
Küresel ağda sansürün yereli olur mu?
Şubat 1, 2012İlden Dirini
Twitter geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla içerik yönetim politikasında değişikliklere gittiğini duyurdu. Twitter aldığı bu kararla kullanıcıların yayımladıkları içeriği ülkelerin yerel yasalarına göre sansürlenmesini istedikleri içeriği küresel olarak değil, sadece o ülke sınırları içerisinde görünmeyecek bir biçimde sansürleyeceğini açıkladı. Elbette bu açıklama hem ifade özgürlüğü savunucularını, hem de ‘Küresel ağda yerel sansür olmaz’ diyen internet kullanıcılarının tepkisini çekti.
Twitter politikasını “Şimdiye kadar bize gelen içerik kaldırma taleplerini küresel ölçekte yerine getiriyorduk, artık bunu sadece o ülkede yapmanın yolunu bulduk. Bu özelliği henüz kullanmadık. Bundan böyle içeriği sadece yerel ölçekte engelleyeceğiz ve bu engelleme taleplerini “Chilling Effects” web sitesinde listeleyerek şeffaflık sağlayacağız.” diyerek temize çıkarmaya çalıştı. Twitter sansürü yetkili bir makamdan geçerli ve uygun talepleri bu şekilde kaldıracaklarını söyledi. Yetkili bir makamın ve taleplerin ne olacağı konusunda ise net bir açıklama yapılmadı. Devletlerin ceza ya da sansür yasaları gibi Twitter da politikasını bu şekilde her defasında daha da genişletilebilecek bir muallaklıkta bıraktı. Böylece ülkeler, ilerleyen günlerde dev tekeller, otoritelerin ifade özgürlüğünü ciddi biçimde yaralayabilecek isteklerini hayata geçirmesi daha da kolaylaşacak.
Arap isyanlarından duyulan korku
Tunus, Mısır, Libya ve son olarak Suriye’de ezilenler egemenlerin sansürüne karşı Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri sayesinde dünyaya seslenebildi. İnternet, Arap baharının örgütlenme, eylem, iletişim ve küresel yayın aracı olarak yoğun bir biçimde kullanıldı. Devletlerin katliamları geçmişte olduğu gibi saklı kalamadı, dünyanın öte ucunda izlenebilir, tepki gösterilebilir oldu.
Türkiye’den bir kaç hatırlatma yapacak olursak, Van depreminde yetkililerin açıklamaları, Van’dan gelen twitlerle yalanlanmadı mı? Yeni medya alanları üzerinden halklar arasındaki dayanışma köprüsü -hiç bir aracı kuruma gerek kalmadan- kurulmadı mı? Ya da hala aydınlatılmayan Uludere Katliamı egemen medya tarafından sansürlenirken, başta Twitter olmak üzere bir çok yeni medya aracından olay yerinden fotoğraflar, son durum, köylülerin anlatımları akmadı mı? Yüzlerce gazetecinin tutuklu olduğu ülkemizde mahkeme salonlarından atılan twitlerin her biri davaların nasıl da ifade özgürlüğünü hedef aldığını göstermedi mi? Gazetecilerin hakim karşısında yaptıkları savunmaları an be an okuyor olmamız bile hakimleri rahatsız edip, mahkemeleri daha şeffaf, mahkeme başkanlarını daha ‘esprili’ yapmaya itmedi mi?
Fişi çekemiyorlar, özgürlüğümüzü kısıtlıyorlar
Devletler gerçeğin bu kadar açıktan dolaşmasından rahatsız oluyorlar. Egemenlerin elinde bu sesi kısmak için iki yöntem var biri İnternetin fişini çekmek. Bunu ayaklanma esnasında Mısır Hükümeti yaptı. Mısır Hükümeti halkın sesini kesmek için 4 günlüğüne ülkenin internet erişimini kesti. Bu deneyimin faturası Mısır’a 90 milyon dolar zarar oldu. Mısırlılar ise o esnada, internet faks köprüleri, amatör radyo, uydu telefonlarıyla bu kesintiyi bile aşmayı bildi. İkinci yöntem ise kuşkusuz ki sansür ve bununla kol kola yürüyen izleme-denetleme politikaları. Devletler büyük ekonomik zararları göze almayacaklarına göre, sansür ve izleme politikalarını devreye sokuyor. ABD’de adı, SOPA, PIPA oluyor, Türkiye’de 5651, ‘güvenli internet’.
Bugün Twitter’ın uygulamak isteği bu ‘yerel’ sansürün kaynağını buralarda aramak mümkün. Tabi Twitter’ın piyasa değeri 9 milyar dolara yaklaşan bir şirket olduğu gerçeğini ve devletlerle ters düşüp toptan engellenerek bu değerini kaybetmek istemeyişi de nedenlerden biri olabilir. Tabi bu noktada Aralık ayının sonrlarında doğru Suudi kraliyet ailesi üyesi, dünyanın zengin kişileri arasında yer alan Prens El Velid Bin Talal Abdülaziz Alsaud da Twitter’a 300 milyon dolar yatırım yaptığını es geçmemek gerekir. Twitter’ın engelleme taleplerini listeleyerek, şeffaflaştıracağız açıklaması bu bağlamda göz boyamadan öteye gidemez. Twitter’ın sadece katılımcı olduğu bu projeye kaynaklarını ne kadar dürüstlükle açacağı sorusunun yanı sıra chillingeffects.org’un ülkeden ülkeye yasaklanmayacağının garantisini kim verebilir ki!
İfade özgürlüğüne açık müdahale
Bu noktada Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSS) Direktörü Olivier Basille Twitter Yönetim Kurulu Başkanı James Dorsey’e gönderdiği açık mektubu hatırlatmakta fayda var: Basille, “Twitter’ın ifade özgürlüğünün ülkeden ülkeye farklı yorumlanabileceği konumu kabul edilemez. Bu temel ilke Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Kendinizi tweet’leri ancak yayınlandıktan sonra sansürlemekle sınırlandıracak mısınız, yoksa resmi talep sağanağı altında, sansürcülerin tanımladığı konular ya da anahtar sözcüklere dayanan bir ön sansürleme sistemi de geliştirecek misiniz?” diye soruyor. Kaldı ki bu politika ifade özgürlüğünü kısıtlamasının yanında “*aynı zamanda dünya çapında ağın(World wide web) mantığına da aykırı bir durum teşkil ediyor”.
