onu uzaktan kolay bir biçimde yeniden yükleyebilir. Bu, sibergüvenlik standartları bakımından gerçekten kötü bir açık. Bilgisayar korsanları bu durumu kendi çıkarları için kullanabilirken, kullanıcılar için çok tehlikelidir. Bu açık ile ilgili aylardır herhangi bir iyileştirme yapılmış değil.

Zoom’un çeşitli güvenlik açıklarını kapatması ve veri mahremiyeti uzmanları tarafından pandeminin başlangıcından bu yana gelen eleştiriler doğrultusunda veri güvenliği noktasında çeşitli geliştirmeler yapması ile birlikte hala program ile ilgili pek çok tartışma devam etmektedir. Yakın zamandaki bir açık bilgisayar korsanlarının Windows 7 işletim sistemli bir bilgisayarı ele geçirebilmesini sağlarken bundan önce kullanıcının Zoom’dan gönderilen bir dosyayı açmasıyla aynı işlem yapabilmekteydi.[15] Sibergüvenlik uzmanları Zoom’un sohbet kısmında bilgisayar korsanlarının kullanıcıların bilgisayarında bir kodun çalışmasını tetikleyen hareketli resim göndermeleri gibi hassas noktalar buldular.[16] Bunlar sadece güvenlik uzmanlarının farkında olduğu açıklar. Bilgisayar korsanları her ay farklı açıklar buluyor olmalılar.

Zoom’un kullanıcılarının veri güvenliğinden çok nasıl daha fazla para kazanırız ile ilgilendiğine dair güçlü işaretler vardır. Örneğin, haziranda yanlışlıkla baştan sona şifrelemede reklam verirken yakalanınca Zoom bu şekilde bir daha davranılmayacağına söz vermiştir ancak bu durum sadece ücretli kullanıcılar için geçerlidir. Zoom’un bu gerekli gizlilik özelliğini tüm kullanıcılar için aktif hale getirmesi aktivistlerin bu karara karşı gerçekleştirdikleri kampanyalar sayesinde olmuştur.[17] Veri güvenliği sadece satın alma gücü olanlar için olmamalı, herkes için olmalıdır. Fakat Zoom böyle düşünmediğini göstermiştir.    

Veri Etiği İlkeleri     

Teknolojiyi sınıfa getirdiğimizde onun etik sonuçları hakkında daima düşünmeliyiz.  Burada okullardaki teknoloji etiğine dair düşücelerime yön veren birkaç kuraldan bahsedeceğim. Metnin ikinci bölümündeki tavsiyelerimde, bu kuralların işe yarayacağına inandığımı anlatmaya çalıştım. Teknoloji giderek sınıflarımızla bütünleşirken, umarım bu kuralları Zoom vakası ve Covid-19 salgınının ötesine taşıyabiliriz.

Mahremiyet

Sınıflar, öğrenciler ve öğretmenlerin risk aldıkları ve hassas olduklarında konforlu hissedebildikleri güvenli ve mahrem alanlar olmalıdır. İnsanlar izlendikleri bir çevrede endişeli olacağından öğrenmeye yatkın ve cesur olamazlar. Bu durum özgür söylem uzmanlarının “soğutma etkisi” dediği şeydir. 

Güvenlik

Veriyi depolamanın her zaman bir riski vardır. GDPR, şirketlerin sizin hakkınızdaki konum verileri gibi bazı türden verileri ne kadar süreyle saklayabilecekleri açısından işleri iyileştiriyor gibi olsa da, hala çok uzun süre saklayabilecekleri çok sayıda veri var.[18] Bir şirket verilerinizi topladıktan sonra, genellikle geri almanın bir yolu yoktur. Verilerinizi şimdi depolayan şirkete güvenseniz bile, liderleri değişirse ve artık onlara güvenmezseniz, verileriniz ellerinde kalır. Şirket verilerinizi hükümete veya polise verirse buna göre yargılanabilirsiniz. Bilgisayar korsanları şirketin veri depolarına izinsiz girerse verileriniz artık suçluların elinde demektir. Sınıfınızdaki herhangi biri polisin, devletin veya dünyanın bilmesini istemeyeceği bir şey söylerse, kayıt dışı bir öğrenciniz varsa, kimsenin bilmediği eşcinsel bir öğrenciniz varsa, sınıfta tartışmalı konulara değinirseniz o zaman o veriyi saklayan kişiye gerçekten güvensen iyi olur ya da söz konusu verilerin olabildiğince azının toplandığından emin olun.

Veri Özerkliği

Sınıflar, reklam şirketleri için gönülsüz veri fabrikaları değil, öğrenme yerleri olmalıdır. Bir şirkete veri vermek politik bir tercihtir. Şirketler, kullanıcılar hakkında topladıkları verileri ırkçı ve cinsiyetçi algoritmalar oluşturmak için kullanabilir veya bir kişinin desteklemek istemeyebileceği kurumlara satabilir. Örneğin Clearview.ai, polis departmanları için ürkütücü bir yüz tanıma sistemi yapmak için insanların internette yayınladıkları resimleri kullanmak için izin istemedi ve arkadaşlarım için internette masumca paylaştığım kalitesiz ve distopik resimlerin bir şeyler yapmak için kullanıldığını düşünmek beni üzüyor.[19] Kullanıcının izni olmadan toplanan veriler genellikle ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılık yaratmaya yöneliktir. Eğitim sistemindeki herkes, verilerinin kime gideceğini, verilerinin hangi projeleri desteklediğini ve bunlarla ilgili ne kadar ve ne tür verilerin toplanacağını seçmelidir.

Irkçılık Karşıtlığı

Sınıfta gözetim, ırksal bir eşitlik meselesidir. Daha fazla izleme ve daha fazla polisin bulunduğu sınıflarda, BIPOC öğrencilerinin yargılanma olasılığı beyaz öğrencilere göre çok daha yüksektir ve eğitimleri zarar görür.[20] Simogne Brown’ın dijital gözetim üzerine araştırması, aynısının siber uzay için de geçerli olduğunu gösteriyor. Müdahaleci veri toplama tekniklerine dayanan yüksek teknoloji algoritmalarının siyahlara karşı ayrımcılık yapma veya yanlış bir şekilde suçlama olasılığı çok daha yüksektir.[21] Öğrencileriniz ile ilgili her türlü verinin büyük arşivlerine sahip olmak herkes için tehlikelidir. Ancak en tehlikeli ve yıkıcı olanı BIPOC öğrencileri için olanıdır. Sınıfların kaydedilmiş video görüntülerinin ırkçı polis tarafından ırkçı adaletsizliği sürdürmek için kullanıldığı bir dünyaya karşı tedbirli olarak adımlar atalım.

Erişilebilirlik

Bir öğrencinin hangi teknolojilere erişebileceği ve bir öğrenci için hangi teknolojilerin işe yarayacağı, öğrencinin sosyo-ekonomik durumu, coğrafi konumu ve fiziksel ve zihinsel sağlığı gibi bir dizi faktöre göre değişiklik gösterecektir. Tüm öğrencilerinizin zengin olduğunu, okulun yakınında olduğunu, zihinsel ve fiziksel olarak yetenekli olduğunu varsaymayın. Sınıfınızın sadece “ortalama” olan için değil, her öğrenci için çalışması gerekir.

Şeffaflık

Şirketlerin bizden hangi verileri topladığını ve bununla ne yaptıklarını bilme hakkına sahibiz. Şirketler verilerimizle ile ilgili gizli davrandıklarında, verilerimizi onlara vermenin risklerini doğru bir şekilde değerlendiremeyiz.

Rıza

Herkesin (öğrenciler, öğretmenler, öğretim üyeleri, personel) hangi yazılımı kullandıkları ve şirketlere hangi verileri verdikleri konusunda gerçek bir söz sahibi olması önemlidir. Burada rıza ile özgürce verilen, gerçek, bilgilendirilmiş rızayı kastediyorum. Okul idaresi ile öğrenci arasındaki eşit olmayan güç dinamiği altında verilen rıza gibi, baskı altında verilen rıza da rıza olarak sayılmamalıdır. Başkaları için şartları ve koşulları imzalamayın veya başkalarına danışmadan başkalarının verilerini gönüllü olarak vermeyin.

Öğretmenler İçin Kılavuz

Kılavuzun bu bölümü, Zoom’da ders vermesi istenen eğitmenler içindir. Belki bu teknolojiye pek aşina değilsiniz ve nasıl adapte olacağınızla ilgili birçok sorunuz var. Ya da belki biraz daha teknoloji bilgisine sahipsiniz, ancak Zoom’un siz ve öğrencileriniz hakkında hangi verileri topladığını merak ediyorsunuz. Burada Zoom’un siz ve öğrencileriniz hakkında hangi verileri topladığı, işvereninize hangi bilgileri verdiği hakkında bilmeniz gereken bazı bilgiler ve öğrencinizin gizliliğini en az düzeyde ihlal eden çevrimiçi dersleri nasıl öğreteceğinizle ilgili bazı öneriler yer almaktadır.

● Sizin için bir seçenekse öğrencilerden görüntülü görüşme yapmalarını istemekten kaçının. Eşzamansız veya yalnızca sesli seçenekleri oluşturun.

● Alternatif video konferans yazılımları olduğunu unutmayın. Örneğin, gizliliğe saygılı ve açık kaynaklı Jitsi veya en azından Zoom’un tekeline ve daha kullanışlı kullanıcı arayüzü özelliklerine bir alternatif sunan Discord düşünülebilir. Ya da öğrencilerinizle uygun programı bulmak ve onların kendilerini rahat hissettikleri bir yazılım bulmak için birlikte çalışın.

● Öğrencilerinizin izni olmadan derslerinizi kaydetmeyi reddedin ve kayıt yapmanız gerekiyorsa, güvenli bir şekilde saklandıklarından emin olun.

● Öğrencilerinizi gözetlemeye tabi tutan ek yazılımları reddedin

● Öğrencilerin tarayıcıya katılmalarını kolaylaştırın. Bu Zoom’u kullanmaları için daha güvenli bir yol olabilir.

● Öğrencilerin videoları kapalı olarak sınıfa katılmalarına izin verin

● Sınıfınızı trol ve ırkçı “zombombing”den korumak için parolaları ve bekleme odası özelliğini kullanın.

● Öğrencilerinizin Zoom’un verilerini nasıl topladığını ve sakladığını ve Zoom’u kullandıklarında neyi kabul ettiklerini anladığından emin olun.

● İşvereninizin sınıflarda yaptığınız kayıtlara ve yaptığınız Zoom görüşmelerinin yanı sıra bunları yaptığınız bilgisayar hakkındaki bilgilere erişebileceğini unutmayın.

● Zoom’un nasıl kullanılacağıyla ilgili daha fazla pratik bilgi için Öğrenciler İçin Kılavuz bölümünü okuyun.

Alternatifleri Düşünün

Çevrimiçi bir sınıfın eğitmeni olarak, öğrencilerin kendi evlerinde kendi bilgisayarlarıyla nasıl etkileşimde bulunduğunu kontrol etmek için çok fazla güce sahipsiniz. Bunun gerçekte ne kadar güç olduğu açık görünmeyebilir, ancak bu sorumluluğu anlamanız önemlidir. Çevrimiçi bir sınıfa belirli bir yazılımı kullanarak öğretirken, öğrencilere eğitimlerine devam etmek için o yazılımın tüm hüküm ve koşullarını kabul etmeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Öğrencilerden, kullandıkları işletim sistemini bu yazılımı barındırabilecek bir işletim sistemine değiştirmelerini, bu yazılıma sahip olan şirketin kendi kişisel verilerine erişmesine izin vermelerini ve belki de veri gizliliği ve etik konusunda kendi ahlaki ilkelerinden ödün vermelerini isteyebilirsiniz. Öğrencilerden yazılım yüklemelerini istemek, sınıfınızın sınırlarının ötesinde kendi bilgisayarlarıyla nasıl etkileşim kuracaklarını etkileyecektir. Örneğin, bir öğrenci bilgisayarına Zoom’u kurduğunda bile, Zoom bu bilgisayarın konumu, markası, modeli, Zoom açık olmasa bile işletim sistemi ve IP adresini paylaşabilir. Çoğu öğrencinin iş ve okul için ayrı bir bilgisayarı olmayacak, bu nedenle onlardan yazılım yüklemelerini istediğinizde sadece okulla ilgili verileriyle değil, kişisel verilerinin geri kalanıyla da risk almalarını istemiş olursunuz.

Bir sınıfın gerektirdiği yazılımı kullanmamak çoğu öğrenci için bir seçenek değildir. Mahremiyetlerinden ödün vermemek için eğitimlerini terk etmek sadece bir seçenek değildir. Özellikle COVID-19 salgını sırasında hayatımızın daha büyük bir kısmı çevrimiçi hareket ettikçe, insanlar genellikle bilgisayarlarını kendilerinin uzantıları olarak görüyorlar bu yüzden bilgisayarının yazılımında istenmeyen bir değişiklik yapmaya zorlamak onlara iyi hissettirmeyebilir. Kişinin kendi evindeki özerkliğini özellikle bir öğrenciyi istilacı yazılımı indirmeye veya bir dersten başarısız olma arasında bir seçim yapmak zorunda bırakmak inanılmaz derecede istilacı hisler uyandırabilir. Bir sınıfa belirli bir yazılımı kullanarak öğretmeye karar vermeden önce, kendinize şu soruyu sorun: “öğrencileri, izin vermeseler bile bu yazılımın hüküm ve koşullarını kabul etmeye zorlayabilir miyim?”.

Video Sohbetini Kullanmamak Ya da Alternatifler Sağlamak

Şu anda, çoğu okul Covid-19 nedeniyle kapandı ve görüntülü görüşme temelli sınıflara geçiyor. Görüntülü görüşmeye dayalı derslerin birçok avantajı vardır. Video görüşmeleri sınıfınızın daha hazır hissetmesine yardımcı olabilir, çevrimiçi sınıfı okumayı kolaylaştırabilir veya yüz yüze insan etkileşimi konusunda daha ikna edici bir yanılsama yaratabilir.

Bununla birlikte, görüntülü görüşmeler aynı zamanda büyük ölçüde veri yoğun bir iletişim biçimidir. İyi çalışması için oldukça yüksek hızlı bir bilgisayar ve çok fazla bant genişliği gerekir. Beni lisansüstünden geçiren bilgisayar ebay’den ikinci el aldığım büyük ölçüde görüntülü görüşmeyi sürdürmek için bile büyük mücadele veren bir 2014 Dell PC idi. Hem bir video görüşmesine katılmaya hem de başka bir sekmede not almaya çalışmam durumunda genellikle çökerdi. Öğrencilerinizin çoğu daha da kötü bilgisayarları kullanıyor olacak.