Denetim-takip mekanizmaları
Kuşkusuz devletlerin bu alanlardaki denetim ve müdahaleleri içerik kaldırmayla sınırlı kalmayacak. Çin’de bir çok blog yazarı tutuklu. Yakın zamanda yaşanan alttaki iki örnekte müdahalelerin nereye varabileceği konusunda çarpıcı:
**Los Angeles’a gitmeden önce Twitter’da “ABD’yi yok etmeye gidiyorum” yazan Emily Bunting ve arkadaşı, havaalanında gözaltına alındı. Yaklaşık 5 saat sorgulanan Bryan, ısrarla İngiltere’de “destroy” (yok etmek, mahvetmek, yıkmak) ifadesinin sokak dilinde “parti yapmak” anlamında kullanıldığını söylediyse de güvenlik güçlerini ikna etmedi. İkili, ertesi sabah ilk uçakla İngiltere’ye geri gönderildi.
***“Haydarpaşa Kararmasın” eylemi için Twitter’da sözleşip yemeğe gidenleri polis karşıladı, polis, aranan üç kişinin bu toplantıya katılacağı ihbarı aldığını, ihbarı yapanın bunu Twitter’dan gördüğünü söyledi.
Ülkemizde haberlerin altına yapılan yorumlar, Facebook’ta paylaşılan yazılar, videolar nedeniyle insanlar hapis cezaları alıyor. Site kapatmalar, filtreleme politikalarının yanı sıra Türkiye bir çok Uluslar arası şirketten de içerik çıkarma talebinde bulunuyor. Youtube, Google bunların başta gelenlerinden. Gazetelerin manşetlerine kadar karışıldığı, basının hizaya çekildiği, metrobüste memleket ve adalet üzerine konuşan gençlerin polislerin şiddetine maruz kaldığı ülkemizde devletin Twitter’dan isteklerinin ardı arkasının kesilmeyeceği aşikar…
Tam da bu günlerde Google’ın yaptığı şirket politikası değişikliğini de hatırlatmakta fayda var. “Kullanıcılara daha etkin hizmet” adı altında yapılan değişiklik, ‘ya kabul edersiniz, ya da kullanmazsınız’ dayatmacılığıyla İnternet kullanıcılarına sunuldu. Maillerinizden, sosyal medyaya, okuma alışkanlıklarınıza, arkadaşlarınıza, telefonlarınıza kadar her türlü bilgili bir kimlik haline getirecek olan Google devletlerin istihbaharat örgütleri için vazgeçilmeyecek bir kaynak olacak gibi…
Normal
0
21
false
false
false
MicrosoftInternetExplorer4
/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:”";
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}
* http://netdefteri.alternatifbilisim.org/2012/01/28-29-ocak-twitter-boykotu/
*** http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/135842-ilk-twitter-denetimi-mi
Normal
0
21
false
false
false
MicrosoftInternetExplorer4
/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:”";
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}
Twitter geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla içerik yönetim politikasında değişikliklere gittiğini duyurdu. Twitter aldığı bu kararla kullanıcıların yayımladıkları içeriği ülkelerin yerel yasalarına göre sansürlenmesini istedikleri içeriği küresel olarak değil, sadece o ülke sınırları içerisinde görünmeyecek bir biçimde sansürleyeceğini açıkladı. Elbette bu açıklama hem ifade özgürlüğü savunucularını, hem de ‘Küresel ağda yerel sansür olmaz’ diyen internet kullanıcılarının tepkisini çekti.
Twitter politikasını “Şimdiye kadar bize gelen içerik kaldırma taleplerini küresel ölçekte yerine getiriyorduk, artık bunu sadece o ülkede yapmanın yolunu bulduk. Bu özelliği henüz kullanmadık. Bundan böyle içeriği sadece yerel ölçekte engelleyeceğiz ve bu engelleme taleplerini “Chilling Effects” web sitesinde listeleyerek şeffaflık sağlayacağız.” diyerek temize çıkarmaya çalıştı. Twitter sansürü yetkili bir makamdan geçerli ve uygun talepleri bu şekilde kaldıracaklarını söyledi. Yetkili bir makamın ve taleplerin ne olacağı konusunda ise net bir açıklama yapılmadı. Devletlerin ceza ya da sansür yasaları gibi Twitter da politikasını bu şekilde her defasında daha da genişletilebilecek bir muallaklıkta bıraktı. Böylece ülkeler, ilerleyen günlerde dev tekeller, otoritelerin ifade özgürlüğünü ciddi biçimde yaralayabilecek isteklerini hayata geçirmesi daha da kolaylaşacak.
Arap isyanlarından duyulan korku
Tunus, Mısır, Libya ve son olarak Suriye’de ezilenler egemenlerin sansürüne karşı Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri sayesinde dünyaya seslenebildi. İnternet, Arap baharının örgütlenme, eylem, iletişim ve küresel yayın aracı olarak yoğun bir biçimde kullanıldı. Devletlerin katliamları geçmişte olduğu gibi saklı kalamadı, dünyanın öte ucunda izlenebilir, tepki gösterilebilir oldu.
Türkiye’den bir kaç hatırlatma yapacak olursak, Van depreminde yetkililerin açıklamaları, Van’dan gelen twitlerle yalanlanmadı mı? Yeni medya alanları üzerinden halklar arasındaki dayanışma köprüsü -hiç bir aracı kuruma gerek kalmadan- kurulmadı mı? Ya da hala aydınlatılmayan Uludere Katliamı egemen medya tarafından sansürlenirken, başta Twitter olmak üzere bir çok yeni medya aracından olay yerinden fotoğraflar, son durum, köylülerin anlatımları akmadı mı? Yüzlerce gazetecinin tutuklu olduğu ülkemizde mahkeme salonlarından atılan twitlerin her biri davaların nasıl da ifade özgürlüğünü hedef aldığını göstermedi mi? Gazetecilerin hakim karşısında yaptıkları savunmaları an be an okuyor olmamız bile hakimleri rahatsız edip, mahkemeleri daha şeffaf, mahkeme başkanlarını daha ‘esprili’ yapmaya itmedi mi?
Fişi çekemiyorlar, özgürlüğümüzü kısıtlıyorlar
Devletler gerçeğin bu kadar açıktan dolaşmasından rahatsız oluyorlar. Egemenlerin elinde bu sesi kısmak için iki yöntem var biri İnternetin fişini çekmek. Bunu ayaklanma esnasında Mısır Hükümeti yaptı. Mısır Hükümeti halkın sesini kesmek için 4 günlüğüne ülkenin internet erişimini kesti. Bu deneyimin faturası Mısır’a 90 milyon dolar zarar oldu. Mısırlılar ise o esnada, internet faks köprüleri, amatör radyo, uydu telefonlarıyla bu kesintiyi bile aşmayı bildi. İkinci yöntem ise kuşkusuz ki sansür ve bununla kol kola yürüyen izleme-denetleme politikaları. Devletler büyük ekonomik zararları göze almayacaklarına göre, sansür ve izleme politikalarını devreye sokuyor. ABD’de adı, SOPA, PIPA oluyor, Türkiye’de 5651, ‘güvenli internet’.