Görüntülü arama ayrıca hızlı ve güvenilir bir internet bağlantısı gerektirir. İnternet kapsamının düşük olduğu bölgelerdeki öğrenciler (örneğin, kırsal alanlarda ailesiyle birlikte kalmak için geri dönen üniversite öğrencileri) video görüşmelerine ayak uydurmakta zorlanacaklardır. Görüntülü görüşme, veri için ödemeli internet planları olan öğrenciler açısından çok pahalı olabilir.

Pek çok öğrenci, özellikle engelli öğrenciler, görüntülü sohbetlere odaklanmakta zorlanabilir. Bir ekrana bakarak oturmak, DEHB veya Otizmli öğrenciler için odaklanmayı çok zorlaştırabilir ve aslında, kıpır kıpır dolaşmak için videolarını kapatmak bu öğrencilerin odaklanmasına yardımcı olabilir. Kronik migren hastası olan öğrenciler (benim gibi), özellikle işlerinin geri kalanı bilgisayar ile olduğunda, saatlerce parlak bir ekrana bakarak gerçekten zor zamanlar geçirebilirler. Ve fiziksel engelli öğrenciler, ergonomik olmayan oturma düzeninden muzdarip olabilirler.

Bu nedenlerle, video görüşmesi bir sınıf için önemli bir erişilebilirlik sorunu olabilir. Çoğunlukla video görüşmeleri yoluyla bir sınıf düzenlemeyi planlıyorsanız, tüm öğrencilerinizin hızlı bir bilgisayara, güvenilir bir internet bağlantısına sahip olduğundan ve veri için cebinden para ödemeyeceğinden ve bunun öğrencileriniz için odaklanması ve sağlığı için en iyi yöntem olduğundan emin olun. Bunlara sahip olmayan öğrencileriniz varsa, alternatifleri düşünün. Belki, tartışma panolarında gönderilerle eş zamansız bir sınıf oluşturulabilir veya yalnızca sesli konferans görüşmelerini kullanabilirsiniz. En azından, video görüşmelerinin işe yaramayacağı öğrenciler için alternatif katılım yöntemleri oluşturduğunuzdan emin olun.

Alternatif Bir Video Konferans Yazılımı Kullanma

Yine de büyük olasılıkla video görüşmeleri üzerinden çok şey öğreteceksiniz. Video görüşmeleri ile öğretmeniz gerekiyorsa, Zoom’u kullanmaktan kaçınmanızı tavsiye ederim. Maalesef, tamamen etik, mükemmel kullanışlı, mükemmel erişilebilir bir görüntülü arama yazılımı yoktur. Burada listelenen yazılımların hiçbirini koşulsuz olarak onaylamıyorum. Zoom’un pek çok açık kaynaklı, gizliliğe saygılı alternatifleri daha az şık ve parlak olacak. Biraz hayal kırıklığı, gecikme ve rahatsızlıkla başa çıkmanız gerekecek. Diğer yazılımlar daha şık olabilir, ancak veri gizliliği açısından mutlaka Zoom’dan daha iyi olmayabilir. Burada listelenen tüm yazılımlar muhtemelen güvenlik açısından Zoom’dan daha iyi olacaktır. Ve bunlardan birini kullanarak, Zoom’un eğitim üzerindeki tekelci kontrolüyle mücadeleye yardımcı oluyorsunuz. Ve seçeneklerinizin ne olduğunu bilmek güzel bir durum. Burada, Zoom’un avantajları ve dezavantajları ile birlikte birkaç alternatif yer almaktadır.

Discord

Birazcık daha etik, daha uygun bir seçenek

Discord, video konferans özelliklerine sahip bir diğer büyük kurumsal platformdur. Kurumsal toplantılar için oluşturulan Zoom’un aksine, Discord oyuncuların sohbet etmesi için oluşturuldu. Bu nedenle Z jenerasyonu öğrencilerinin çoğunun zaten bir hesaba sahip olmasının iyi bir yanı var. Discord, sohbet, bağlantı ve görüntü paylaşımı, küçük görüntülü sohbetler veya sesli sohbet için yeteneklere sahiptir. Ayrıca, bir kişinin ekran paylaşımıyla ve sınıfın diğer üyeleriyle yalnızca sesli olarak bir sunumu canlı yayınlamanıza olanak tanır. Konular için birden çok sohbet kanalı oluşturma yeteneği gibi dersleri öğretmek için yardımcı olabilecek Zoom’un sahip olmadığı bazı harika özelliklere sahiptir. Ayrıca sınıfınız için “sunucu” adı verilen kalıcı bir dijital konum da oluşturabilirsiniz, böylece her sınıfa farklı bir bağlantı göndermenize gerek kalmaz ve sınıfınız siz orada olmasanız bile sunucuda takılabilir.

Discord ayrıca, “zoombombing”i önlemek ve sınıfınızı güvende tutmak için iyi bir seçim haline getiren sıkı bir izin yönetimi sistemine sahiptir. Örneğin, tek kullanımlık davet bağlantıları oluşturabilirsiniz. Ayrıca, Zoom’un bilgisayar korsanlarıyla ilgili pek çok sorunu da yok.

Zoom’un aksine, Discord siz ve öğrencileriniz hakkındaki verileri işvereninize söylemez. Fakat Discord hala bir özel kuruluş ve sizin ve öğrencilerinizin verilerini toplayabilir ve reklamcılara satabilir.

Bu linkten sınıfınız için bir Discord sunucusunu nasıl kurabileceğiniz ile ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz – https://support.discordapp.com/hc/en-us/articles/360040613072-How-to-Use-Discord-for-Your-Classroom
Ve çevrimiçi bir öğretmenin kendi Discord sınıfını nasıl oluşturduğuna dair tecrübesini linkte bulabilirsiniz:  https://www.youtube.com/watch?v=UePvbD31ON4

Ve işte matematik dersleri öğretmek için Discord’a ekleyebileceğiniz ve Discord sohbetinde matematik formülleri yazmanıza izin verecek bir bot: https://top.gg/bot/510789298321096704

Jitsi

Çok daha güvenli ve etik, ancak biraz daha az uygun seçim

Jitsi, en yaygın açık kaynaklı görüntülü sohbet platformudur. Bu, bununla ilgili hiçbir sır olmadığı anlamına gelir. Herkes sinsice bir şey yapmadığından ve tekelci bir mega şirkete ait olmadığından emin olmak için kaynak koduna bakabilir. Jitsi, sizin ve kurumunuzun kullanması için tamamen ücretsizdir. Ve en önemlisi, Jitsi’nin iş modeli verilerinizi satmakla ilgili değildir. Jitsi ayrıca şifreleme ve veri gizliliğini çok ciddiye alır.

Jitsi arayüzü temelde Zoom’un bir kopyası gibi görünüyor. Zoom’da toplantılar yapabilir, ekranları paylaşabilir, toplantıları parolayla koruyabilir, yapabileceğiniz hemen hemen her şeyi yapabilirsiniz. Jitsi’yi resmi Jitsi sunucuları aracılığıyla çevrimiçi olarak kullanabilir veya süper güvenli olması için siz veya kurumunuz kendi sunucunuzu kurabilirsiniz.

Jitsi oldukça gevşek bir yapıdadır. Toplantı oluşturmak için bir hesap açmanıza bile gerek yok. Bu iyidir çünkü Jitsi, öğrencilerinizden herhangi bir şey indirmelerini ve hatta bir hesap oluşturmalarını gerektirmez. Ancak bir dezavantajı, Jitsi’de hiç kimsenin bir toplantının “ev sahibi” olmamasıdır. Herkes ayarlarla oynayabilir. Eğer başa çıkılmaz bir sınıfınız varsa bu bir sorun olabilir. Ayrıca “zoombombing”e karşı koruma sağlayan harika özelliklere de sahip değildir.

Bir başka büyük dezavantajı ise, Jitsi’nin oldukça kusurlu olabilmesi ve Zoom gibi daha gösterişli yazılımların sahip olduğu tüm özelliklere sahip olmamasıdır. Ayrıca tüm tarayıcılarda harika çalışmaz. Chrome ve chromium en iyisidir.

Jitsi’nin nasıl kullanılacağıyla ilgili bazı eğitimler:

Çevrimiçi bir Jitsi görüşmesi oluşturmak için temel bir kılavuz:

Kendi sunucunuzu oluşturmak için daha gelişmiş eğitimler: – https://jitsi.org/tutorials/

Canlı Yayın

Öğrencilerin çoğunlukla dinleyerek ve ara sıra sorular sorarak katılacağı büyük ders sınıfları için iyi olan bir başka seçenek de canlı yayın yapmaktır. Canlı yayında, bir video yayını aracılığıyla bir ders sunarsınız ve öğrenciler bir yazılı sohbet yoluyla yorumlarla sorular sorabilir. Dikkatinizi biraz bölmeye alışmanız gerekecek, ancak bir kez alıştığınızda, bu iyi bir seçenek olabilir. Twitch, crowdcast.io gibi bir canlı yayın platformu kullanabilirsiniz. Çok büyük bir sınıf için, bu kurulum aslında 150 kişilik bir video görüşmesinden çok daha mantıklı.

Bu platformların birçoğu, eş zamansız olarak katılması gereken öğrenciler için sınıf kaydetmenize de olanak tanır. Bu, kayıt yaptırmaktan memnunsanız iyi bir seçenektir. Bu da öğrencilerinizi çok fazla riske maruz bırakmaz. Çoğu canlı yayın platformu, öğrencilerinize erişim verebileceğiniz özel bir canlı yayın için seçeneklere sahip olmalıdır.

Canlı yayın, çok sayıda ileri geri tartışma içeren sınıflar için ideal değildir, bu nedenle derslerin ve tartışmaların bir kombinasyonunu içeren bir sınıfınız varsa, onu eşleştirmek için başka bir kurulum bulmak isteyebilirsiniz.

Diğer Alternatifler

Küçük tartışma sınıfları ile Signal, Google Hangouts, Skype, Microsoft Teams veya BlueJeans gibi başka bir video konferans yazılımını kullanarak da görüşebilirsiniz. Bu programların kullanımı en azından tarayıcıda daha kolaydır veya Zoom’dan daha güvenlidir. Birçoğu altyapıyı oluşturmaya çalışsa da, çok büyük aramaları idare edecek altyapıya sahip olmama ve yaklaşık 10 veya 15 arayanın üzerine düşmeye başlamasının dezavantajı var. Yine de küçük sınıflar için iyi seçeneklerdir.

Ayrıca, yukarıdan aşağıya bir seçenek sunmak yerine, öğrencilerinizi sınıfa katılmak için hangi yazılımı kullanmakta kendilerini rahat hissedeceklerini görmek için oylamayı düşünebilirsiniz.

İşvereniniz öğretmenlerin Zoom’u kullanmasını zorunlu kılıyorsa, onlardan Zoom’a bir alternatif kullanmanıza veya daha da iyisi kurumsal olarak Zoom’a bir alternatifi desteklemelerine izin vermelerini isteyin.

Eğer Zoom’u Kullanmak Zorundaysanız

Siz ve öğrencileriniz için asgari düzeyde korunmacı şekilde kullanmak için hala yapabileceğiniz bazı şeyler var.

Kendinizi Gözetimden Koruma

Siz sınıfta ders verirken Zoom’un sizin hakkınızdaki bu bilgileri topladığını bilmelisiniz:

● Kurumsal bir Zoom kullanıyorsanız, işvereniniz Zoom’un ne zaman açık ve çalışır durumda olduğunu ve ne zaman açmadığınızı görebilir ve Zoom’u kullandığınız bilgisayarın IP adresini, konumunu, markasını ve modelini görebilir. Ayrıca tüm öğrencileriniz için bu bilgileri görebilirler.

● Bir sınıfın herhangi bir kaydını yaparsanız, işvereniniz bu kayıtlara erişebilir (bu aynı zamanda onları kopyalayıp süresiz olarak saklayabilecekleri anlamına gelir). Muhtemelen bu videoların fikri mülkiyet haklarına da sahipler, yani bunları sizin izniniz olmadan yeniden kullanabilirler. Okulunuzun politikasına bakmakta fayda var.

● Okulunuzda yönetici hesabına sahip biri, herhangi bir zamanda, davet veya şifre gerekmeksizin Zoom aramalarınızdan herhangi birine girebilir.

● Zoom, e-postanızı, adınızı ve profil resminizi görüşmede bulunduğunuz kişilerle paylaşabilecek bir hataya sahiptir. Bu nedenle, Zoom hesabı oluşturmak için kullandığınız e-postanın öğrencilerin görmesine uygun olduğundan emin olun.

● Ve unutmayın ki web kameranızda veya mikrofonunuzda görebildiğiniz veya duyabileceğiniz her şeyi Zoom da görebilir.

Öğrencilerinizi Gözetimden Koruma

Öğrencilerinizin Rızası Olmadan Kayıt Yapmaya Karşı Çıkın

Bazı okullar (benim kurumum gibi) öğretmenlerden, idareye teslim edilmek üzere öğrettikleri tüm sınıfların kayıtlarını yapmalarını talep ediyor. Bu, okul yönetiminizin ve Zoom şirketinin sizin ve öğrencilerinizin kayıtlarını keyfi bir süre boyunca saklayabileceği anlamına gelir. İşvereniniz performansınızı, öğretmen olarak yaptığınız seçimleri değerlendirmek için bu videolara erişebilecek ve muhtemelen işvereniniz bu videonun fikri mülkiyet haklarına da sahip olacaktır. Sınıfın video kayıtlarının süresiz olarak mevcut olması, siz ve sınıfınız için bir güvenlik riskidir. Eğer okulunuza bir mahkeme celbi verilirse, bu kayıtlardaki her şey devlete devredilecektir ve bilgisayar korsanları video veritabanına sızarsa, siz veya öğrencileriniz sınıfta söylediği herhangi bir şey kamuya açıklanabilir.

Ders sınıflarının kayıtlarına sahip olmak, öğrencilerin derse eşzamansız olarak katılmaları için iyi bir yol olabilir. Özellikle farklı saat dilimindeyseler ve dersi kaydedebiliyorsanız, böylece kayıttaki tek kişi siz olursunuz. Ancak öğrencilerinizi izinleri olmadan kaydetmeyin. Öğrenciler, yayınlamayı düşündüğünüz bir ders videosunda soru sorarsa, sorularının kayda dâhil edilmesi için onlardan izin isteyin. Kayıtları yayınlamayı düşünmeseniz bile, her öğrencinin iznini almadığınız sürece tartışma sınıflarını kaydetmeyin. Öğrencilerin tartışma sınıflarında rahat hissetmeleri ve açık olabilmeleri gerçekten önemlidir.

Yine de bazen kurumumuz bize kayıt yapma konusunda bir seçenek sunmaz. Tüm öğrencileriniz kayıt yapılmasına rıza göstermiyorsa, ancak okulunuz kayıt yapmanızı gerektiriyorsa, kendinizi rahat hissediyorsanız, öğrencilerinizi okul idaresine karşı savunmanızı tavsiye ederim.