Bugün Twitter’ın uygulamak isteği bu ‘yerel’ sansürün kaynağını buralarda aramak mümkün. Tabi Twitter’ın piyasa değeri 9 milyar dolara yaklaşan bir şirket olduğu gerçeğini ve devletlerle ters düşüp toptan engellenerek bu değerini kaybetmek istemeyişi de nedenlerden biri olabilir. Tabi bu noktada Aralık ayının sonrlarında doğru Suudi kraliyet ailesi üyesi, dünyanın zengin kişileri arasında yer alan Prens El Velid Bin Talal Abdülaziz Alsaud da Twitter’a 300 milyon dolar yatırım yaptığını es geçmemek gerekir. Twitter’ın engelleme taleplerini listeleyerek, şeffaflaştıracağız açıklaması bu bağlamda göz boyamadan öteye gidemez. Twitter’ın sadece katılımcı olduğu bu projeye kaynaklarını ne kadar dürüstlükle açacağı sorusunun yanı sıra chillingeffects.org’un ülkeden ülkeye yasaklanmayacağının garantisini kim verebilir ki!
İfade özgürlüğüne açık müdahale
Bu noktada Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSS) Direktörü Olivier Basille Twitter Yönetim Kurulu Başkanı James Dorsey’e gönderdiği açık mektubu hatırlatmakta fayda var: Basille, “Twitter’ın ifade özgürlüğünün ülkeden ülkeye farklı yorumlanabileceği konumu kabul edilemez. Bu temel ilke Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Kendinizi tweet’leri ancak yayınlandıktan sonra sansürlemekle sınırlandıracak mısınız, yoksa resmi talep sağanağı altında, sansürcülerin tanımladığı konular ya da anahtar sözcüklere dayanan bir ön sansürleme sistemi de geliştirecek misiniz?” diye soruyor. Kaldı ki bu politika ifade özgürlüğünü kısıtlamasının yanında “*aynı zamanda dünya çapında ağın(World wide web) mantığına da aykırı bir durum teşkil ediyor”.
Denetim-takip mekanizmaları
Kuşkusuz devletlerin bu alanlardaki denetim ve müdahaleleri içerik kaldırmayla sınırlı kalmayacak. Çin’de bir çok blog yazarı tutuklu. Yakın zamanda yaşanan alttaki iki örnekte müdahalelerin nereye varabileceği konusunda çarpıcı:
**Los Angeles’a gitmeden önce Twitter’da “ABD’yi yok etmeye gidiyorum” yazan Emily Bunting ve arkadaşı, havaalanında gözaltına alındı. Yaklaşık 5 saat sorgulanan Bryan, ısrarla İngiltere’de “destroy” (yok etmek, mahvetmek, yıkmak) ifadesinin sokak dilinde “parti yapmak” anlamında kullanıldığını söylediyse de güvenlik güçlerini ikna etmedi. İkili, ertesi sabah ilk uçakla İngiltere’ye geri gönderildi.
***“Haydarpaşa Kararmasın” eylemi için Twitter’da sözleşip yemeğe gidenleri polis karşıladı, polis, aranan üç kişinin bu toplantıya katılacağı ihbarı aldığını, ihbarı yapanın bunu Twitter’dan gördüğünü söyledi.
Ülkemizde haberlerin altına yapılan yorumlar, Facebook’ta paylaşılan yazılar, videolar nedeniyle insanlar hapis cezaları alıyor. Site kapatmalar, filtreleme politikalarının yanı sıra Türkiye bir çok Uluslar arası şirketten de içerik çıkarma talebinde bulunuyor. Youtube, Google bunların başta gelenlerinden. Gazetelerin manşetlerine kadar karışıldığı, basının hizaya çekildiği, metrobüste memleket ve adalet üzerine konuşan gençlerin polislerin şiddetine maruz kaldığı ülkemizde devletin Twitter’dan isteklerinin ardı arkasının kesilmeyeceği aşikar…
Tam da bu günlerde Google’ın yaptığı şirket politikası değişikliğini de hatırlatmakta fayda var. “Kullanıcılara daha etkin hizmet” adı altında yapılan değişiklik, ‘ya kabul edersiniz, ya da kullanmazsınız’ dayatmacılığıyla İnternet kullanıcılarına sunuldu. Maillerinizden, sosyal medyaya, okuma alışkanlıklarınıza, arkadaşlarınıza, telefonlarınıza kadar her türlü bilgili bir kimlik haline getirecek olan Google devletlerin istihbaharat örgütleri için vazgeçilmeyecek bir kaynak olacak gibi…
*http://netdefteri.alternatifbilisim.org/2012/01/28-29-ocak-twitter-boykotu/
***http://www.bianet.org/bianet/ifade-ozgurlugu/135842-ilk-twitter-denetimi-mi
İlk Twitter Denetimi mi?
Şubat 1, 2012EMNİYET SOSYAL MEDYAYI GÖZETLİYOR
Ayça Söylemez
“Haydarpaşa Kararmasın” eylemi için Twitter’da sözleşip yemeğe gidenleri polis karşıladı, polis, ihbarı yapanın bunu Twitter’dan gördüğünü söyledi; Avukat Bolaç, polisin “interneti yakın takibe aldığı” görüşünde.
İstanbul’daki Haydarpaşa Garı’nın bugün itibariyle seferlerini durdurmasını ve “Haydarpaşa Port” projesiyle garın tamamen değiştirilecek olmasına tepki gösterenler, son bir yemek için dün akşam garın restoranında buluştu.
Yemek sırasında gelen sivil polis polisler, “kendilerine aranan birinin Twitter’a buraya geleceğini yazdığı” şeklinde bir ihbar aldıklarını söyleyerek kimlik kontrolü yaptı.
“İhbarı veren Twitter’dan görmüş”
“Haydarpaşa Kararmasın” eylemi için dün akşam restoranda bulunan Avukat Efkan Bolaç, Gar Lokantası’na oturduktan bir saat sonra yanlarına gelen bir görevlinin kendilerine, “Polisler 19:30′dan beri kapıda bekliyorlar, aranan üç kişinin burada olduğuna dair ihbar almışlar, kimlik kontrolü yapmak istiyorlar” dediğini söyledi.
Bolaç, arama kararı yoksa kimlik göstermeyeceklerini söyledi. Restoran giren sivil polislerle konuşan Bolaç, arama kararı sorduğunda, kendisine “Sahrayıcedit Karakolu’nda, gelin gösterelim” dendiğini söyledi.
“Çoğunluğunu yazarlar, gazeteciler, oyuncular ve reklamcıların oluşturduğu 25-30 kişinden oluşan bir grup eylem için oradaydı. Polis, ihbarı e-posta yoluyla aldıklarını, e-postada, ‘Hakkında arama kararı bulunan üç kişinin, Twitter’a buraya geleceklerini yazdıkları’ bilgisinin bulunduğunu söyledi. Kimlik kontrolü yapan polis, aranan kişileri bulamadığını söyleyerek restorandan ayrıldı.”
“Kamuya açık bir yerde ihbar olduğunda, polis, Kimlik Bildirim Kanunu’na göre ihbarın doğruluğunu kontrol etme hakkına sahip” diyen Bolaç, restoranın dışında da resmi giyimli polislerden oluşan ekipler olduğunu söyledi.
“Artık sosyal medyanın da ‘takip edildiğini’ söylemek mümkün. Emniyet’in Twitter ve Facebook üzerinden yapılan haberleşmeleri denetim altına aldığını düşünüyorum. Bu olay da ilk Twitter denetimi oldu sanırım. Burada yazılanlar nedeniyle insanlara dava da açılabilir…”
“Huzur ve sükunet ortamını bozmaya çalışanlar”
İçişleri Bakanlığı 16 Eylül 2011 tarihinde Emniyet Müdürlüklerine gönderdiği genelgede, göstericilerin birçok eylemi, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla veya yazılı ve görsel medya üzerinden örgütlediğine dikkat çekmişti.
NTV’nin haberine göre, Bakanlık, bu tür sitelerde toplanma yeri olarak belirlenen noktalarda “denetim ve kontrollerin artırılmasını” istedi.
“Ülkemizde huzur ve sükunet ortamını bozmaya çalışan bazı kişi ve grupların, gerek sosyal paylaşım sitelerini gerekse yazılı görsel medyayı kullanmak suretiyle belli yerlerde gösteri ve eylem yapmak üzere haberleşerek toplandıkları bilinmektedir. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu hükümleri uyarınca denetim ve kontrollerin artırılmasında yarar görülmektedir.”
Bakanlık ayrıca Facebook ve Twitter’da kendine ait hesap açarak “sosyal medyayı etkin kullanacağını” da sitesinden duyurdu.
Kaynak: bianet (Erişim: 31.01.2012, 22:27)
Alternatif Bilişim Derneği: “İnternette Sansüre Karşıyız”
Ocak 31, 2012Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş, BTK’nın 22 Kasım 2011′de uygulamaya başladığı ve “güvenli internet hizmeti” olarak sunduğu sansürlü ve filtreli internet uygulamasına karşı olduklarını ve internete erişim hakkını sınırlama girişimleriyle mücadeleye devam edeceklerini söyled.
Alternatif Bilişim Derneği, internetin ve internet kullanımının bir hizmet değil, yurttaşın temel haklarından biri olduğunu savunuyor. Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Riza Keleş, BTK’nın 22 Kasım 2011 tarihinde uygulamaya soktuğu ve “güvenli internet hizmeti” olarak sunduğu sansürlü ve filtreli internet uygulamasına karşı olduklarını ve internete erişim hakkının sınırlanmasına karşı mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Dernek Başkanı Ali Rıza Keleş, devletin gerekli yasal düzenlemeler ve icra organlarıyla bu hakkı güvence altına almakla yükümlü olduğunu belirtirken, kullanıcı olmak için gerekli bağlantı ve teknolojilere ücretsiz ya da çok az ücret karşılığında erişmenin her yurttaşın hakkı olduğunun altını çiziyor.
Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş, dijital teknolojileri, internet ve sosyal medya ortamlarını kullanabilme bilgi ve becerisi edinebilmenin de vatandaşların hakkı olduğunu ve bu konuda gerekli altyapı ve eğitimi devletin sağlaması gerektiğini vurguluyor. “İnternet için kurulan alt yapılar şeffaf olmalıdır” diyen Ali Rıza Keleş, tarafsız internet erişiminin de her kullanıcının hakkı olduğunu belirtiyor.
“Merkezi filtre bilgiye erişim özgürlüğünü kısıtlıyor”
“Yeni filtre uygulaması ile varolan yasakların genişletildiğini, aile ve çocuk filtrelerinde hükümet politikalarına aykırı olduğu düşünülen birçok web sitesine erişimin yasaklandığını, şiddet ve savaş karşıtı metinlerin ağırlıklı olarak yer aldığı, evrim teorisiyle ilgili bilimsel bilgilerin bulunduğu ya da bazı sol yayınların web siteleri yasaklanırken;bazı dini figürlerin kişisel sitelerine erişim serbest olabiliyor” diyen Alternatif Bilişim Derneği Başkanı Ali Rıza Keleş, böyle bir çifte standartlı uygulamanın kabul edilemeyeceğini vurguluyor.
Alternatif Bilişim derneği Başkanı Ali Rıza Keleş’le söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayınız.
Kaynak: voa (Erişim: 25.12.2012, 19:48)
Van’da deprem oldu: Yardım mı edelim nefret mi edelim?
Ocak 31, 2012Gülsunay Uysal
“Küreselleşmenin dibine vurduğumuz, geçişken ve akışkan kelimelerde yoğrulduğumuz, sonra bir anda, aniden kıymetsizleşen geleneklerimizi farkediverip doğrulduğumuz bugün, artık Facebook’un iletişim için önemli bir ağ olduğunu kabul etmeyen kalmadı. Kalanlar da çoktan “demode” olarak tanımlandı. Kullanıcıların kullanım gerekçelerine dair söylemleri arasında ilk sırada irtibatı kolaylaştırdığı yer alıyor. Geçici olmayanın makbul olmadığı, zihinlerde sınır üretimlerinin moda olduğu, kaldı ki ulus-devlet ve o sevgili, belirgin sınırların her gün adeta daha da kuvvetlendiği, post bütün değerlerin en önemli niteliklerinden biri de bu kelimede sinsice uzanmış değil mi zaten: Kolaylık!
Sevgili bir hayli globalize insanlar, iletişim böceklerim, “twitter” “followers” ve “following”lerim, tüketim çılgınlarım. İtiraf ediyorum, aslında bu yazının merkezinde küreselleşme yok. Bu da “değilliyle” bütünleşecek olan bir giriş oldu böylece konumuza. Bu yazıda, evet, kayıtlı bir hesabı bulunmayan ya da aktif olarak kullanmayanların asosyal olarak tanımlanabileceği sosyal paylaşım sitesi Facebook zemini üzerinden bir değerlendirme yapacağız. Doğal bir felaketin ardından Facebook’un suçunu ve gücünü göstermeye çalışacağız.”