Sorunu kurumunuzla gündeme getirdikten sonra hala dersleri kaydetmeniz gerekiyorsa, öğrencileri kaydedildikleri konusunda bilgilendirmek ve riskler konusunda onları eğitmek için elinizden geleni yapın. “Bir kayıt başladığında katılımcının iznini isteyin” ayarını etkinleştirerek, öğrencilerinizin kaydedildiklerini açıkça anladığından emin olun. Bu ayar, öğrencilerinizin kaydedilmeden sınıfa katılmalarına izin vermeyecek, ancak kaydedildiklerini en azından net bir şekilde anlamalarını sağlayacaktır. Bunun etkinleştirildiğinden emin olmak için çevrimiçi Zoom ayarlarına gidin My Settings> Recording> Recording Disclaimer’i açın.

Ayrıca, sınıfları kaydetmeniz gerekiyorsa kayıtlarınızı şifreli, çıkarılabilir bir sabit sürücüde saklayın. Zoom Setting> Recording> Local Recording’de Zoom’un kayıtları sakladığı yeri değiştirebilirsiniz. Bu, bilgisayarınız saldırıya uğramış olsa bile öğrencilerinizin verilerinin güvende olmasını sağlayacaktır.

Öğrencilerinize Zoom’u İndirtmeyin; Uygulamayı Tarayıcıda Kullanmaya Teşvik Edin

Kullanmak için Zoom’u indirmenize gerek yok, tarayıcı seçeneği var! Zoom, tarayıcı seçeneğini gizli tutmaya çalışır, ancak bulmak için ayarlarda biraz araştırma yapmanız gerekir. “Tarayıcıdan Katıl” bağlantısını etkinleştirerek öğrencilerin bulmalarını kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz. Bu da öğrencilere toplantı bağlantısını tıkladıklarında tarayıcıya katılmaları için net bir seçenek sunar. Çevrimiçi Zoom Hesap Ayarlarına gidip Personal Settings> Meeting> In Meeting (Advanced)> “Join From Your Browser” bağlantısı göster seçeneğine gidin ve bu ayarı “açık” olarak değiştirin.

Tarayıcıda Zoom’’u kullanmak, öğrencileriniz için daha güvenli bir yoldur çünkü bu, Zoom’u yalnızca aktif olarak açtıklarında onlarla ilgili veri toplanabileceği ve bir parça bilgisayarlarına bilgisayar korsanlarının sızabileceği yazılımlar yüklemek zorunda kalmayacağı anlamına gelir.

Bazen öğrenciler, tarayıcıda parola korumalı bir toplantıya erişmede sorun yaşayabilir. Bu, sınıfınızı zoombingden korumada zor bir değiş tokuştur. Bu sorun ortaya çıkarsa, öğrencilerinizle hangi seçeneği tercih edecekleri konusunda bir tartışma yapmanızı öneririm.

Daima Uçtan Uca Şifrelemeyi Kullanın

Zoom artık tüm kullanıcılar için uçtan uca şifreleme sağlıyor, ancak açık olduğundan emin olmanız gerekecek. Bunu kontrol etmek için:

Zoom tarayıcısı kişisel ayarlarına tekrar gidin, ardından Meeting Settings (Basic)’e gidin ve ardından “enable end-to-end encryption” yazan kaydırıcıyı işaretleyin.

Bu özelliği tüm katılımcılar için açmak isteyip istemediğinizi soran bir açılır pencere açılacaktır. Orada evet’i tıklayın.

Uçtan uca şifreleme, verilerinizin güvenli ve gizli tutulmasını sağlayan temel bir güvenlik özelliğidir. Gizlilik uzmanları, veriler uçtan uca şifrelenmedikçe gerçekten şifrelenmediğini savunur.

Öğrencilerinize Görüntülerini Kapatmalarına İzin Verin

Zoom sınıflarını kaydedip kaydetmediğinize bakılmaksızın, Zoom şirketi tüm sınıflarınızı kaydediyor ve potansiyel olarak veri için onları araştırıyor. Ek olarak, bilgisayar korsanlarının Zoom’un çalıştığı bir bilgisayardaki web kamerasından video çekimlerine erişim sağlaması programdaki birçok güvenlik kusurundan kaynaklanmaktadır. Ders sırasında kameralarını kapatmak, öğrencilerin kendilerini kurumsal gözetimden ve bilgisayar korsanlarından koruyabilmeleri için önemli bir yoldur. Öğrencilerin, güvende kalmak için yapmaları gerekeni yapmalarını desteklediğinizi bilmelerini sağlayın ve sınıfa video olmadan katılmalarının uygun olduğunu söyleyin.

Öğretmenlerin öğrencilerinden ders sırasında videolarını yayınlamalarını talep etmeleri gerektiğine dair pek çok tavsiye gördüm. Bunun temelindeki argüman, eğer videoları yoksa öğrencilerin dikkatinin dağılacağı ya da gizlice alay edeceği yönündedir. Bununla birlikte, öğrencilerinizin sınıfa dikkatlerini verdiklerinden emin olabilmeniz için görüntüyü açmalarını istemek, öğrencilerinizin sınıfa katılmak için etkili bir şekilde video gözetimine girmelerini gerektirir. Öğrencilerin gizliliklerini Zoom’dan korumaya çalışmaları, sizden saklayacakları bir şeyleri olduğu anlamına gelmez. Lütfen onlara, sınıftan uzakta olmadığınız durumdaki güveni verin.

Katılımcıların sesini zorla açmak veya onların sesini açmak için Zoom’un özelliklerini kullanmamaya özen gösteriniz. Öğrencilerin kendi bilgisayarları üzerindeki özerkliklerine saygı duyduğunuz mesajını gönderin.

Öğrencilerinizi Irkçı Trollükten ve Zoombombing’den Koruyun

Ne yazık ki, toplum olarak güzel şeylere sahip olamadığımız için, Zoombombing adı verilen yeni bir trolleme biçimi, geçtiğimiz haftalarda her yerde öğretmenler için büyük bir sorun haline geldi. Zoombombing’de troller, Zoom sınıflarına sızar ve genellikle müstehcen veya ırkçı materyallerle bir sınıfı bozmak için ekran paylaşım işlevini kullanır. 4chan gibi web siteleri aracılığıyla zoombombları organize eden troller, özellikle renkli öğretmenleri, feminist veya queer çalışmaları sınıflarının profesörlerini hedef alır. Zoombombalarının çoğu, sınıf bağlantıları çevrimiçi olarak yayınlandığında, troller bunları bulduğunda ve toplantılar şifre korumalı olmadığında gerçekleşir. Ne yazık ki, bazı kötü aktörler küresel bir sağlık krizini korkunç insanlar olmamak için yeterince iyi bir neden olarak görmediklerinden, bu pisliklerin içeri girip öğrencilerimize nefret söylemlerini dinlemek zorunda bırakmamaları için hepimizin çevrimiçi sınıflarımızın güvenliğini artırması gerekiyor. Dürüst olmak gerekirse, Zoom toplantılarımızın yine de biraz daha güvenli olması muhtemelen iyi bir uygulamadır.

Zoombombing’in önlenmesi için yapacaklarınız şunlardır:

●Toplantılarınızın parola korumalı olduğundan emin olun. Zoom’un şifre özelliği aslında harika değildir ve ciddi bilgisayar korsanları onu kimseyi ilgilendirmediği halde çözebilir, ancak çoğu trolü caydırır. (Jitsi gibi başka bir görüntülü arama yazılımı da kullanıyorsanız şifre korumasının açık olduğundan emin olmalısınız)

● Toplantı bağlantılarınızı çevrimiçi olarak yayınlamayın. Bunları öğrencilerinize özel olarak e-posta ile gönderin.

● Bekleme odası özelliğinin açık olduğundan emin olun. Bu, toplantıya yeni üyeler katıldığında, onları manuel olarak onaylamanız gerekeceği anlamına gelir. Böylece öğrenciniz olmadığını farkettiğiniz birini reddedebilirsiniz. (Bekleme odası özelliğinin, öğrenciler beklerken sizi bilgilendirmeyeceğini ve öğrencilerin kötü internet bağlantısı nedeniyle bir çağrıdan atılmaları durumunda tekrar bekleme odasına alınacaklarının farkında olun, bu nedenle sık sık kontrol edin. Öğrencilere size bir bildirim göndererek ulaşmaları için başka bir yol verin, böylece bekleme odasındalarsa size haber verebilirler) İşte bunu nasıl yapacağınıza şu linkten ulaşabilirsiniz: : https://support.zoom.us/hc/en-us/articles/115000332726

● Çağrıya giren trollerin en azından rahatsız edici görsellerle sınıfınızı ele geçirememesi için ekran paylaşımını sınırlayın.

● İstenmeyen trollerle karşılaşırsanız ve onları çağrıdan atmanız gerekirse, katılımcıları nasıl engelleyeceğinizi bildiğinizden emin olun.

Bunları nasıl yapacağınız ile ilgili birkaç kılavuz:

https://www.adl.org/blog/how-to-prevent-zoombombing

https://security.berkeley.edu/resources/cybersecurity-and-covid-19/settings-preventing-zoom-bombing

Şifreli Bir Araçta Bire Bir Görüşmeler Ayarlayın

Öğrencilerle bire bir toplantılar planlıyorsanız, örneğin, rehberlik veya ödevler ile ilgili danışmanlık veya ofis saatleri için Zoom dışında bir yazılım kullanmayı deneyin. Ders öğretmek için, ekran paylaşımı veya düzinelerce katılımcıyla hokkabazlık yapabilmeniz gerekebileceğinden Zoom yararlıdır. Ancak bire bir görüşme için süslü hiçbir şeye ihtiyacınız olmamalı. Öğrencilerin sizinle bire bir toplantılarda hassas konuları tartışmaları gerekebilir. Bu nedenle gizliliklerini korumak çok önemlidir. Özellikle BIPOC, kadın, uluslararası ve göçmen öğrencilerin ihtiyaçlarının farkında olun. Öğrencilerinizin başlarını belaya sokabilecek ağır şeyler taşımadıklarını veya bir toplantıda size bundan bahsetmeyeceklerini varsaymayın. Zoom’da bire bir planlamak yerine, bir telefon görüşmesi yapmayı deneyin (özellikle Signal gibi bir program aracılığıyla şifreli bir telefon görüşmesi).

Zoom’un Verilerini Nasıl Topladığı Konusunda Öğrencilerinizi Bilgilendirdiğinizden Emin Olun

Bu kılavuzu onlarla paylaşın veya kısa bir not kâğıdı yazın. Sanal sınıflar için müfredat tasarlarken müfredatın bir parçası yapın. Sınıfınıza uyuyorsa, öğrencilerinizle Zoom ve onu kullanmanın sonuçları hakkında bir tartışma yapmak için zaman ayırmak bile isteyebilirsiniz.

Diğer Yazılımlar

Pandemi uzadıkça ve çevrimiçi öğretim sanki uzun süredir buradaymış gibi göründükçe, bir dizi şirket çevrimiçi öğretimin zorluklarına karşı umut vaat eden çözümler ortaya koydu. Bu programların pek çoğu çevrimiçi eğitim konusunda yardımcı olabilir, ancak Zoom hakkında belirtmek istediğim aynı uyarılar bu programlar için de geçerlidir. Her zaman öğrencilerinizden kullanmalarını ve yüklemelerini isteyeceğiniz herhangi bir programın veri uygulamalarına bakın ve “bu programlar öğrencilerimi nasıl gözetliyor? Bunun verilerle ne işi var?” sorusunu sorun.

Özellikle şüphelenilecek bir yazılım kategorisi sınav sırasında öğrencileri izlemek için gözetleme yazılımıdır. Canvas, Respondus veya ProctorU gibi programlar, uzaktan sınav sırasında olası hile sorununu çözmeye yardımcı olmayı vaat ediyor.[22] Ancak, bir sınav süresince bir öğrencinin bilgisayarının kontrolünü tam anlamıyla ele geçirebilecek veya görüntü gözetimine göndermelerini gerektirebilecek bu inanılmaz derecede istilacı yazılımlar öğrencilerinizden bilgisayarlarına casus yazılım yüklemelerini etkili bir şekilde istiyor. Gözetim, Zoom’un talihsiz bir yan etkisi olsa da, bu yazılımların asıl amacı budur.

Öğrencileriniz üzerinde casus yazılım kullanmak öğrencilerinize haksızlık anlamına gelir, önyargıyı sürdürür ve eğitime düşman bir ortam oluşturur. Eğitmeninizin sizi her an bir sınavda hile yapabilecek bir suçlu olarak görmesi, öğrencilerin sınava girişlerinde berbat bir duygusal durumdur ve otorite figürünün aksi kanıtlanana kadar onlara suçlu muamelesi yapmasının normal olduğunu öğrencilerinize yerleştirir. Öğrenciler bu programlar tarafından ürkütülmüş ve öğrenme sırasında dikkatleri dağılmış hissediyorlar.[23] Ruha Benjamin gibi araştırmacılar tarafından yapılan araştırmalar bize, gözle izleme, yüz tanıma ve şüpheli davranışı belirlemeye yarayan diğer biyometrikleri kullanan istilacı programların muhtemelen BIPOC öğrencilere karşı haksız bir şekilde önyargılı olduğunu ve yazılımınız herhangi bir algoritma kullanmasa bile geçmişte gözetimle ilgili daha olumsuz deneyimleri olan ve suçlu muamelesi gören öğrencilerin bu yazılımla daha da sefil zaman geçireceklerini söylüyor.[24] Bu yazılımların genellikle hatalı olduğu, bilgisayar korsanları tarafından istismar edilebildiği ve bazen de bu programlar tarafından incelenmek için cepten ödeme yapması gereken öğrenciler için pahalı olduğu görülmüştür.[25]

Zoom gri bir alan olabilir, ancak öğrencilerinize casus yazılımlardan daha çok şey borçlusunuz. Bunları kullanmanı isteyen biri olursa karşı çık ve çığlık at.