Yazının devamı için: http://homoinsurrectus.com/2012/01/27/vanda-deprem-oldu-yardim-mi-edelim-nefret-mi-edelim/
Kaynak: http://homoinsurrectus.com/2012/01/27/vanda-deprem-oldu-yardim-mi-edelim-nefret-mi-edelim/ (Erişim: 27.01.2012, 22:32)
Profesör Binark: “İnternette Sansürlü Erişime Karşıyız”
Ocak 25, 2012Hulya Polat
Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi ve Alternatif Bilişim Derneği üyesi Profesör Mutlu Binark “Türkiye’de sınırlamalarla sadece belli bir siyasi irade için güvenlik alanı oluşturuluyor. Türkiye’nin sosyal medyayı ‘bilinçli’ kullanması gerekir” diyor.
Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Profesör Dr. Mutlu Binark, “internette sansürlü kullanıma karşıyız” diyor ve üniversite rektörlüklerine gönderdikleri deklarasyon için toplanan imza sayısının 100’ü geçtiğini söylüyor.
Türkiye’de Bilişim Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) şeffaf bir kurum olmadığını söyleyen Profesör Dr. Mutlu Binark, Avrupa Birliği ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT’in internet yasakları yüzünden “tedirgin ve kaygılı” olduğunu bildirdi. Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Binark, “İnternette bilgiye erişim özgürlüğü istiyoruz. Sansürlü kullanıma karşıyız. Bloglar bile yasaklanıyor ve gerekçe gösterilmiyor, sorulunca da açıklama yapılmıyor. Bu da devlet eliyle uygulanan sansürün ne kadar uç noktalara varabileceğini gösteriyor” diye konuştu.
Amerika’nın Sesi’nden Hülya Polat’ın sorularını yanıtlayan Profesör Dr. Mutlu Binark, üniversite rektörlüklerine gönderdikleri deklarasyonda da intenette riskler olduğunu kabul ettiklerini, ancak bu risklerden kurtulmanın ancak eğitimle mümkün olabileceğini vurguladıklarını belirtti. “Bu risklerden kurtulmak denetimle değil eğitimle mümkün, oysa eğitime yatırım yapılmıyor, temel çelişki de burada” diyen Profesör Binark, “internetteki zararlar ve olanaklar nelerdir, bunlar belirlenmeli ve bunlarla ilgili eğitim politikalarına ağırlık verilmelidir” şeklinde konuştu.
Belli bir aile ve belli bir çocuk tipinin topluma benimsettirilmek istendiğini savunan Profesör Mutlu Binark, bunun toplumdaki çeşitli aile, çocuk, inanç ve düşünce tiplerini sıfırlama olarak görülebileceğini belirtti. Bunun “internette “sınırlar örmek” olarak görülebileceğini kaydeden Profesör Binark, şöyle konuştu: “Oysa internet kendisi sorgulayan bir ortam. Hem küresel, hem de farklı olanlarla iletişim olanağı sağlayan bir ortam, sınırlamalarla sadece belli bir siyasi irade için güvenlik alanı oluşturuluyor.
Profesör Binark, Türkiye’nin sosyal medyayı “bilinçli, farkında ve olanağı değiştirecek şekilde kullanması gerekir” dedi.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayınız.
Kaynak: voa (Erişim: 20.01.2012, 23:52)
Temel bir hak olarak İnternet – 2
Ocak 21, 2012İlki 4 Aralık 2011′de gerçekleştirilen “Temel bir hak olarak İnternet” toplantısının ikinci aşaması, http://twitter.com/#!/altbilisim adresinde canlı yayınlandı… #TemelBirHakOlarakinternet
Sosyal Medyanın Nefret Söylemi için Kullanılması İfade Özgürlüğü değildir!
Ocak 20, 2012Sosyal Medyanın Nefret Söylemi için Kullanılması İfade Özgürlüğü değildir!*
[Click here for Englsih / İngilizcesi için tıklayınız]
Mutlu Binark
Başkent Üniversitesi İletişim Fakültesi
Tuğrul Çomu
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
unutmamalı
cehennemde yürüyoruz
çiçeklere bakarak…
kuruyoruz
soluyoruz ve ölüyoruz
sevgisizlikten ve erdemsizlikten
sadece cehennemde yürüyoruz
çiçekleri kurutuyoruz,
sevgisizlikten, vicdansızlıktan
ve sadece cehennemde yürüyoruz
güvercinleri vuruyoruz…
ve sadece ve sadece cehennemde yürüyoruz…
bunu unutmamalı…
2009 yılından bu yana Alternatif Bilişim üyeleri olarak, İnternet ortamında yaygınlaşan, dolaşıma girerek sıradanlaşan ve bir noktadan sonra popülerleşen nefret söylemi üzerine çalışıyoruz. Özellikle Türkiye’de yeni medya ortamındaki farklı mecralarda giderek artan nefret söylemine dikkat çekerek, Yeni Medyada Nefret Söylemi (2010, Kalkedon Yayınları) adlı çalışmamızda, nefret söyleminin nefret suçlarına zemin hazırladığını belirttik.
Bugün Türkiye’de sosyal medya ortamlarından Facebook’ta ve Twitter’da kullanıcıların ürettiği ve yaygınlaştırdığı nefret söylemine baktığımızda[1], Facebook Türkiye yönetiminin 19 Ocak 2007’de nefret suçunun kurbanı olan Hrant Dink’in katillerini öven ve bu nefret suçunu destekleyen “hayran” sayfalarına yönelik şikayeti “ifade özgürlüğüdür” diyerek kapatmayı red ettiğini öğrendiğimizde, hem toplum(umuz)daki hem de İnternet alanında işleyen ve bu ortamdan gelir elde eden şirketlerin ikiyüzlülüğü, daha ağır bir deyişle riyakârlığı ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz[2]. Aslında bu riyakârlık, toplum(umuz)da siyasi iradeden, yargıdan, yasamaya ve temel eğitim kurumlarına değin her kuruma sinmiş durumda. Siyasi iradenin, muhalefetin ve basının her haktan-özgürlükten yana ifadesini “terör eylemi” olarak etiketlediği, “sınıfta Alevi olan var mı?” diye soran öğretmenin[3] olduğu bir eğitim sisteminde, bir yargı mensubunun örgütlü ve planlı bir nefret suçunu “karar beni de tatmin etmedi”[4] şeklinde bu suçu görmeyerek, karar alması bu riyakârlığın nerelere nasıl temellendiğini göstermekte.[5]
Nefret söylemi bilindiği üzere, her türlü hoşgörüsüzlükten kaynaklanan ve önyargılardan beslenen nefreti yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmaktadır. Nefret söyleminin uluslararası düzeyde kabul görmüş tanımı 1997 yılında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin nefret söylemiyle ilgili aldığı Tavsiye Kararı’nda yer almaktadır. Bu Karar’da nefret söylemi şu şekilde tanımlanmaktadır: “ırkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-Semitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi.”
Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir (www.nefretsoylemi.org). Nefret söyleminin ortaya çıkmasında, kendinden/biz olarak kurulan aidiyetten farklı olana yönelik üretilen veya kurgulanan olumsuz etiketlemeler, stereotipler, önyargılar ve ayrımcılık uygulamaları rol oynar. Genel olarak bakıldığında nefret söylemi, altı ana başlık altında incelenebilir. Bunlar;
- Siyasal Nefret Söylemi:
Siyasal bir düşünceyi ve bu düşüncenin takipçilerini hedef alan nefret söylemidir. Bazen bir ideolojinin tamamını, bazen yalnızca bir veya birkaç siyasi partiyi, bazen ise çok daha küçük grupları hedef alabilmektedir.
- Kadınlara Yönelik Nefret Söylemi:
Temelde cinsiyetçi ifadelerin kullanılmasıdır. Aşağılama amaçlı bu ifadelerde kadının konumunun ikincilleştirildiği bir söylem oluşturulmaktadır.
- Yabancılara ve Göçmenlere Yönelik Nefret Söylemi:
Yabancıları, göçmenleri ve/veya etnik grupları hedef alabilmektedir. Türkiye’de ve dünyada ekonomik nedenlerle üretilmiş örnekleri sıklıkla görülmektedir. Ayrıca bu nefret söylemi ırkçılıktan da beslenmektedir. Farklı etnik grupları toplumda korku, kaygı kaynağı olarak konumlandırmakta ve “düşman” olarak işaretlemektedir.
- Cinsel Kimlik Temelli Nefret Söylemi:
Heteroseksüel cinsel kimlik dışındaki cinsel kimliklere sahip kişileri hedef alan nefret söylemidir. Temel olarak geyleri, lezbiyenleri, biseksüelleri, travesti ve transseksüelleri hedef alarak, bu cinsel kimlikleri ”sapkın”, ”iğrenç” olarak etiketler.
- İnanç ve Mezhep Temelli Nefret Söylemi:
Farklı dinlere ve mezhep aidiyetlerine yönelik üretilmektedir. Türkiye’de ve dünyada farklı örnekleri sıklıkla görülmektedir. Türkiye’de Müslümanlık dışındaki dinlerin yanı sıra, hakim konumlanan/konumlandırılmış Sünni mezhebi dışındaki tüm mezheplere, başta Aleviliğe yönelik üretilmektedir.
- Engellilere ve çeşitli Hastalıklara yönelik Nefret Söylemi:
Fiziksel veya zihinsel engellilere ya da bazı hastalıklara sahip kişilere yönelik üretilmektedir. Türkiye’de görülme sıklığı giderek artmaktadır. Kaynağı, sosyal ve/veya ekonomik olabildiği gibi bunlardan tamamen bağımsız da olabilmektedir.
Görüldüğü üzere, nefret söyleminde dilsel pratiklerin kullanımı ve bu pratiklerin yaygınlaştırılma ortamları önem taşmaktadır. Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, İnternet ve sosyal medya ortamlarının gündelik yaşamda giderek artan yeri ile yakından ilişkilidir. Çevrimiçi haber sitelerinin okur yorumlarında üretilen nefret söylemi üzerine çalışan, İlden Dirini’nin de dikkat çektiği üzere, yeni medya ortamları etkileşimli kamusal alanlar yaratarak nefret söyleminin yaşam bulabildiği, kolaylıkla yeniden üretilip dolaşıma sokulabildiği ortamlardır (Dirini, 2010). Türkiye’de de özellikle Facebook duvarı ve Twitter gönderileri kullanıcılar tarafından yukarıda altı başlık altında sınıflandırdığımız nefret söylemini yaymak için yoğun olarak kullanılmaktadır.
Nefret söylemleri, farklı yeni medya mecralarında farklı biçimlerde yer alırlar. Örneğin çevrimiçi haber sitelerinde ve sosyal paylaşım ağlarında üretilen nefret söylemi, gündemle ilişki içinde olabilmektedir. Özellikle Kürtlere yönelik toplumda yaratılan “En İyi Kürt Ölü Olandır!” vb. saldırgan ve suça teşvik edici nefret söylemi, gerek geleneksel medya metinlerinde gerekse Facebook duvarlarında Temmuz 2011’den bu yana yaygın ve doğal kılınmaktadır. Diğer yandan video paylaşım ağlarında üretilen nefret söylemi, üretimi bakımından gündemle ilişki içinde olabilse de dolaşımda bulunması bakımından gündemden bağımsızdır. Video paylaşım ağlarında dolaşıma sokulan nefret söylemi, klon kopyalarla kürel ağın farklı yerlerinde hep bulunmaya ve nefreti saçmaya devam etmektedir. Dijital oyunlar ve oyun ortamlarında üretilen nefret söylemi ise tamamıyla, “ötekilere” (ki bu ötekiler Araplar, Müslümanlar, Çinliler, kadınlar, eşcinseller vb. kimliklere sahiptir) yönelik genellemelere ve önyargılara dayanmaktadır ve çoğunlukla gündemle ilişki içinde değildir.
Türkiye’de kamuoyunda nefret söylemi konusunda duyarlılık son bir kaç yıldır artmıştır. Bu konuda özel olarak çalışan kurumlar (çeşitli STÖ’ler)[6] hükümeti nefret suçları konusunda bir an evvel düzenleme yapmaya davet etmektedir. Ancak yapılan çalışmaların bir çoğu geleneksel medyaya yöneliktir. Oysa bugün milyonlarca kişinin kullandığı Twitter gibi bir mikroblog uygulamasında, Facebook ve benzeri toplumsal paylaşım ağlarındaki ya da YouTube, dijital oyunlar, çevrimiçi haber siteleri, haberlere yapılan yorumlar, nefret siteleri, IRC’ler gibi yeni medya ortamlarındaki nefret söylemi, nefret suçları bakımından titizlikle incelenmesi ve üzerinde durulması gereken alanlardır (Toprak vd., 2009 ve Çomu, 2010).