Bir Sonsöz

Öğretmenler olarak şu anda hepimizin zor seçimler yapmak zorunda kaldığımızı anlıyorum. Koronavirüs salgınından önce zaten çok çalışıyorduk ve şimdi sınıflarımızı bunu yapmak için kesinlikle vaktimiz olmadan tamamen yeniden yapılandırmamız isteniyor ve hızlı/kolay çözümlere ihtiyacımız var. Çoğunlukla, kullandığımız yazılımla ilgili kararlar verme konusunda tamamen özgür değiliz. Okul yönetimlerimiz bunları bize veriyor. Bu kılavuzu, etik uzaktan öğretimi öğretmenler için daha kolay hale getirmek için yazdım, kimseyi sınıfına belirli bir şekilde öğrettiği için utandırmak için yazmadım. Teknolojiye erişimin birkaç küçük, etik olmayan teknoloji şirketi tarafından kontrol edildiği ve çoğu zaman etik bir seçeneğimizin olmadığı ve her gün taviz vermek zorunda olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Öğrencilerinizin mahremiyetine % 100 saygı gösterecek, ancak aynı zamanda bir öğretmen olarak sizin için faydalı bir seçenek bulmak zor olacak. İyi bir siber güvenlik uygulaması her zaman en güvenli seçeneği seçmekle ilgili değildir, ancak bir teknolojiyi her kullanmayı seçtiğinizde aldığınız risklerin farkında olmak ve buna değer olduğuna dair bilinçli bir değerlendirme yapmakla ilgilidir. Bir öğretmen olarak ihtiyaçlarınız da bu endişenin geçerli bir parçasıdır. Öğrencilerinizin ihtiyaçlarının farkında olun, aynı zamanda sizin için işe yarayan seçimler yapın.

Öğrencilerin veri gizliliği için mücadele etmek şu anda bu kadar çok şey varken zor olabilir. Umarım bu kılavuz yalnızca kendi sınıflarınızı yapılandırmanıza yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda okul yönetiminizle bu önemli sorunların ne olduğu konusunda iletişim kurmanıza yardımcı olur. Bu konularla ilgili endişeleriniz varsa ancak sesinizi duyuramıyorsanız, okulunuzu veya bölümünüzü organize etmek için bu kılavuzu kullanın.

Ayrıca, Zoom’un sizin hakkınızdaki verileri toplaması, depolaması ve satmasını en aza indirebilecek stratejiler hakkında daha ayrıntılı bilgi için kılavuzun öğrenci bölümünü de okumanızı öneririm.

Öğrenciler İçin Kılavuz

Kılavuzun bu bölümü, tüm sınıflarını çevrimiçi hale getirmiş ve çalışmalarına devam etmek için Zoom veya başka bir video konferans yazılımı kullanmaları gereken öğrenciler içindir. Muhtemelen size hangi yazılımı kullanacağınız konusunda fazla bir seçenek sunulmamış veya bu yazılımın sizin hakkınızda topladığı verileri nasıl kontrol edeceğiniz konusunda pek bilgi verilmemiştir. Bu kılavuz Zoom hakkında bilmeniz gerekenler ve ister Zoom’un kendisi tarafından ister Zoom’u kullanan bilgisayar korsanları tarafından gözetlenmekten kendinizi korumak için neler yapabileceğinizle ilgilidir.

● Zoom, video görüşmelerinden elde ettiği verilerin yanı sıra bilgisayarınız ve konumunuzla ilgili bilgileri depoluyor ve potansiyel olarak satıyor. Zoom uygulamasını yüklerseniz, kapalıyken bile sizin hakkınızda bilgi kaydeder.

● Zoom’u kullandığınızda, öğretmeniniz ve okul yöneticileriniz sınıf arkadaşlarınıza Zoom özel sohbeti ile gönderdiğiniz her şeyi görebilir.

● Zoom’u kullanmanın en güvenli yolu, telefonunuzdan toplantılara katılmak veya sadece tarayıcıda kullanmaktır. Yapabiliyorsanız Zoom uygulamasını indirmemeye çalışın.

● Zoom’u indirmeniz gerekiyorsa, bilgisayar korsanlarının eski hatalardan yararlanamaması için en güncel sürümü kullandığınızdan emin olun.

● Zoom kullanırken, kameranızı olabildiğince az açmaya çalışın. Toplantılara girdiğinizde kameranızın varsayılan olarak “kapalı” konumda olduğundan emin olun. En iyi strateji, kullanmadığınız zamanlarda web kameranızı bantlamaktır.

● Zoom’da kamusal bir ortamda yer aldığınızda sizi tehlikeye atabilecek herhangi bir bilgi hakkında konuşmayın. Hassas bir şey hakkında konuşmanız gerekiyorsa, Signal gibi şifreli bir yazılım kullanarak bir toplantı ayarlayın.

Zoom Hakkında Bilinmesi Gerekenler? Zoom Benim Hakkımda Ne Biliyor?

Zoom uygulaması kapalı olduğunda bile sizin hakkınızda bilgi topluyor.

Zoom’u açıp açmadığınızdan bağımsız olarak, Zoom bilgisayarınızın tüm özelliklerini bilir: hangi işletim sistemini kullandığınızı, ne tür bir bilgisayara sahip olduğunuzu ve bilgisayarınızın fiziksel alandaki tam konumu (bu da sizin konumunuzu da bildiği anlamına gelir).

Uygulamayı açtığınızda Zoom, web kameranız veya mikrofonunuz aracılığıyla görebildiği her şeyi kaydedebilir. Bu, sınıfta söylediğiniz her şeyi, aynı zamanda mikrofonunuzun alabileceği arka plan gürültüsünü, odanızla ilgili kameranın yakaladığı ayrıntıları vb. içerir. Web kamerası ve mikrofon ayarlarını kapattığınızda Zoom kayıt yapmayı durdurabilir ama bunu kesin olarak söyleyemem. Zoom ayrıca herhangi bir sohbette yazdığınız her şeyi bilir ve herhangi bir ek paylaşırsanız bu eklerde ne olduğunu da bilir.

Zoom, verilerinizi kendi amaçları doğrultusunda depolar ve bunları kiminle paylaştığını bilemeyiz. Artık olmadığını iddia etse de, Zoom verileri kullanıcının izni olmadan diğer şirketlere sızdırmıştır. Zoom’un talep üzerine ABD ve Çin hükümetlerine veri verdiğini biliyoruz. Verilerinizle başka ne yaptıklarını bilmiyoruz çünkü bu konuda şeffaf değiller.

Zoom Benimle İlgili Hangi Veriyi Öğretmenime Söylüyor?

Çevrimiçi sınıflarınızın çoğu için öğretmeniniz toplantının “ev sahibi” olacaktır. Bu, toplantıdaki herkes hakkında birçok veriye erişebilecekleri anlamına gelir.

Toplantı sahibi, “kayıt” özelliğini açarsa toplantıları kaydedebilir. Toplantı sahibi bir toplantı kaydederse, toplantı sahibini içermeyen özel sohbetlerde bile sohbette yazılanlar dâhil olmak üzere o toplantıdaki her şeyin bir kaydına sahip olur. Bu nedenle, öğretmeninizin görmesini istemediğiniz herhangi bir şey hakkında konuşmak için Zoom sohbetini kullanmayın.

Zoom Benimle İlgili Hangi Veriyi Okul Yönetimine Söylüyor?

Eğer öğretmeniniz bir toplantıyı kaydederse, Okul yöneticilerinizin Zoom hesabı öğretmeninizin görebildiği herşeyi görebilecektir.

Zoom’u Kullanırken Gizliliğimi Nasıl Koruyabilirim?

Burada Zoom’un hangi verilerin kaydedileceği konusunda size daha fazla kontrol sağlayacak ve Zoom’daki güvenlik açıklarından yararlanabilecek bilgisayar korsanlarından daha iyi koruyacak şekilde nasıl kullanabileceğinizle ilgili birkaç öneri yer almaktadır. Tüm bu öneriler ödünleşime uğrayacaklar, Zoom’u biraz daha uygunsuz hale getirecekler, ancak size verileriniz üzerinde biraz daha fazla kontrol sağlayacaklar. Hangi düzeydeki rahatsızlığın hangi düzeyde gizlilik gerektirdiğine karar vermek size kalmıştır.

Öğretmeninizden Farklı Bir Yazılım Kullanmasını Talep Edin

Verilerinizin çalınması noktasında Zoom’dan kendinizi korumanın en iyi yolu Zoom’u kullanmamaktır. Profesörünüze Jitsi veya Discord gibi alternatif bir seçenek önerin veya tüm görüntülü sohbet yazılımlarıyla ilgileniyorsanız, derste farklı bir şekilde öğretmelerini isteyin. Onlara bu belgenin “Öğretmenler İçin Kılavuz” bölümünü gösterin!

Öğretmeninizden Sınıfı Kaydetmemesini Talep Edin

Kaydedilmekten rahatsızlık duyuyorsanız, öğretmeninizden sınıfı kaydetmemesini isteyin. Kayıt özelliğini kullanmalarına izin vermediğinizi söyleyin.

Öğretmeniniz hala dersi kaydetmekte ısrar ediyorsa, en azından her zaman sınıfın ne zaman kaydedildiğini anlayabilirsiniz. Ekranın sol üst kısmında kırmızı bir nokta ve “kayıt” yazan bir metin görünmelidir. Öğretmenin “kayıt” sembolü görünmeden gizlice Zoom aracılığıyla sınıfı kaydetmesi mümkün değildir. Ancak yine de başka bir ekran kayıt yazılımıyla sınıf kaydı yapıyor olabilirler.

Bilgisayar Yerine Cep Telefonunuzdan Zoom Toplantılarına Katılın

Zoom’un bilgisayarınızda casusluk yapmasını engellemenin en iyi yolu, bilgisayarınızda Zoom kullanmamaktır. Profesörünüz size izin verirse ve yalnızca ses kullanarak, görüntü olmadan katılabilirseniz, Zoom’u kullanmanın en güvenli yolu telefon numaranızı kullanarak bir Zoom toplantısına katılmaktır. Telefonunuzdan katılım ile Zoom’un web kameranıza veya bilgisayarınızdaki diğer verilere erişmesi konusunda endişelenmenize bile gerek kalmayacak.

Profesörünüz bir Zoom bağlantısı gönderdiğinde, toplantıya katılmak için arayabileceğiniz telefon numaraları bağlantının altında listelenmelidir. Burada bir Zoom toplantısına nasıl çağrı yapılacağıyla ilgili bir eğitim verilmiştir. Toplantı ID’nizi bilmeniz gerekecek #: https://support.zoom.us/hc/en-us/articles/201362663-Joining-a-meeting-by-phone

Tarayıcıda Zoom Kullanmak

Zoom’un bilgisayarınızda casusluk yapmasını durdurmanın ikinci en iyi yolu, uygulamayı indirmemek ve yalnızca web tarayıcısında Zoom’u kullanmaktır. Zoom’un verilerinizle yapabileceği sinsi şeylerin çoğu ve bilgisayar korsanlarının sizi gözetlemek için kullanabileceği Zoom’daki birçok hata yalnızca Zoom uygulaması bilgisayarınıza yüklendiğinde çalışır. Zoom uygulamasını yüklediyseniz Zoom aramasının ortasında olmasanız bile Zoom her zaman sizin hakkınızda veri toplayabilir. Zoom’u yalnızca web tarayıcınızda kullanırsanız, Zoom sizin hakkınızda veri toplayamaz veya Zoom çağrısında değilken bilgisayarınızda çalışamaz. Bu nedenle bu çok daha güvenli bir seçenektir.

Zoom, sizi gözetleyebilmek için uygulamayı gerçekten indirmenizi istiyor. Bu nedenle tarayıcı seçeneğinin var olduğu gerçeğini gizlemeye çalışıyor… Ama öyle! Tarayıcınızda bir Zoom bağlantısı açarsanız, ancak bilgisayarınızda Zoom yüklü değilse, size Zoom’u indirmek için buna benzer bir ekran verecektir (web tarayıcınıza bağlı olarak biraz farklı olacaktır).

Here’s the tricky thing. Click that “click here.” All of a sudden, a new option should appear:

“Tarayıcınızdan katılın” ı tıklayın. Tebrikler, artık tarayıcınızda Zoom’u kullanıyorsunuz!

Bazen bu benim için Firefox’ta çalışmıyor. Chrome ve Chromium, en iyi tarayıcı seçimleridir. Zoom’u zaten indirdiyseniz, tarayıcıda Zoom’u kullanmak için onu kaldırmanız gerekir, ki bunu bilgisayarınızı korumak için yine de yapmalısınız!

Toplantı sahibi “Join From Browser Link” ayarını etkinleştirmişse, sayfalara tıklama işleminin tamamını yapmanız gerekmez; ilk “Launching …” sayfasında yalnızca “join from browser” seçeneği görüntülenir. Sınıf arkadaşlarınızın bu bağlantıyı bulmasını kolaylaştırmak için öğretmeninizden bu ayarı etkinleştirmesini isteyin (Öğretmenler İçin Kılavuz bölümüne bakın).

Aynı şeyi gerçekleştirmek için Zoom bağlantılarını otomatik olarak tarayıcıda birleştiren ve Zoom bağlantılarına dönüştüren tarayıcı uzantısını da kullanabilirsiniz: https://chrome.google.com/webstore/detail/zoom-redirector/fmaeeiocbalinknpdkjjfogehkdcbkcd

Bazen tarayıcıda şifre korumalı toplantılara erişirken sorunlarla karşılaşıyorum.

Zoom’u tarayıcıda kullanmak ile ilgili daha fazla bilgi için:
https://techcrunch.com/2020/03/20/psa-yes-you-can-join-a-zoom-meeting-in-the-browser/

https://support.zoom.us/hc/en-us/articles/214629443-Zoom-Web-Client#h_d058aa08-10b5-4c9f-b029-4ce9603bb2d1

Zoom’u İndirirseniz, Bunun Orijinal Olduğundan Emin Olun

Zoom bu kadar popüler hale geldiğinden, pek çok bilgisayar korsanı Zoom’un sahte kopyalarını oluşturuyor ve insanların bunları indirmesini sağlamaya çalışıyor.[26] Bu sahte kopyalar Zoom gibi çalışır, ancak aynı zamanda bilgisayar korsanlarının hesabınıza ve aramalarınıza erişmesine, hatta bilgisayar korsanlarının kişisel bilgilerinizi ve parolalarınızı çalabilmeleri için bilgisayarınızdaki verilere erişmesine izin verir. Bu bilgisayar korsanları aynı zamanda Zoom’a benzeyen dolandırıcı web sitesi alan adlarını da kaydetmektedir, böylece insanlar bu web sitelerini yanlışlıkla bulacaktır.[27]

Dolayısıyla, Zoom’u indirmeniz gerekiyorsa, doğru url’ye sahip olduğunuzdan emin olun. Orjinal Zoom yazılımı şuradan gelmelidir https://zoom.us

Görüntü ve Mikrofonu Kapatın

Çoğu siber güvenlik uzmanının Zoom’u kullanmaya yönelik önerisi, ihtiyacınız olmayan zamanlarda görüntünüzü ve mikrofonunuzu kapalı tutmanızdır. Bu şekilde, Zoom’a mümkün olduğunca az veri verirsiniz ve kamera veya mikrofonunuzun yanlışlıkla arka planda bir şey alma olasılığını en aza indirirsiniz. Öğretmeniniz sınıfa yalnızca görüntü olmadan sesle katılmanıza izin verirse, bu en güvenli olanıdır.

Kamera Varsayılan Ayarlarınızı Kapalıda Tutun

Geçen yıl, güvenlik uzmanları Zoom’da bir bilgisayar korsanının bilgisayarınızda gizlice bir toplantı açarak sizi web kameranız aracılığıyla gözetlemesine izin veren bir hata tespit etti. Web kameranız ve mikrofonunuzun varsayılanlarını kapalı olarak ayarlayarak benzer güvenlik hatalarıyla savaşabilirsiniz. Böylece bir toplantıya her katıldığınızda bunları kendiniz açmanız gerekir. Zoom’u yalnızca tarayıcıda kullanırsanız, bu konuda daha az endişelenmeniz gerekir. Bilgisayarınızda Zoom yüklüyse, şu ayarlara gitmeniz gerekir: Settings > Audio > Always Mute The Microphone When Entering A Meeting and Settings > Video > Always Turn Off Video When Joining A Meeting.

Kameranızı Bantlayın

Videoyu kapatmak genellikle yeterli olacaktır, ancak web kamerası casusluğuna karşı korumanın en iyi yolu, küçük bir çıkartma veya opak bant parçası alıp kullanmadığınız zamanlarda web kameranızın üzerine koymaktır. Bir çıkartma veya bant parçası iyi bir emniyettir. Sadece bantın orada olup olmadığını görmek için web kameranızın açık mı kapalı mı olduğuna bakabilirsiniz ve web kameranızı kapatmayı unutsanız bile orada olacaktır. Web kameranızın üzerindeki bir bant parçası da sizi Zoom bilgisayar korsanlarından koruyacaktır. Birisi web kameranıza erişmeyi başarsa ve sizi ürkütmeye çalışsa bile, sadece bir bant parçasının arkasına bakacaktır. Zoom’un gerçekten kötü güvenlik açıkları geçmişine bakıldığında bu iyi bir fikirdir, özellikle de bilgisayarınızda Zoom yüklüyse.

Çok yapışkan olmayan ve kameranızı yıpratmayacak bir bant parçası kullanmayı deneyin ve kullanın. Web kameralarını engellemek için tasarlanmış etiketler en iyisidir ve maskeleme, elektrik, koli bandından daha iyidir.

Zoom’u Güncel Tutun

Zoom’u bilgisayarınıza yüklerseniz, sık sık güncellemeleri kontrol ettiğinizden ve en son sürüme sahip olduğunuzdan emin olun. Önümüzdeki birkaç ay boyunca dünyadaki her bilgisayar korsanı bu şeye göz kulak olacak ve Zoom da hatalarını düzeltmek için bir şeyler yapacak. Bu yüzden yamalanmış deliklere sahip güncel bir sürümü kullandığınızdan emin olmak istersiniz, bilgisayar korsanlarının girmeyi bildiği eski sürümde değil! En güvenli seçenek Zoom’u hiç indirmemektir, ancak gerekirse güncellenmiş olduğundan emin olun. Ve yine, onu geçerli bir url’den aldığınızdan emin olun.

Zoom’da Polislerin Bilmesini İstemeyeceğiniz Hiçbir Şeyi Söylemeyin

Sonuç olarak, gizlilik ayarlarında ne yaparsanız yapın, Zoom açıkken söylediğiniz her şeyin Zoom’un veritabanlarında kalma şansı olduğunu varsaymalısınız. Bu da onun üniversite yönetiminiz tarafından izlenebilme, saldırıya uğrama veya polise/hükümete teslim edilme şansı olduğu anlamına gelir. Bu, tamamen paranoyak olmanız gerektiği anlamına gelmez. Bu şeylerden herhangi birinin olma ihtimali hala oldukça küçüktür, ancak sınıfınızın dışından biri bunu öğrenirse sizin için büyük bir sorun olacak bir şey söylemek istiyorsanız da Zoom’da söylemeyin.

Bu, sınıfın yanı sıra bire bir toplantılar için de geçerlidir. Genellikle öğrenciler olarak öğretmenler bizim için akıl hocasıdır. Ya da ödevlere yer bulabilmek için karanlık veya kişisel detayları öğretmenlerimize açıklamamız gerekiyor. Ancak bir öğretmene veya danışmana gerçekten özel bir şey söylemeniz gerekiyorsa -madde bağımlılığı veya reşit olmayan alkol kullanımı, kişisel tıbbi durumunuz, hamileliğiniz, kürtaj, cinsel saldırı, cinsiyet veya cinsellik (eğer şahsi ise), zihinsel sağlık veya göçmenlik durumu gibi- bunu Zoom üzerinden yapmayın. Bunun yerine Signal gibi uçtan uca şifrelenmiş bir programda telefon görüşmesi ayarlayın.

Yaygın Eğitim

Artık sınıflar çevrimiçi olduğu için verilerinizin gizliliği konusunda endişeleriniz varsa, bu Kılavuzun endişelerinizi öğretmeninize veya okul yöneticilerinize açıklamanıza yardımcı olacak dostça bir kaynak olabileceğini umuyoruz. Ve dinlemeseler bile, kendi gizliliklerini korumalarına yardımcı olmak için lütfen bu kılavuzu öğrenci arkadaşlarınızla paylaşın!

Savunma

İşler ilerledikçe, çoğumuz Zoom’a bağlı ve seçtiği gizlilik politikalarının merhametine kalacağımız için, burada Zoom’dan daha fazla şeffaflık ve daha iyi veri uygulamaları talep edebilmek için imzalayabileceğiniz birkaç dilekçe veya katılabileceğiniz eylemleri bulabilirsiniz. Ayrıca temsilcilerinizi arayın! Kongre üyelerinizi arayın! Ona ne kadar bağlı olduğumuzun ışığında, Zoom’un ulusal çapta düzenlemesininin yolarınının bulunmasını isteyin.

Access Now, Zoom’un üçüncü taraflara hangi verileri yayınladıkları konusunda daha şeffaf olmasını talep eden bir gruptur – https://www.accessnow.org/access-now-urges-transparency-from-zoom-on-privacy-and-security/

Fight For The Future, gerçek uçtan uca şifrelemeyi uygulamak için Zoom’a dilekçe veren bir teknoloji etik grubudur: https://actionnetwork.org/petitions/tell-zoom-to-stop-putting-people-in-danger-during-the-covid-19-crisis?source=direct_link

Zoom Güvenlik Kontrol Listesi

Zoom Ayarları

● Uçtan Uca Şifreleme açık

● Tarayıcıdan Katılma açık

● Kayıt Sorumluluk Reddi açık

● Bekleme Odası açık

● Ekran paylaşımı sınırlı

● Toplantılar şifre korumalı

● Video ve Mikrofon varsayılan olarak kapalı

Zoom’u Kullanmak

● Görüşmelere bir telefondan katılırım, ya da yapamıyorsam Zoom’u tarayıcıda kullanırım, eğer onu da yapamıyorsam Zoom’u yasal bir kaynaktan indiririm.

● Web kameramı kullanılmadığımda bantlarım.

Bir Zoom Görüşmesi Ayarlama

● Zoom’un bu görüşme için en iyi yazılım olduğunu ve başka bir program kullanmanın işe yaramayacağını belirledim

● Diğer katılımcılara görüşme yöntemi tercihlerini sordum ve onlar bana Zoom’u kullanmak için açık rızalarını verdiler

Bir Zoom Görüşmesi Gerçekleştirme

● Katılımcılara seslerini / videolarını kapatmalarının uygun olduğunu ve notlarını olumsuz yönde etkilemeyeceğini söyledim (videoya ihtiyaç duymak için güçlü bir neden yoksa)

● (kaydediliyorsa) Bu toplantıyı kaydetmekle aynı hedefleri gerçekleştirecek alternatif bir yöntem olmadığını doğruladım

● (kaydediliyorsa) Katılımcıları kaydettiğimi söyledim ve kaydedilmek için izinlerini istedim


[1] https://www.nytimes.com/2020/03/17/style/zoom-parties-coronavirus-memes.html

https://www.forbes.com/sites/alexkonrad/2020/03/13/zoom-video-coronavirus-eric-yuan-schools/#44793a234e71

[2] https://www.yalelawjournal.org/note/amazons-antitrust-paradox

[3] https://qz.com/1704143/the-antitrust-case-against-facebook/

[4] https://www.theverge.com/2019/5/13/18563379/amazon-predatory-pricing-antitrust-law https://www.nytimes.com/2018/12/12/books/review-curse-of-bigness-antitrust-law-tim-wu.html

[5] https://www.consumerreports.org/video-conferencing-services/zoom-teleconferencing-privacy-concerns/

[6] https://www.nytimes.com/2020/03/30/technology/new-york-attorney-general-zoom-privacy.html

[7] https://www.vice.com/en_us/article/k7e599/zoom-ios-app-sends-data-to-facebook-even-if-you-dont-have-a-facebook-account

[8] https://sfist.com/2020/04/01/zoom-video-conferencing-hit-with-privacy-scandal/

[9]  https://www.tomsguide.com/news/zoom-china-blocking

[10] https://www.theguardian.com/technology/2020/apr/08/zoom-privacy-video-chat-alternatives

[11] https://techcrunch.com/2020/07/01/zoom-transparency-report-deadline/?guccounter=1&guce_referrer=aHR0cHM6Ly93d3cuZ29vZ2xlLmNvbS8&guce_referrer_sig=AQAAADT9OnEicpGL9NsSEMtXeK8eWalU8keJCknmxFeJRGQ4RdpQAB7Dw6UU8kNFJhLpKOkPXEE5t-0GUtL5s__lodNYQ-S93fD3F0qJQuAUb7Vkm9bg7xIYW8fkkb2EqbLzvj2MwQemIxGUWjc48ob4RQDejpavpTkFg_jWWgRp6Z1v

[12] https://theintercept.com/2020/03/31/zoom-meeting-encryption/

[13] https://www.reuters.com/article/us-spacex-zoom-video-commn/elon-musks-spacex-bans-zoom-over-privacy-concerns-memo-idUSKBN21J71H

[14] https://www.vox.com/recode/2019/7/9/20687689/zoom-mac-vulnerability-medium-jonathan-leitschuh-camera https://www.vice.com/en_us/article/8xzjj4/zoom-video-conferencing-vulnerability-lets-hackers-turn-on-your-webcam

https://www.theverge.com/2019/7/8/20687014/zoom-security-flaw-video-conference-websites-hijack-mac-cameras

[15] https://www.tomsguide.com/news/zoom-security-flaw-windows

[16] https://talosintelligence.com/vulnerability_reports/TALOS-2020-1055

[17] https://www.theguardian.com/technology/2020/apr/08/zoom-privacy-video-chat-alternatives

[18] https://en.wikipedia.org/wiki/General_Data_Protection_Regulation

[19] https://www.nytimes.com/2020/01/18/technology/clearview-privacy-facial-recognition.html

[20] https://www.reuters.com/article/us-health-education-safety/some-school-security-measures-make-kids-feel-less-safe-idUSKCN1M72P5

[21] https://nyupress.org/9781479837243/algorithms-of-oppression/

https://read.dukeupress.edu/books/book/147/Dark-MattersOn-the-Surveillance-of-Blackness

[22] https://www.forbes.com/sites/seanlawson/2020/04/24/are-schools-forcing-students-to-install-spyware-that-invades-their-privacy-as-a-result-of-the-coronavirus-lockdown/#e8c920c638d8

[23] https://www.nytimes.com/2020/05/10/us/online-testing-cheating-universities-coronavirus.html

[24] https://www.theverge.com/2020/4/29/21232777/examity-remote-test-proctoring-online-class-education

[25] https://www.chronicle.com/article/will-the-pandemic-usher-in-an-era-of-mass-surveillance-in-higher-education/

[26] https://www.tomsguide.com/news/hacked-zoom-installers

[27] https://www.tomsguide.com/news/zoom-malware-attacks


Profesör Sonia Livingstone ve Alicia Blum-Ross’un Parenting For A Digital Future Adlı Kitabı Üzerine

Temmuz 26, 2020

London School of Economics and Political Science’dan Profesör Sonia Livingstone Alicia Blum-Ross ile birlikte kaleme aldığı yeni kitabı Parenting for a Digital Future: How Hopes and Fears about Technology Shape Children’s Lives hakkında The Chronicle’a konuştu.[1]

Bize yeni kitabınızdan bahseder misiniz?

Dijital ebeveynlik ile ilgili çok fazla endişe var. Aile evi son yıllarda giderek daha fazla dijital cihazla dolu hale gelmiş vaziyettedir. COVID-19 sırasında yaşam bu endişeleri daha da yoğunlaştırıyor gibi görünüyor. Kitabımız, ebeveynlerin dijital dünyaya nasıl yaklaştıkları ve çocukların dijital geleceği için ne umdukları ile ilgilidir. Aileler önemli bir değişim geçiriyor ve çoğu zaman çocukların ellerindeki teknoloji, ebeveynlerin çocuklarının geleceği hakkındaki umutlarını ve korkularını özetliyor gibi görünüyor. Araştırmamızda, bazı ailelerin varlıklı ancak birçoğunun da fakir olduğunu, bazılarının yaratıcı ve diğerlerinin bilgisayar kurdu olduğunu (her ikisi de olabilir), bazıları farklı zorluklar ile karşı karşıya iken, bazılarına özel eğitim ihtiyacı gerektiği ve farklı engelleri olan çocukların olduğunu kabul ederek aile yaşamının çeşitliliğini yakalamak istedik. Kitabımız, yol boyunca bazı ilham verici hikâyeler ve pratik bilgilerle onların bu problemlerle nasıl başa çıktıkları ve toplumun onlara nasıl daha iyi yardımcı olabileceği ile ilgilidir.

Bu kitabı yazmaya ne ilham verdi?

Çocukların dijital dünyaya bakış açılarını yıllardır araştırıyor, teknolojik her şeye olan hevesli kucak açışlarını takip ediyor ve ebeveynler, eğitimciler ve toplum üzerindeki etkilerini izliyorum. Ancak son birkaç yıldır, araştırmacıların ve politika yapıcıların doğrudan ebeveynlerden ne kadar az şey duyduklarının farkına vardım. Sanki ebeveynleri ve onların bakış açılarını ve endişelerini anlamak yerine, sadece çocukları öğrenmek için ebeveynlerle konuşuyoruz. Bir keresinde bir politika yapıcı bana ebeveynlere ulaşmanın çok zor olduğundan şikâyet etti. Ve eğitimcilerle konuşurken dolaylı olarak da olsa sık sık ebeveynlerin çocukları için bir şekilde sorun olduğunu duyuyorum. Bu da beni doğrudan ebeveynler ile irtibat kurmaya itti. Sonuçta imkânsız bir görevleri var. Şu an için 10, 20 veya daha fazla yıl içinde çocuklarının hayatlarını etkileyebilecek kararları vermek zorundalar. Ebeveynlere 2030 veya 2040’ta çocuklarının yaşamlarını nasıl hayal ettiklerini sorduğumda genellikle bana boş boş bakıyorlar. Ya da bana teknolojinin devraldığı distopik bir bilim kurgu geleceğini anlatıyorlar. Böylece, dijital geleceği nasıl hayal ettikleri ve bugünkü ebeveynliklerinin ne gibi sonuçları olduğu noktasında ebeveynlerle görüşme yapmaya başladım.