Bilindiği üzere, Facebook’ta, Twitter’da ve/veya dijital oyunlarda kullanıcılar arkadaşlarının ürettikleri nefret söylemine ortak olmakta, nefret söylemini doğal görmekte ve kanıksamaktadır. Kanıksanan nefret söylemi nefret suçlarını örgütleyebilmektedir. Birbiri ardına gerçekleşen yukarıda -girişte- saydığımız tüm bu nefret söylemleri ve nefret suçları İnternet’in nefret söyleminin yayılmasındaki etkisini ve gücünü göstermektedir. Nefret söyleminin sokağa taşınması, “nefret suçuna” dönüşmeye teşvik edilmesi ve bu söylemin pervasızlığı karşısında ne yapılmalı sorusunu bu noktada sormalıyız. Sosyal medya ortamlarının nefret söylemini doğal bir zihn örüntüsü-yapısı kılmak ve nefret suçlarını övmek için kullanılması ifade özgürlüğü değildir. Pekiyi, kullanıcıların, yani Türkiye’de İnternet erişimine sahip bu “seçkin ve şanslı” yurttaşların zihin yapılarına sinmiş/içselleşmiş, doğal bir şekilde gönderilere taşınan nefret söylemine karşı ne yapılmalıdır?
Her şeyden önce İnternet’te yayılan, dolaşıma giren nefret söylemine karşı kullanıcıların farkındalık bilincini geliştirmek ve yeni medya ortamlarını karşı örgütlenmeler ile barış dili için kullanmak gereklidir. Nefret söylemi yayan, farklı olanı hedef gösteren ve nefret suçunu teşvik eden haber sitelerini, okur yorumlarını, web sitelerini, Facebook gruplarını, Twitter mesajlarını “şikayet et kaldır” yolu ile yeni medya ortamından belki “yok edebiliriz”. Hatta filtreler ile erişime engel kılabiliriz! Burada devletin bir riyakârlığına daha dikkat çekelim. Twitter’da 19 Ocak 2012 tarihinde gün boyu akan, nefret söylemi yayan Tweet gönderileri hiçbir şekilde BTK, TİB ya da bilişim konusunda görevli hiçbir Cumhuriyet Savcısı tarafından uyarılmadı, kaldırılmadı… Bu da gösteriyor ki, BTK ve TİB’in “Güvenli İnternet Filtresi” uygulaması aileyi, çocukları nefret söyleminden korumayı amaçlamıyor, hatta tam tersine toplum(umuz)da farklı olan yurttaşlara yönelik saldırgan, küçümseyici, öfke dolu ve hedef gösteren sözcüklerin dolaşımda olmasını hoş ve makul görüyor; siyasi iradenin “ideal /yeğlenen aile ve çocuk tasarımı” projesi çerçevesinde (Binark, 2011)…
Demek ki asıl ve gerçek sorun: bu ayrımcı ve tahammülsüz zihinlerin hep burada oladuğu ve olacağıdır. O zaman burada ve şimdi ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. Türkiye’deki tüm yurttaşların da dünyadakilerin de “ötekileştirdikleri” ile daha fazla bir arada olmaya, tanımaya, kavramaya, anlamaya ve barış diline gereksinimi daha çok vardır. Bir de İnternet’in bireyleri özgürleştiren, toplumları demokratikleştiren, bir arada yaşama kültürünü çoğaltan olumlu kullanım pratiklerini çoğaltmaya, yaygınlaştırmaya…
“Bu noktada biz neler yapabiliriz?” diye soracak olursak,
- Kullanıcı sözleşmelerinde nefret söylemine karşı müdahil olma talebinin geliştirilmesi
- Yeni medya editörlerine yönelik nefret söylemine karşı farkındalık geliştirecek eğitimin verilmesi
- Yeni medya ortamında nefret söylemi izleme ve raporlama mekanizmalarının geliştirilmesi
- Yeni medya ortamlarını kullananlara bu konuda farkındalık kazandıran eğitimlerin verilmesi ve bu izlek içerisinde Eleştirel Yeni Medya Okur Yazarlığının geliştirilmesi
- Nefret söylemi içeren içeriklerin, grupların “şikayet et” mekanizması ile kaldırılmasını sağlamak
- Pozitif Örneklerin Yaratılması ve Teşviki
- Nitelikli İçerik Üretiminin Teşviki
- 1543 sayılı Siber Uzamda Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Üzerine Tavsiye kararında (2001) “ırkçılığın bir kanaat olmadığını, suç olduğunu” izleyerek, oluşturulan Avrupa Siber Suç Sözleşmesi Ek Protokolü’nün imzalanması için kamuoyu baskısının oluşturulması
- Çevrim içi habercilik için etik ilkeler geliştirilmesi
- Nefret söyleminin nedenleri ve koşullarının anlaşılması. Yeni medya ortamında dolaşıma sokulan nefret söyleminin gerçek yaşamdaki kökleri/kökenleri/kaynakları ve nedenleri siyasal, kültürel ve toplumsal politikalar temelinde araştırılması
Rakel Dink’in de dediği gibi, “masum bir bebeği katile dönüştüren zihniyet” bu dünyada örülmekte, işlemektedir; siber uzam da onun ideolojik mücadele araçlarından birisidir. İşte bu nedenle, siber uzamda yayılan, popüler kültür gibi veya “sözde ifade özgürlüğü” algılanan ve öyle alımlanmaya başlayan nefret söylemine karşı birlikte burada ve şimdi/hep mücadele etmek gereklidir.
Binark, M. (2011), “Türkiye’de Sağ Politikaların Üç Takıntısı üzerinden İnternet Sansürünü Okumak”, Evrensel Kültür, Sayı: 236, Ağustos, 68-73. ISSN: 1302-1478-9-7
Dirini, İ. (2010), Yeni Medyada Nefret Söylemi, (yayına hazırlayan) T. Çomu, İstanbul: Kalkedon Yayınları
Toprak, A., A. Yıldırım, E. Aygül, M. Binark, S. Börekçi ve T. Çomu (2009), Toplumsal Paylaşım Ağı Facebook: “görülüyorum öyleyse varım!”, İstanbul: Kalkedon Yayınları”
* “Nefret Söyleminin Nefret Suçuna Evrilmesi” (http://bianet.org/bianet/biamag/131930-nefret-soyleminin-nefret-sucuna-evrilmesi) başlıklı yazıdan güncellenerek, 19 Ocak 2012 tarihindeki sosyal medya gönderi akışı dikkate alındığında görülen lüzum hazırlanmıştır.