Ebeveynler ve diğer bakıcılar şu anda ne tür zorluklarla karşılaşmaktadır? Bunlar mevcut COVID-19 salgınına özgü mü?

Ebeveynlerin genel olarak karşılaştıkları temel zorluk, normal destek kaynaklarının dijital teknolojiye göre daha az etkili olmasıdır. Örneğin, ebeveynler genellikle çocuk yetiştirme konusunda tavsiye almak için kendi ebeveynlerine başvururken, dijital teknolojiler söz konusu olduğunda bunu yapamayacaklarını söylerler. Diğer bir zorluk, sanki çocuklarını izlemek ve kısıtlamak için ellerinden geleni yapıyormuş gibi aldıkları tavsiyelerin çoğunun ekran süresinden endişe duyma ve her zaman çocuklarının dijital aktivitelerine polislik etmelerinin beklenmesidir. Araştırmamız, ekran zamanı kurallarının evde hemen hemen her şeyden daha fazla çatışmaya neden olduğunu buldu. Bu zorlukların her ikisi de ebeveynlerin daha izole olduğu ve ailelerin internet’e daha da bağımlı hale geldiği COVID-19 sürecinde daha beter hale geldi. Ebeveynlerin ve çocukların sadece çevrimiçi olarak ne kadar zaman harcayacaklarına değil, hangi aktivitelerin değerli olduğu, hangi uygulamaların gerçekten eğitici olduğu ve farklı sosyal medya uygulamalarının risklerinin neler olduğuna karar vermek için birlikte yollar bulmaları her zamankinden daha önemlidir.

Bu kitapta, mentorluk programları gibi çocuklara ve ailelere hizmet veren kuruluşlar için hangi mesajlar var?

Çocuklara ve ailelere hizmet veren kuruluşların sürece ebeveynleri dâhil edebilmesinin açık bir yolu olduğunu bilsem de yine de ebeveynlerin yeterince hoş karşılanmadığını veya dinlenmediklerini duydum. Ebeveynler genellikle çocuklarının özel ihtiyaçları hakkında en çok şeyi bilendir ve ayrıca kendi ayırt edici aile değerlerinin çocuklarına yardım eden kuruluşlar tarafından tanınmasına heveslidir. Mentorluk ve desteğe ihtiyaç duyan birçok ebeveynle görüştük. Açıkçası duygusal ihtiyaçları ve endişeleri mevcut koşullar altında daha da büyük olacak gibi görünüyor. Dijital teknolojinin şu anda ailelerin yaşamlarını işgal ettiği dikkate alındığında, genellikle keşfedilmemiş olan nokta ilişkilerin ve kimliklerin oluşturulmasına yardımcı olabilecek birçok olumlu dijital fırsatın olmasının muhtemelliğidir. Ve kitabımız bunun nasıl gerçekleşebileceğine dair örnekler sunmaktadır.


[1] Röportaj Monica Arkin tarafından gerçekleştirilmiştir.

Çeviri: Hasan H.Kayış, Ankara Ünv. İletişim Fak.Ar.Gör.

Kaynak:https://www.evidencebasedmentoring.org/professor-sonia-livingstone-on-parenting-in-the-digital-age/


Kamu Görevlilerine Covid-19 Testi Pozitif Olan İnsanların Nerede Olduğunu Söylemek Kamu Sağlığına Zarar Verebilir

Temmuz 22, 2020

Matthew Guariglia

Çeviri. H. Hüseyin Kayış, A.Ü. İletişim Fakültesi Ar.Gör.

ABD’nin bazı bölgelerinde yerel yönetimler COVID-19 testi pozitif çıkan kişilerin adlarını ve adreslerini polis ve diğer ilk müdahale ekipleriyle paylaşıyor. Bu uygulama, testi pozitif çıkan birinin evinden bir çağrı geldiğinde polis, EMT ve itfaiyecileri güvende tutmayı amaçlamaktadır.

Bununla birlikte, bu bilgi çağrılara ilk cevabı verenleri tanımlanamayan, asemptomatik ve semptomatik vakalardan koruyamaz. Ayrıca, insanların test edilmesini engelleyebilir, enfekte olmuş kişilerin damgalanmasına katkıda bulunabilir, savunmasız topluluklarda polislik kalitesini düşürebilir ve virüse yakalanma korkusu nedeniyle polisi yardım çağrısından kaçınmaya teşvik edebilir.

Mevcut sağlık krizine yanıt olarak, bazı hükümetler yüz tanıma, coğrafi konum izleme ve ateş algılama kameraları da dâhil olmak üzere kişisel verileri, test edilmemiş veya etkisiz yeni yollarla toplamaya ve dağıtmaya çalışmaktadır. Bu tür yeni taktikler ve teknolojilerin kullanımlarının haklı, minimize, şeffaf ve tarafsız olup olmadığını belirlemek için yakından değerlendirilmesi gerekmektedir. Çağrılara ilk cevap verenler ile COVID-19 sözleşmesi imzalamış olan kişilerin ev adreslerini paylaşmak uygun olmaz.

Ne öneriliyor?

Alabama, Florida, Massachusetts ve Kuzey Carolina’daki bazı yerel yetkililer hâlihazırda COVID-19 testi pozitif çıkan kişilerin adlarını ve adreslerini topluyor ve bu verileri yerel ilk çağrı yanıtlayanlara teslim ediyor. Bu taktiğin taraftarları bu uygulamanın, ilk müdahalenin gerekeceği pozitif vakanın evinden gelen bir çağrıya cevap verirken gerekli önlemleri almasına izin vereceğini savunuyor.

Bununla birlikte, bu şu anda virüsün bulaşmasından kaçınmanın yollarını deneyen çağrılara ilk yanıt verenleri korumak için çok az şey yapacaktır. Birçok COVID-19 vakası asemptomatiktir, hafif semptomlar gösterir veya Amerika Birleşik Devletleri’nin birçok bölgesinde test yapılmaması nedeniyle teşhis edilmemiştir. Çağrıları ilk yanıtlayanlara vakası onaylanmış COVID-19 bireyleri hakkında veri vermek, polisi, sağlık görevlilerini veya itfaiyecileri yanlış bir güvenlik hissine sokabilir. Çağrılara ilk yanıt verenler her aramaya içerideki birine virüs bulaşmış gibi cevap vermelidir. Bu da veri paylaşımını gereksiz kılar. Gerçekten de, ilk müdahalede bulunanlar ile halkın üyeleri arasında pek çok etkileşim bir evde gerçekleşmemektedir. Bu nedenle ilk müdahalede bulunanlar her teması bir enfeksiyon riski olarak ele almak için gerekli araçlar ve eğitim ile donatılmalıdır.

Endişeler neler?

Amerika Birleşik Devletleri’nde insanlar için COVID-19 testi yaptırmak için hala çok fazla zorluk var. Testi pozitif çıkan kişilerin tıbbi verilerini ve adreslerini paylaşmak bir tane daha yaratabilir, bazı insanların test edilmesini engelleyebilir. Örneğin, evsiz ya da belgesiz bireyler gibi savunmasız nüfus, bilgilerinin halk sağlığını yönetenler dışındaki devlet kurumlarının elinde olacağını bildikleri takdirde test edilmeye hazır olmayabilir. Gerçekten de buradaki taktik, veri gizliliği ile ilgili temel bir normla çelişmektedir. Hükümet, tanımlanabilir insanlar hakkında hassas verileri bir amaç için topladığında, bu verileri başka bir amaçla kullanmamalıdır. Ayrıca, yüz binlerce ilk müdahale ve sevk memuru bu bilgilere eriştiğinde yanlış kullanım ve ihlal riski doğar.

Benzer şekilde, kişisel sağlık verilerinin polis ve diğer hükümet yetkililerinin elinde birikmesinin, enfekte olan kişilerin toplum karşısında damgalanma ve önyargı oluşturduğuna dair tarihsel emsaller vardır. Örneğin, bazı halk sağlığı uzmanları COVID-19 testi pozitif çıkanların bir listesini tutmak ile 1980’lerin ve 1990’ların AIDS krizi sırasında HIV testi pozitif olan bir kişiyi takip eden damgalamanın arasındaki paralelliklere dikkat çekti. Benzer şekilde, 1918 grip salgını sırasında bazı insanlar ve doktorlar, karantinaya alınma, utanma veya damgalanma korkusuyla hastaları ifşa etmekten veya teşhis etmekten kaçındı.

Ayrıca virüs, halihazırda kamu güvenliği ve kamu sağlığı kurumları bakımından zaten yetersiz durumda olan insanların yaşadığı mahallelere orantısız bir şekilde zarar vermektedir. Hastalık bulaşmış kişilerin adreslerini ilk çağrı yanıtlayanlara açmak, yanıt verenlerin cesaretini kırabilir ve evlere hızlı yanıt verilmesini engelleyerek bu sorunu artırabilir. Bu isteksizlik, paylaşılan COVID-19 test verileriyle ilişkili belirli bir ırk veya etnik kökenle kolayca tanımlanabilen bir mahalleye bile yayılabilir.

Sonuç

Çağrılara ilk yanıt verenler ile COVID-19 testlerinden veri paylaşmak, ciddi bir sorunu çözmek için kolay bir düzeltme gibi görünebilir, ancak önerildiği gibi yardımcı olmayacaktır. İlk müdahaleciler, çağrıları yanıtlarken ve halkla etkileşimler başlatırken her türlü önlemi almaya devam etmeli ve toplumlarındaki yanıltıcı derecede az sayıda pozitif testten kaynaklanan kişisel sağlık verilerine güvenmemelidir.

Bu verilerin paylaşılması halk sağlığı hedeflerimize zarar verebilir. İnsanların test, izolasyon ve tedavide kendilerine yardımcı olması için hükümete ihtiyaç duydukları bir anda, hükümet de halkın işbirliğine ihtiyaç duyar. Bu tür bilgi paylaşımı bu önemli ilişkiyi aşındırabilir.

Kaynak: https://www.eff.org/tr/deeplinks/2020/04/telling-police-where-people-covid-19-live-erodes-public-health


K-POP’TAN K-AKTİVİZME SOSYAL MEDYANIN YENİ ‘K’ GÜÇLERİ

Temmuz 20, 2020

Alptekin Keskin, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Doktora Öğrencisi 

K-Pop gruplarının tüm dünyada yükselen popülerliğinin bir sonucu olarak gündelik hayatta (özellikle sosyal medyada) herhangi bir K-Pop grubunun ismini duymayan hemen hemen yok gibidir: BTS, EXO, Blackpink, Big Bang, GOT7, RedVelvet, TXT vb.

K-Pop grupları dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hayranları tarafından ilgiyle takip edilen gruplardan bazıları. Twitter’da yalnızca BTS’in (@BTS_twt) 27 milyon takipçisi bulunmakta. BTS’i dünya çapında tanınır kılan ise BTS’in hayran topluluğu olan ARMY. Lee (2019), dünya çapında güçlü dayanışmaları bulunan ARMY’leri tutkulu bir grup ve inanç benzeri duyguları paylaşan ‘haz topluluğu’ (community of taste) olarak nitelemekte.

BTS’in BLM destek açıklaması

Güney Kore hükümetlerinin Hallyu (Korean Wave-Kore Dalgası) olarak adlandırılan Güney Kore popüler kültürü ürünleri K-dramalar ve K-Pop’u kültürel diplomasi ve yumuşak güç aracı olarak kullandığı (Jang ve Paik, 2012; Walsh, 2014; Dhawan, 2017; Binark, 2019; Binark, 2020) bilinmektedir. Hatta bazı araştırmacılara göre Hallyu açık bir şekilde Kore hükümetleri ve medya/kültür endüstrileri tarafından desteklenen ulusal/cı bir proje dir (Choi, 2015). Güney Kore hükümetleri, kamu ve özel ajanslar aracılığıyla özellikle son dönemlerde K-Pop gruplarını ulus markası (nation brand) olarak bilinçli olarak teşvik etmekte ve ön planda tutmaktadır.

K-Pop ve K-Pop fanlarının isimleri son zamanlarda çeşitli sosyal hareketlere verdikleri destekle gündemde. BTS, EXO ve Blackpink, ABD’deki ırkçı hareketler karşısında başlatılan ‘Black Lives Matter’ kampanyasına desteklerini bildirdiler. BTS’in ‘Black Lives Matter’ kampanyasına 1 milyon dolar bağışı ve hemen ardından ARMY’lerin sosyal medya organizasyonu ile bu bağışa karşılık olarak 24 saat içerisinde topladıkları 1 milyon dolar tüm dünyada gözleri BTS ve ARMY’lerin üzerine çevirdi.

K-Pop fanlarının dünya medyasını meşgul etmesi yalnızca Black Lives Matter’a destekleriyle sınırlı kalmadı. ‘Black Lives Matter’ protestolarından sonra 31 Mayıs’ta Dallas Polisinin bir mobil uygulama hazırlayarak illegal aktiviteleri bu uygulamaya ihbar edilebileceğini bildirmelerinden sonra K-Pop fanları bu uygulamayı kendi hazırladıkları fan videolarıyla sabote ettikleri görüldü. Sonuç olarak söz konusu uygulamanın ‘teknik zorluklardan dolayı’ kaldırıldığı bildirildi.

Olaylar bununla da bitmedi. ABD Başkanı Trump’ın 20 Haziran’daki Tulsa’daki seçim mitinginin boş kalması da K-Pop fanları ve TikTok kullanıcılarının üzerine kaldı. İddiaya göre K-Pop fanları ve TikTok kullanıcılarının, Trump’ın seçim mitingi için hazırlanan online davetiyeleri alarak mitinge katılmamaları sonucu miting salonunun üçte ikisi boş kaldı ve bu Trump için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Bundan sonrasında ise K-Pop fanları için sosyal medyada yazılanlar fanlara yeni bir güç veya liderlik sıfatlarını akla getirdi: ‘Sosyal medyanın maestroları[1]’, ‘beklenmedik bir müttefik[2]’, ‘farklı kahramanlar[3]’.

Son olarak Hindistan’daki yüzlerce kişinin evsiz kalmasına ve 71 kişinin ölmesine sebep olan Assam sel felaketinden dolayı sosyal medyada organize olan Hintli BTS fanları bir gün içerisinde yaklaşık 5,80,000 Hint Rupisi (yaklaşık 8000 Dolar) toplayarak büyük bir rekora imza attılar. Bu bağış Hindistan medyası ve sosyal medyada büyük bir yankı uyandırdı[4] (5).

Tüm bunlar dijital dünyada K-aktivizminin yükselen ayak seslerini çağrıştırmakta. K-Pop fanlarının sosyal ağlarda trolleme davranışı ve dünya genelindeki kampanyalara organize bağış desteği, pandemi süreci de göz önünde bulundurulduğunda sosyal hareketlerin günümüzde daha çok dijital ağlardaki topluluklar aracılığıyla yükseleceğini göstermektedir.

KAYNAKÇA

Binark, M. (2019). Kültürel Diplomasi ve Kore Dalgası “Hallyu”Güney Kore’de Sinema Endüstrisi, K-Dramalar ve K-Pop. Ankara: Siyasal Yayınevi.

Binark, M. (2020). “Arttırılmış Eğlence Olarak K-Pop Ve Bts’in Çekim Gücü”, Asya’da Popüler Kültür ve Medya. (Der.) Mutlu Binark, Ankara: UMAG.

Choi, J. B. (2015). Hallyu versus Hallyu-hwa: Cultural Phenemenon versus Institutional Campaign., Hallyu 2.0: The Korean Wavein the Age of Social Media. Der. Sang Joon Lee ve Abe Markus Nornes, Ann Arbor: University of Micgigan Press, 31-52.

Dhawan, R. K. (2017). Korea’s Cultural Diplomacy: An Analysis of the Hallyu in India. Strategic Analysis, Volume 41:6, 559-570.

Jang, G., & Paik, W. K. (2012). Korean Wave as Tool for Korea’s New Cultural Diplomacy. Advences in Applied Sociology, Vol.2 No.3, 196-202.

Lee, J. (2019). BTS and ARMY Culture. Seoul: CommınicationBooks.

Walsh, J. (2014). Hallyu as a Government Construct: The Korean Wave in the Contextof Economic and Social Development. The Korean Wave: Korean Popular Culture in Global Context. Der. Yasue Kuwahara. New York: Palgrave Macmillan.13-31.


[1]https://www.latimes.com/world-nation/story/2020-06-04/k-pop-fans-maestros-o-social-media-bring-their-powers-to-bear-on-blacklivesmatter-protests)

[2] https://time.com/5851211/kpop-bts-black-lives-matter-social-media/

[3]https://www.adobomagazine.com/digital-news/digital-dont-anger-the-k-pop-fans-k-pop-community-invades-racist-hashtags/

[4] https://www.sentinelassam.com/north-east-india-news/assam-news/fans-of-korean-pop-group-bts-raise-over-rs-5-lakh-for-assam-flood-victims-489444

(5) https://www.news18.com/news/buzz/bts-fans-in-india-dont-just-sing-on-self-love-they-raised-over-rs-5-lakh-for-assam-floods-2720633.html


Dear Class of 2020 ve YouTube Canlı Yayını 2: “Pick a Topic, Shoot a Video, Be on Our Show…”

Temmuz 3, 2020

Yazan: Meral Tosun Tüfekçioğlu, Hacettepe Üniversitesi SBE, İletişim Bilimleri Programı, Lisansüstü Öğrencisi

Youtube Dear Class of 2020 Etkinliğine Dair Bir Değerlendirme

Bugün artık bir Covid – 19 yeni normali içerisinde yaşamaktayız. 2019’un sonunda Çin’de ortaya çıkan ve hızla dünyaya yayılan pandemi ile bütün gündelik rutinlerimiz değişti. Neredeyse bütün aktivitelerimize ve alışkanlıklarımıza ara vermek durumunda kaldık. İşe gitmek, restoran, kafe vb. mekanlarda sosyalleşmek, kamuya açık alanlarda spor yapmak, sarılmak, tokalaşmak, toplu taşıma kullanmak, kalabalık kutlamalar, festivaller, konferanslar, konserler… Hepsi ara vermek, ertelemek zorunda olduğumuz faaliyetlere dönüştü. Bu süreçte sekteye uğramayan ve azaltmak zorunda olmadığımız hatta daha fazla pratik ettiğimiz deneyimler ise herhalde yemek yapmak, temizlik yapmak ve yeni medya platformlarında etkileşime girmek oldu. Öyle ki bu platformların varlığı eski normalimizde yapmayı planladığımız ama pandemiden dolayı yapamadığımız bir çok etkinliği sanal ortamda gerçekleştirmemize imkan verdi. Bauman’ın deyimiyle mekan artık ulaşmak için çaba harcanması gereken hedef olmaktan çıktı. (Bauman. 2008, s. 172).

Covid – 19, ağ toplumunda bir pandemi yaratmıştır ve pandemiye bağlı olarak bireylerin ağda yapıp ettikleri bu süreci geçmişte yaşanmış diğer pandemilerden ayıran temel özelliklerden biri olarak karşımıza çıkar; tüm iletişimsel faaliyetler teknik engeller dışında sekteye uğramadan devam etmektedir, mekanın önemini yitirmesi hatırı sayılır ölçüde çalışanın evden çalışmasına imkan vermiştir, dünya genelinde pandemi ile ilgili tüm gelişmeler herkesin ilgilendiği gündem maddelerine dönüşmüş, bütün dünya vatandaşları her ülkenin pandemi sürecini gözlemleyebilmişlerdir. Bu çoğunlukla dijital mecralar aracılığıyla gerçekleşmiştir ve küresel bir bütünlük, ortak bir nokta yaratmıştır. Bu bağlamda yine platformlar üzerinden gerçekleşen dayanışma konserleri, konferanslar, çeşitli kutlamalar medyana gelmiştir; bunlardan biri de Youtube’un 2020 mezunları için düzenlediği Dear Class of 2020 online mezuniyet törenidir. Youtube, bu küresel törene katılmak isteyen öğrencilerden kendi kutlamalarına dair kısa videolar çekip göndermelerini istemiş, böylece öğrencilere sanal bir stadyumda bir araya gelerek yapılacak olan törenin bir parçası olma fırsatını vermiştir. Öğrencilerin geniş katılımının yanı sıra etkinliğe çok fazla ünlü katılmış ve 2020 mezunları için konuşmalar yapmış ve konserler vermişlerdir. Törene Beyonce’un yaptığı ırkçılık ve gender karşıtı konuşma damgasını vururken Michelle ve Barack Obama, Bill ve Melinda Gates gibi önemli isimler ve Lady Gaga, BTS gibi dünyaca ünlü starlar da katılmıştır. Yaklaşık 5 saat süren törenin toplam izlenmesi ise 8,5 milyondur. Sanal platformların pandemi döneminde en çok kar eden şirketler olduğunu ve Youtube’un da bu özel şirketlerden biri olduğunu düşünürsek, ayrıca törene katılan bireylerin ağ toplumunda yaşayan bireyler olduğunu hatırlarsak Dear Class of 2020 törenini platform kapitalizmi, emek, zaman ve mekan açısından değerlendirmek anlamlı olacaktır.

Kapitalizm, bir krize çarptığında yeniden yapılanma eğilimi gösterir; yeni teknolojiler, yeni örgütsel biçimler, yeni sömürü biçimleri, yeni iş türleri ve yeni pazarlar, sermaye biriktirmenin yeni bir yolunu oluşturmak için ortaya çıkar. (Srnicek, 2017, s. 22)  Platformlar, Srnicek’e göre, dünyanın yaşadığı 1970, 1990 ve 2008 yıllarında geleneksel üretim süreçlerinin yaşadığı kaynak ve üretim sorunlarından kaynaklanan krizler ve önemli gelişmelerin oluşturduğu zeminde ortaya çıkan, hammadde olarak veriyi işleyen iş alanlarını oluşturmuşlardır. (Srnicek, 2017). Kapitalizmin yeniden yapılanma eğilimi ve platformların hammadde olarak veriyi çıkartıp işleyip satması platform kapitalizmini doğurmuştur. Bu bağlamda kişisel verileri elinde en çok tutabilen platformlar lider olacak, bu liderlik ise tekelleşmeyi getirecektir. Bugün en büyük tekeller olarak Google, Facebook, Netflix Çin’de WeChat gibi şirketler gösterilebilir. Google’ın bünyesinde faaliyet gösteren Youtube ise büyük oranda kullanıcıya yani güce sahiptir. Bu noktada Youtube’un neredeyse tamamen reklamla finanse edildiğini hatırlamak önemlidir. (Allen’den aktaran Gillespie, 2010, s. 354). Youtube, hizmetini yalnızca kullanıcılarına değil, reklamverenlere, iş ortağı ve politika yapıcılara, partner olmayı umduğu büyük medya üreticilerine de sunmalıdır. (Gillespie, 2010, s. 348). Dolayısıyla Youtube, ticari kaygıları olan özel bir şirkettir ve platformda etkileşimde bulunan herkesin verileri onun için gelir sağlayacak hammaddelerdir. Ayrıca platform kapitalizminin bir özelliği olan tekelleşme platformlar arası rekabeti kızıştırarak platformları yakınsak hale getirir. (Srnicek, 2017) Bu yakınsama Youtube ve Netflix’in rakip olmasına da sebep olan bir özelliktir. Öyle ki Youtube, Premium uygulamasına geçmiş, Netflix’e ve diğer dizi ve film platformlarına benzer şekilde kendi özgün dizilerini üretmeye başlamıştır. Tüm bunlar bize platformlar arası rekabetin boyutlarını göstermektedir. Korona döneminde ise platform kullanımlarındaki artış, özellikle video tüketiminde en yüksek artışın görülmesi (Goetzen, 2020) platformlar arası ticari çekişmeleri normal kılmaktadır. Bu bağlamda Dear Class of 2020 Youtube için ticari açıdan başarılı bir hamle olarak değerlendirilebilir çünkü pandemi döneminde en çok vakit geçirilen platformlardan biri olan Netflix’te olmayan etkileşim ve canlı yayın özelliği ile daha kapsayıcı ve çok yönlü olduğunu kanıtlamıştır. Youtube, öğrencilere online bir platform sağlayıp onları önemli isimlerle buluşturmasının yanı sıra tüm katılımcıların verilerini ve etkileşimlerini platformun elde edeceği ivmelenme için kullanmıştır.

Platform kapitalizminin daha hızlı ivmelenmesinde payı olan pandemi, platformlar üzerinde artı değer üreten emeğin de daha fazla sömürülmesine ortam hazırlamıştır. Bu dönemde deneyimlediğimiz zaman ve mekan algısı ise bu sömürüye hizmet eder. Hali hazırda ağ toplumunun bir özelliği olarak mekanın önemini yitirmiş olmasından bahsetmiştik. Karantinada kalınan süreçte döngüsel bir zaman algısını, içinde kalmak zorunda olduğumuz mekanlar yani evler oluşturmuştur denebilir. Bu alışık olmadığımız zamandan düz çizgisel zamana geçiş içinse platformları kullanmak en yaygın davranış haline gelmiştir. Emarketer.com’da yayınlanan rapora göre, platformlarda vakit geçirme oranı 2019 yılına göre 7 dakika daha fazla olarak kaydedilmiştir. Bu artış tamamen pandemiden kaynaklıdır zira 2019 yılındaki tahminler 2020’de stabil bir hareketlilik olacağını göstermiştir.(Williamson, 2020). Pandemi ve karantina süreçleri, bu süreçte yeni medya platformlarında sergilediğimiz pratikler, pandemi sonrasında da devam edecek bir takım değişikliklerin temelini atmış olabilir. Dear Class of 2020 mezuniyet töreninin Dear Class of 2021 şeklinde devam etmeyeceğini garanti edemeyiz. Bu ipucu net bir şekilde kapitalist çıkarlar uğruna iş ve sosyal yaşamda bir takım köklü değişiklere işaret edebilir. Örneğin, pandemi sonrasında da online eğitimlerin devam edeceğine yönelik söylemler fazlalaşıyor. Prof. Dr. Selçuk Şirin’in Ekotürk Tv’ye yaptığı açıklamada, eğitimin %50’sinin dünya genelinde dijital ortamlarda gerçekleştirileceğini, bilimsel çalışmalardan ziyade meslek edinmek isteyen öğrencilerin online programlarla dijital diplomalar ile mezun olacaklarını tahmin ediyor. Teorik eğitimin dijital platformlar aracılığıyla, uygulamanın ise staj vb. gerçek ortamlı deneyimlerle elde edilebileceğini vurguluyor. (Şirin, 2020). Bu durum yalnızca eğitim için geçerli değildir. Evden çalışmaya devam edebilecek binlerce çalışan da pandemi sonrasında bu şekilde devam edebilir. Bu uygulamaların birçok eleştirisi olabilir ya da faydalı yanları illaki olacaktır. Ancak bizi ilgilendiren eleştiri platform kapitalizmi bağlamında emeğin gitgide daha da güvencesizleşmesidir. Çalışanını somut bir iş yerinde istihdam etmeyen (bir çalışma mekanı olarak ev deneyimi bu sürece vesile olacaktır) işletmeler ise bu durumdan karlı çıkacak olanlardır çünkü bu durumda işyerleri çalışanını freelance istihdam edebilir, sigorta maliyetlerinden kurtulabilir, fazla mesai ya da ücretli izin gibi maliyet yaratan yüklerden kurtulabilir. Ayrıca çalışma zamanı ile boş zamanın arasındaki çizginin belirsizleşmesi emeğin daha fazla sömürülmesine olanak tanır. Bu durum pandemi öncesi süreçte de yaşanmaktaydı ancak pandemi ile birlikte daha çok derinleşmekte ve günlük rutine dönüşmektedir.

Ele alınacak bir diğer önemli nokta törene katılan konuşmacıların değindikleri ortak konulardır. Genel olarak, toplumsal cinsiyet, ırkçılık ve iklim krizi birden fazla konuşmacının dikkat çektiği konuları oluşturmaktadır. Bu durumdan yola çıkarak platformların kendi iç politikalarından bahsedebiliriz. Gillespie’nin Politics of Platforms adlı makalesinde yer verdiği, Youtube ekibinin kendi iç politikalarıyla ilgili açıklaması şöyledir;

Senatör Joe Lieberman’ın İslamcı eğitim propagandası olduğunu iddia ettiği bir dizi videoyu kaldırma talebine yanıt olarak, Youtube, özgür konuşmayı teşvik eder, popüler olmayan bakış açılarını ifade etme hakkını ve herkesi savunur. Youtube’un kullanıcılar için daha zengin bir platform olduğuna inanıyoruz, çünkü farklı görüşlere ev sahipliği yapar, tartışmaları bastırmak yerine kullanıcılarının kabul edilebilir tüm içeriği görüntülemelerine ve kendi fikirlerini oluşturmalarına izin verir. (Aktaran Gillespie, 2017, s. 356).