[1] Örneğin, yurttaşların/Hrant’ın Arkadaşlarının 19 Ocak 2012 de Hrant Dink’in katlinin 5.yılını anmalarına ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 18 Ocak’ta adaleti ve vicdanları yaralayacak bir şekilde verdiği kararı protesto etmek isteyenlere yönelik olarak Twitter ortamında yaptığımız taramada nefret söylemini açıkça görebiliriz.
https://twitter.com/#!/search/hrant ve https://twitter.com/#!/search/ermeni (Twitter aramaları, aramanın yapıldığı zamana bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Seçilmiş birkaç örnek için tıklayabilirsiniz.)
Bu taramalarda özellikle Dink’in katillerini ve suç ortaklarını öven sözcüklerin, görsellerin kullanıldığı, böylece toplumda farklı etnik kimliklere, mezheplere ve cinsel yönelime sahip olanlara yönelik nefret suçu işlenmesini doğal kılmaya yönelik zihin yapısının ve algısının oluşturulduğu gözlenmiştir.
[2] Belirtmek gerekir ki nefret söylemi üreten içeriğin siteye yüklenmesi ve/veya site üzerinden paylaşıma/dolaşıma sokulması Facebook kullanım koşullarına aykırıdır. Bkz. https://www.facebook.com/legal/terms?ref=pf (Madde 3.7) ve https://developers.facebook.com/policy/ (Madde 3.B.5)
[5] Dink davasının düşündürdükleri adlı Hatice Bakanlar’ın yazının okunmasını rica ederiz:
http://www.bianet.org/bianet/siyaset/135550-dink-davasinin-dusundurdukleri
[6] Örneğin, Uluslar arası Hrant Dink Vakfı, Sosyal Değişim Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği vb.
Blog Yazarlarına Çağrı
Ocak 19, 2012İnternet Sansüründe Sırada Sosyal Medya mı Var?
Ocak 19, 2012Selin Süer Ünlü
Türkiye’de internette yasaklı site sayısı bazı kaynaklara göre 15 bini geçti. İnternette sansür kime yarıyor? Dünya iktidarları interneti yasaklamayı neden bu kadar istiyor ve Türkiye’de sırada hangi yasaklar olabilir? Merak edilen tüm bu soruların yanıtlarını İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve Alternatif Bilişim Derneği üyesi Özgür Uçkan’a yönelttik.
Sırada Sosyal Medyaya Yasak Olabilir
Amerika’nın Sesi’nin sorularını yanıtlayan Uçkan, filtrelerden sonra sıradaki hedefin sosyal medya olabileceğini düşünüyor. Uçkan, “Sosyal medyada örgütlenmek, eylem organize etmek mümkün. Bütün bunlar Arap Baharı ve Wall Street’i İşgal hareketiyle çok ciddi bir şekilde ortaya çıktı” diyor. Dolayısıyla, Uçkan’a göre bundan sonra iki hedef var. Bir taraftan internetteki haber akışını kesmeye yönelik, basın üzerindekine benzer mekanizmaları internet medyası üzerinde kurmak; ikincisi de sosyal medyayı bir şekilde kontrol altına almak. Ancak Uçkan altını çiziyor: “Bunların ikisini de yapmak çok zor. İnternetin küresel olarak fişini çekmedikçe, tamamen kontrol altına almak imkansız” diyor ve ekliyor “Dolayısıyla iktidarların işi zor!” Özgür Uçkan, “Ulus devletler internet üzerindeki baskılarını aşırı yoğunlaştırdıklarında bu onlara ekonomik kriz, küresel ekonomiden aldıkları payın daralması gibi bir dizi çok ciddi bedellerle ödeyecekleri sorunlar olarak geri dönecektir” diyerek internetin ekonomik boyutunun da önemini vurguluyor.
İnternete Erişim Hakkı Anayasal Güvence Altında Olmalı’
Özgür Uçkan, “ Birleşmiş Milletler internet erişimini temel bir hak olarak “Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’ne” ekledi aynı şeyi Avrupa Komisyonu “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne” yaptı. Her ikisinde de Türkiye’nin imzası var. Bu yüzden, bunu iç hukuka uyarlamakla yükümlüyüz” diyor.
Uçkan’a göre internete erişemiyorsanız, ifade, bilgi edinme, haberleşme, basın özgürlüğü hatta örgütlenme özgürlükleriniz sakatlanır. Dolayısıyla Uçkan, “İnternet erişimi bu temel hak ve özgürlükler platformunun asli bir parçası haline geldi” diye konuşuyor.
Sansür Bir Devlet Refleksi
“Sansür hemen hemen tüm iktidarların en favori kontrol aygıtı olagelmiştir” diyor Uçkan. Sansürün genellikle basın üzerinde uygulandığını belirten uzman, “İnternetin sansürlenmeye çalışılmasının bir devlet refleksi olduğunu” düşünüyor. Yani Uçkan’a göre bu sadece iktidardaki partiyle ilgili değil. “Daha önce ilk bu tip düzenleme çalışmaları 2001’de DSP-MHP-ANAP koalisyonu sırasında gelmişti. Basın kanununu internete uygulamaya çalışıyorlardı ama tam olarak uygulayamadılar” diye konuşuyor Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Özgür Uçkan.
Özgür Uçkan, Türkiye’de internet sansürünün 2000 yılından beri artarak sürdüğünü de söylüyor ve 2007’de çıkarılan 5651 sayılı yasayla engellenen site sayısının birden bire on binlere yükseldiğini hatırlatıyor.
“İnternette herhangi bir şeyi tamamen yasaklamanın yolu yok. O yüzden bu tür filtreler kullanılıyor. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Tüm dünyada devletler interneti kendilerine bir tehdit olarak algılıyor. Şu anda Amerika’da SOPA’yı (Stop Online Piracy Act) tartışıyor. Londra isyanları olduğunda İngiltere Başbakanı ‘Sosyal medyayı denetlemek lazım’ demeye başladı. Fakat, İngiltere ve ABD gibi ülkelerde ciddi bir tepki geldiğinde hükümetler geri adım atmayı biliyor. Ama bizimki gibi demokrasinin yeterince gelişmediği ülkelerde bir yasa çıktıktan sonra onu değiştirmenin yolu pek olmuyor. 5651’i normalde Anayasa Mahkemesi’ne götürebilsek iptal edilir ama yapamıyoruz” diyor.
*İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde bilgi ekonomisi, ağ ekonomisi, enformasyon tasarımı ve yönetimi, iletişim tasarımı, tasarım yönetimi konularında ders veren Uçkan, Alternatif Bilişim Derneği’nin de üyesi. Uçkan, Bthaber’de de köşe yazarı.
Söyleşinin tamamını dinlemek için tıklayınız.
Kaynak: voa (Erişim: 18.01.2012, 16:06)



trl tarafından yazıldı 