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere Youtube ifade özgürlüğünü dolayısıyla belli bir hedef kitleye değil geniş kitlelere hitap ettiğini duyurur. Karşıt görüşlere, farklı yaşam tarzlarına sahip, farklı sınıftan insanların girip içerik üretebileceği, içerik tüketebileceği ve etkileşimde bulunabileceği bir yapı sunar. Bu politika platformların yayılmacı özelliğini ve tekelleşme çabalarını anlamak için somut bir örnektir. 

Sonuç

Gittikçe tekelleşen ve piyasa değerini yükselten platformlar aracılığıyla köklü bir dijital dönüşümün ilk adımlarını Covid -19 pandemisi ile birlikte görmekteyiz. Gittikçe güçlerinin artıran platformların özellikle pandemi döneminde ekstra bir ivmelenme elde ettiğini söyleyebiliriz. Dear Class of 2020 ilerde yaygın bir şekilde yapılacak olan yüzlerce online mezuniyetin ilki olabilir. Bu ilk, milyonlarca online eğitim ile mezun olacak, online diploma alacak öğrencilere işaret ediyor olabilir. Bu mezun olan öğrencilerin ciddi bir kısmı yaratıcı emek gücünü oluşturacak daha da derinleşmiş güvencesiz koşullarda birer prekarya olarak çalışma hayatına atılacaklardır. Dear Class of 2020’de konuşan ünlülerin söylediği, “hayallerinin peşinden git, cesur ol, güç senin içinde, farklı olanı keşfedip yapacaksın” gibi motivasyon cümleleri, bu koşullarda maalesef öğrencilerin çok azının başarabileceği hedefler olacaktır. Sonuç olarak, eğitimin ve emeğin büyük oranda dijitalleşmesi hali hazırda dijitalleşmeden kaynaklanan eşitsizlik ve güvencesizliği güçlendirecektir. Bu işten karlı çıkacak olan ise günü sonunda platform kapitalizmi olacaktır.  

Kaynakça

Bauman, Z. (2019). Akışkan Modernite. S. Okan Çavuş, (Çev.). İstanbul: Can Yayınları.

Gillespie, T. (2010). “The Politics of Platforms”, New Media and Society, 12(3):347-364.

Goetzen, N. (2020, Haziran 12). How Consumers’ Spending Habits, Media Consumption and Brand Perceptions Have Shifted During the Pandemic. https://www.emarketer.com/content/how-consumers-spending-habits-media-consumption-brand-perceptions-have-shifted-during-pandemic

Srnicek, N. (2017). Platform Capitalism. London: Polity

Şirin, S. (2020, Nisan 21). Uzaktan Eğitim Pandemiden Sonra Da Devam Edecek Mi?. https://www.youtube.com/watch?v=iJbnzeQ_S0s

Williamson, D.A. (2020, Haziran 2).  US Social Media Usage How the Coronavirus Is Changing Consumer Behavior. https://www.emarketer.com/content/us-social-media-usage


Dear Class of 2020 ve YouTube Canlı Yayını 1: “Devam et / Go on!”

Temmuz 3, 2020

Yazan: Barış Gençyılmaz, Hacettepe Üniversitesi SBE, İletişim Bilimleri Lisansüstü Öğrencisi

Dear Class of 2020

YouTube Originals kanalı 6 Haziran’da pandemi dolayısıyla mezuniyet törenlerine katılamayan öğrenciler için ağ toplumunun artık yabancılık duymadığı şekilde çevirim içi bir mezuniyet etkinliği gerçekleştirdi. 8,5 milyondan fazla insanın “like”ladığı 4 buçuk saatlik yayında eski başkan Obama’dan G.Koreli müzik grubu BTS’ye, şarkıcı Lady Gaga’dan komedyen Hassan Minhaj’a kadar birçok ünlü isim performanslarıyla(şarkı, dans, konuşma-özellikle toplumsal meselelere duyarlılık-, giyim-kuşam, makyaj vb. birçok alanda) yer aldı.

YouTube Originals

YouTube’un kendi yapımlarını sergilediği kanalı olan Originals’de platformun bir başka yönünün çalıştırıldığını görebiliriz. Bu, içerik yayıncısının aynı zamanda içerik üretici olma pozisyonudur. Dizi ve film platformlarının prodüksiyonunu kendilerinin üstlendiği yapımları müşterilerine başarılı şekilde sunuyor olmasının diğer rakiplerini de etkilediği söylenebilir. YouTube Originals kanalı her ne kadar 2016 yılının Ocak ayında açılmış olsa da yalnızca 311 video içeriğe sahip. Abone sayacı gizli olarak ayarlanmış olan kanalın bugüne kadar yaklaşık olarak 436 milyon kez görüntülendiği bilgisi yer alıyor. Kanal açıklamasında İrlandalı bir şirket olan Ceann Nua LTD. “provider” olarak karşımıza çıkmakta. Youtue Originals kanalının açılma tarihi 19 Ocak 2016 iken şirketin kurulma tarihi daha sonrasında, 13 Eylül 2017’de görünmektedir.

Okul Biter Gösteri Bitmez

Lady Gaga Uncle Sam pozu

YouTube Originals’ten çıkan son içerik ise girişte belirtildiği üzere bir mezuniyet töreni oldu. Oldukça ilgi çekici bir içeriğe sahip olan bu çalışmada dünya çapına üne sahip olan isimler öğrencileri hem tebrik etti hem de “yeni normal” dahilinde üretilen bu yapımda yer alarak “yeni normal”e dair görüşlerini de dile getirdi. Obama, çalkantılı bir dönemden geçen dünyada normallere esir olmayıp yeni normali gençliğin inşa edebileceğini söylerken Lady Gaga, toplumsal değişimlere şahit olanların adalet için mücadele edeceğine dair inancını paylaştı. BTS üyeleri üzülecek bir şey olmadığını, fırsatların daima var olacağını müjdelerken Bart Simpson ise(hayalî bir karakterin sosyal gerçekliğe daha yakın olması ABD için çok uygun bir çelişki) olasılıklar dünyasının sonsuz olduğunu, mezun gençler dilerlerse aile evindeki bodrum katında ders çalışmak yerine artık aynı yerde iş yapmaya(homeoffice) başlayabileceklerini aktardı. Konuşmaların her biri tek tek analiz edilebilir ancak platformun sunduğu olanaklarla içeriği beraber ele almak gerektiğinde mesajın ortak olduğu anlaşılabilir. “Devam et!”. Neye devam edileceği konusunda ise devasa belirsizlikler vardır. Aslında burada modernizmin önerdiği “devam et” ile içerik katılımcılarının “devam et”i arasında büyük bir fark olduğu söylenebilir. Zira “Dear Class of 2020”nin Gösteri Toplumu’nun video içerik hali olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Guy Debord,   modernizmin gelişmeye(“devam et!”) her koşulda evet cevabı aradığını ve fakat bunu artık bir amaca sahip olmadan yaptığını belirtir. Katılımcılar açıktır ki yeni jenerasyondan umutlu olduklarını, onların da kendi yaşamlarına dair inançlarını korumalarını gerektiğini düşünüyor ve buna paralel olarak “devam et”melerini istiyor. Ve fakat toplumsal mesaj vermekten de kaçınmayarak özellikle de ABD’de son dönemde yaşanan hareketliliği olumluyor ve özünde zaten “devam eden” kötülüklere karşı gençlerin bir şeyler yapmaya “devam et”melerini salık veriyorlar. Tabii burada bahsi geçen açık bir sokak eylemliliği çağrısı değil, yeni bir dünyanın kuruluyor olduğu ve eskisinden daha iyisini hak ettiğimizi savunan görüşlerdir.

Ayrıca video içerikle beraber düşünüldüğünde “gösterinin karşı-gösteriyi de yuttuğu” görülür. Kurtuluş vaatleri gösteriden bağımsız değildir, o yüzden Lady Gaga da, Obama ailesi de gösterinin merkezinden izleyicilere (aslında üre-tüketicilere) seslenerek “gösteriye dikkat edin” uyarısında bulunabilmektedir. YouTube gibi platformlar bu seviyede büyük şirketlere dönüşmeseydi, bir başka deyişle Debord’un eleştirdiği gibi imge-egemen bir dünya dönemi yaşanmasaydı bu kişilerin sözleri yine bu kadar önemli olur muydu?

Tören Sahnesi: Platform

Konuşmacıların direkt ya da dolaylı olarak toplumsal iyiye işaret eden söylevlerini nasıl bir sahneden yaptıkları düşünüldüğünde ise başka bir hakikat ile karşılaşılır, platform kapitalizmine. Mezuniyet töreni yapılan öğrencilerin ekranda görünme süresi ile mevcut “celebrity”lerin görünme süreleri kıyaslandığında ortaya çıkacak tablo tahmin edilebilir. Platforma erişim tekno-iyimseleri heyecanlandırdığı kadar adil şartlar altında gerçekleşmemekte, kaldı ki büyük yapımların içerikleri de buna göre şekillenmektedir. İzleme alışkanlıklarımız öylesine düzenlenmiştir ki ardı ardına tanımadığımız birkaç kişinin(yani bizim gibi “sıradanların”) mezuniyet coşkusunu görüp duygularını anlamaya çalışmak yerine “skip” ile tanıdık yüzlerin bilge konuşmalarına atlama ihtiyacı duyarız.

Platform kapitalizminin ne anlama geldiğini dijital ekonominin market ekonomisi içindeki gelişme tablolarından anlayabiliriz. Market kapitalizminin 7 büyük şirketinden 6’snıı dijital ekonomi şirketileri oluşturuyor. Baumanncı bir kavramla bu şirketler hafif modernitenin kapitalistleri: (1)Apple (2)Alphabet (3)Microsoft (4)Facebook (5)Amazon (7)Alibaba.

Böylesi bir tabloda interneti “merkezsiz ve herkes için eşit erişimli” düşlemek-hatta Richard Barbrook gibi anarko isimler bir siber komünizm hayal ediyordu- imkânsızdır. Hatta tam aksine Castells’in savunduğu haliyle internet, “hipermerkezli”dir. Ağın içinde dijital ekonomi tekelleri de kendilerine ait rotalar kurar ve düğüm noktalarından ağdaki dolaşım takip edilir. Birden fazla şirkete ait birden fazla düğüm noktası olabilir. Ağır modernitenin terk edilmesi zor mekânlarına göre hafif modernitenin vazgeçilip yenisi kurulabilir sanal mekânlarının farkı ve avantajı buradadır. İşte “Dear Class of 2020” konuşmacılarının izleyici emeğine seslendiği sahne böyle bir yerdir. Söylevlerde seçilen cümleler sahneye ve sahnedikelere saygıya çağırır. Zira tüm bu olup bitenler pandemiye rağmen yeniden üretimin kesilmemesi için elzemdir. Henüz “dünya nasıl bir yer haline geldi, daha kaç mülteci çocuk cesedi kıyılardan toplanacak, silaha ayrılan bütçe doğayı korumaya neden harcanmıyor, iklim krizi için hâlâ neyi bekliyoruz, küreselleşme hayallerinin sonu global pandemi oldu” vb. diyerek her ne yapıyorsak “yapmamaya, etmemeye, döngüyü sürdürmemeye” dair bir çağrı duyulmadı. Sadece biçimsel olarak farklılaşarak yapıp etmelere, okul okumalara, mezun olmalara, iş aramalara, çalışmalara, spora, üretken olmaya “devam et / go on!”. Çünkü emtia ekonomisi ve dijital ekonomi artık iç içe geçmiştir, hatta buna daha arkaik kökleri olan “ahlâk ekonomisi ve -sembolik olarak- armağan ekonomisi” de eklenebilir. Dolayısıyla bir ekonomiyi ayakta tutmak diğerinin de devamlılığını sağlamasına yardımcı olur, o yüzden “go on”.

Platformun Üre-Tüketici Dostu(!) Olanakları

Google ve YouTube gibi aracılar, son derece dalgalı bir kültürel ve ekonomik alanda(akışkan da diyebiliriz) uzun vadeli bir konum tutabilmeyi amaçlar. Aslında geleneksel medyada daha önce gördüğümüz, ana akımın gölgesinde kalan yayın organlarının niche alanlar bularak buraları doldurma çabasını şimdi “platformların” sürdürdüğüne tanık olmaktayız. Bir sanal mezuniyet töreni hem interneti yaygın kullanan gençlik kitlerinin bir ihtiyacını karşılıyor gibi gözükmekte hem de geleneksel medyanın yapamayacağı kadar uzun ve içerik açısından çok daha zengin bir program üretebilmeyi sağlamaktadır. Ayrıca “replay” edilebilmekte ve arzu edilirse “download” imkânı sunmaktadır. Platformların doldurduğu boşluk aslında ihtiyaçlar hiyerarşisinde yer almaz, o boşluk henüz keşfedilmemiş tüketim yollarının boşluğudur ve bulduğu an doldurulur. İzleyicide yaratılmak istenen algı ise “böyle bir ihtiyaç oluşabilir ve bunu buradan karşılayabilirsin” olur. Bir platform kapitalizmi örneği olarak YouTube, mezuniyet videolarını oynatmadan önce dayattığı reklamlar(premium üye olarak platformdan kesintisiz yararlanma fırsatı), içeriğin altına yorum bırakma ve hatta dislike butonuna basma hakkı, yayın “live” olarak takip ediliyorsa içerik üreticisi ile doğrudan diyalog kurabilme şansı  gibi tamamı ekonomik çıktılara sahip ve karşılıklılık ilişkisine dayanan özelliklerle donanmıştır.

Kısacası “Dear Class of 2020” üzerinden değerlendirirsek YouTube platformu üzerinden yalnızca bir video izlenmemiş; etkileşime girerek sosyalleşme ihtiyacını karşılanmış, reklamla etkileşime girerek alışveriş yapma ihtiamli doğmuş ya da yazılan bir yorumun fazla “like” alması ile popülarite kazanıp  bir kimlik performansı ortaya konmuş olunabilir. Sermayeler arası geçişlilik ağ üzerinde çok daha hızlıdır. Akış halinde olmayana yer yoktur. Bu yüzden YouTube da kendini yenilemenin yollarını sürekli arar ve üre-tüketicilerine “nasıl olunması gerektiğini” bu vesileyle göstermiş olur.

KAYNAKÇA

Baumann, Z. (2018). Akışkan Modernite. İstanbul: Can Sanat Yayınları.

Castells, M. (2008). Ağ Toplumunun Yükselişi (E. Kılıç, Çev.). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Debord G. (2017) Gösteri Toplumu (A. Ekmekçi ve O. Taşkent, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Elder-Vass D. (2018). Moral Economies of the Digital European Journal of Social Theory Vol:21(2).

Gillespie, T. (2010). The Politics of ‘Platforms’, new media & society 12(3), DOI: 10.1177/1461444809342738

Romele A. – Severo M. (2016). The Economy of the Digital Gift: From Socialism to Sociality Online.



%d blogcu bunu beğendi: